By 15 Nisan 2018 0 Comments

Adab-ı Muaşeret Düsturları Bizle Beraber Yok Olup Gidiyor

Akşam yorgun argın eve gelip televizyon haberlerini izlediğim zaman şok geçiriyorum. Yıllardır düzelir diyorum ama her gün şiddet, vahşet ve kan gittikçe artıyor. Sanki ülkemde bir şeyler yanlış gidiyor.

Çağımıza uygun çok iyi eğitimler vermeye başlamışız doğru. Doğrusu ve yanlışı ile devlet okullarının yanında özel okulların da sayıları artmış. Yetmemiş etüt merkezleri kurulmuş, o da yetersiz kalmış özel hocalar tutarak çocuklarımızın daha iyi bir eğitim almalarını sağlamaya çalışmışız. Para da var ise istediğimiz okulda çocuklarımızı eğitme imkanı yakalamışız.

Eskiye göre fiyatlar da ucuzlamış. Hocaların kalitesi de rekabet olmasından dolayı artmış. Bu tatlı rekabet hocaları da daha iyi yetiştirmiş. Kendisini yetiştirmeyenler ise meslektaşlarını geriden takip etmişler.

Ama düşünceye dayalı değil ezbere dayalı bir sisteme doğru gitmeye başlamış eğitimimiz. Test mantığı, öğrenmenin yerini almış. Bu konuyu şimdilik ayrı tutuyorum.

Ailelerin çocuklarına daha iyi bir gelecek hazırlamak için müthiş bir çaba sarf ettiklerini görüyoruz. Tüm maddi kaynaklarını çocukları için adeta seferber etmişler.

Ama bir yerlerde hata var sanki… Ruhsuz, kimliksiz ve maneviyatsız bir nesile doğru sürükleniyoruz gibi.

Çocuklarımızın hareketleri değişmeye başlamış, konuşmuyorlar, tartışmıyorlar, yorum yapmıyorlar. Gelecek endişesi ise hiç duymuyorlar. Nasıl olsa anne ve babalar onların yerine düşünüyor, geleceklerini hazırlıyorlar. Bazıları sularını bile bardaklarına koyup içmekten acizler adeta.

“Adab-ı muaşeret” kurallarımızı neredeyse biz bile unutmuşuz ki çocuklarımıza nasıl örnek olalım?

Filmlerde “çatal solda, bıçak sağda” diye adab-ı muaşeret kurallarımızı farklı bir boyuta getirmeye başlamışlar. Ya da başlarında kitaplar ile insanları dolaştırmışlar, doğru yürümeyi öğrensinler diye. Bence başarılı da olmuşlar. Kısıtlamışlar, adeta anlamsızlaştırmışlar bilerek ya da bilmeden adab-ı muaşeret kurallarımızı…

Oysa güne tanıdık ya da tanıdık olmayan kişilere Allah’ın selamını vererek başlamanın ya da gülümseyerek “günaydın” demenin, hal hatır sormanın ne kadar da önemli bir şey olduğunu çocuklarımıza öğretmemişiz. Ben babamdan öğrendiğim gibi eve girerken veya dışarı çıkarken selam vermeyi hiçbir zaman kesmedim, kendime düstur edindim. Çocuklarımdan da selam vermelerini her zaman istemişimdir. Bu yazıyı okuyan kişiler; lütfen çocuklarımıza “bugün tüm arkadaşlarınıza ve çevrenize selam verin” diye öğütleyin.

İnsanları rencide etmemeyi öğretememişiz. Gerçi ilk olarak biz çocuğumuzu rencide etmişiz. Başkasının çocuğu ile kıyaslayarak, komşu çocuğun başarılarını takdir etmişiz ama kendi çocuğumuzun meziyetlerini ise görmemişiz, gözümüz hep başkalarında olmuş.

Trafikte gelişi güzel korna çalmamayı, sana ait olan yolda arabayı sürmeyi, bağırıp çağırmamayı, küfür etmemeyi, kırmızı ışıkta kamera olmasa bile geçmemeyi, yaşlı insanlara ve yayalara sabır ile yol vermeyi, arabanın camından dışarı bir şeyler atmamayı, insanları rahatsız edecek tarzda naralar atmamayı çocuklarımıza öğretmeliyiz. Tabi önce ebeveynler olarak bizler bu olumsuz davranışları yapmamalıyız.

Yolda tükürmemeyi, etraftaki çiçeklere, ağaçlara zarar vermemeyi öğretmeliyiz.

Sırada beklemeyi, kaynak yapmanın çok haksız bir davranış olduğunu, ekmek alırken sıraya geçmeyi,

Hayvanlara kötü davranmamayı, eziyet etmemeyi,

“Sokak hayvanlarını besliyorum” düşüncesi ile evde ne atık varsa sokaklara gelişigüzel dökmemeyi,

Çevremizi kirletmemeyi,

Bisiklet yolunda yürümemeyi,

Donla denize girmemeyiJ

Lokantalarda yemek yedikten sonra tabağın içine kürdan, peçete atmamayı,

Büyüklere karşı saygıyla hitap etmeyi, akranlarına karşı kaba davranmamayı, bayanlara karşı çok daha nazik hareket etmeyi, “hişt” kelimesinin çok kaba bir şey olduğunu,

Giyimimize çok dikkat etmemiz gerektiğini ve temiz giyinmeyi,

Telefonlarda nasıl konuşmamız gerektiğini,

Sınıfa girerken acele ile birbirini itmeyerek sıra beklemeyi, sabırlı olmayı,

Sıralarda gürültü çıkarmadan sessizce oturmayı,

Verilen görevlere karşı mazeret üretmemeyi,

Ayakkabılarımızın devamlı temiz ve boyalı olmasını,

Kütüphanede ses çıkarılmamasını,

Evde anne babaya her zaman yemekte veya ev işlerinde yardım etmeyi, sesimizi yükseltmemeyi,

Hususi hayatımızı kimse ile paylaşmamayı,

Lüzumsuz münakaşalardan kaçınmayı…

Yukarıdaki adab-ı muaşeret düsturları uzadıkça uzar gider.

Bu kurallara uymamız hayatımızı kolaylaştırır, istikrar sağlar bizlere, kısaca neyi yapabileceğimizi neyi de yapamayacağımızı belirler. Çocuklarımız “adam gibi adam” olur.

Lütfen düşünelim, bu kurallara ne kadar uyuyoruz ya da çocuklarımızı bu konularda ne derece eğitmişiz. Çocuklarımızın davranışlarını ve de yetiştirme tarzımızı baştan sona tekrar gözden geçirmemiz gerekmektedir.

En doğrusu da okullarımıza “Adab-ı Muaşeret” dersini tekrar koymamız gerekecek. Yoksa bu düsturlar bizle beraber yok olup gidecek ve geri dönülmez yaralar açacak. Bu akşam haberleri bu yazılanları düşünerek dinlerseniz ne kadar vahim bir durumda olduğumuzu anlarsınız.

 

Prof. Dr. Hamdi Temel

 

 

 

About the Author:

Post a Comment

*