By 31 Mart 2014 0 Comments

Adalette Kararlı Olmak

“Adalet, Hakkı dayının hakkını Hakkı dayıya vermektir”. Bu tanımı, yani; “kim neyi hak ediyorsa hak ettiğini vermek” manasına gelen bu deyimi, tam 20 yıl önce öğrenmiştim. Adaletin zıddı zulümdür. Zulüm ise güçlü bir kimsenin hukuka, yasaya veya vicdana aykırı davranmasıdır.

Yüce Allah Kuran-ı Kerim’de şöyle buyurur: ‘Allah, mutlaka size emanetleri ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder’ (Nisa 58) Bu ayetten de anlaşılacağı üzere ferdi ve sosyal ilişkilerde adalet en temel ahlaki değerdir. Bir toplumda sosyal barışın olması, adaletin hakkıyla gerçekleşmesine bağlıdır. Toplumsal huzurun temel unsuru olan adaletin uygulanmadığı yerde sosyal ve ekonomik dengesizlikler baş gösterir. Haksızlık, anarşi, kargaşa toplumu huzursuz eder. Bu sebeple insanoğlu, her türlü ilişkide adaleti ve hukuku esas almalıdır.

Yine yüce Allah Kuran-ı Kerim’de: ‘Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletli davranmaktan alıkoymasın’ diye buyurur (Maide 8). Bu ayette insanların birbirleriyle olan ilişkilerinde daima adaleti ve hukuku gözetmesi istenmiş, ayet bu konuya dikkat çekmiştir. İnsanlar arasında ayrım yapmamayı, bir konuda karar verirken her zaman ve her durumda adaletli davranmayı, İslam’ın öğütlediği ahlak anlayışında görmekteyiz. Adaleti gerçekleştirebilmek, zulmeden kişilere boyun eğmemekle gerçekleşir. Ayrıca, zulmeden kişilerin tarafında olmamak veya onlarla bir menfaat veya gönül birliği içinde olmamak gerekir. Bunlar insanın zulme ortak olduğunun da kanıtıdır.

Herkesin adaleti kendisinin ayakta tuttuğunu söylediği bir zamanda önemli olan, hangi tarafın zulmettiğini veya adaletli davrandığını anlamak ve bilmektir. Yine bu konuda yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” diye emrediyor. Bu ayet için Rasülullah (S.A.V); “bu ayet beni ihtiyarlattı” diyecek kadar etkilenmiştir. Bu konuların tamamında yüce Allah bu ayeti örnek almamızı istiyor.

Adalet konusunda şu hususlara dikkat çekmek istiyorum:

İnsana saygı: Temeli insana saygı olan bir adalet anlayışı, insanın ne olduğu üzerinde düşünür, insanı tanımaya ve anlamaya çalışır. İnsanın sahip olduğu potansiyeli değerlendirir ve insanı sürekli keşfeder.

Hürriyete saygı: İnsanı ezen, kişiliğini zedeleyen, onun bağımsız karar vermesini engelleyen her türlü baskı, insanın hürriyeti fikri ile çelişir. Herkes özgürce kendi akıl sağlığının ve tercihlerinin sahibi olmalıdır.

Düşünceye saygı: Düşüncenin geliştirilmesinde en büyük engel; “benim doğrum biricik doğrudur, benim dışımdakiler hep yanlıştır” anlayışıdır. Senin doğru bildiğine itiraz edilmesine katlanamazsan, sorgulanmasına izin vermezsen, mutlak doğruya ulaşman mümkün değildir. Düşüncelerini de insanların genelini incitmeden söyleyebilmek çok önemlidir.

Ahlaki değerlere saygı: İnsanoğlu iyinin ve doğrunun ne olduğunu bilir. Fakat her zaman iyi ve doğruyu yapamaz. Bu da tecrübeyle sabittir. İnsanlara sadece öğütlerde bulunmak yeterli değildir. İnsanı daha çok etkileyen insanın yaptığı eylemlerdir. Ahlaki sorgulama yapılmadığında gerçeklerden kopuk hayal dünyasında yaşayan insanlar ortaya çıkacaktır.

Kültürel mirasa saygı: Geçmişten devralınan kültürel mirasa kör olmak veya onu bilinçsizce tüketmek, tarihi mirasımızı anlamamıza engel olur. Bu da adaletin ortaya çıkmasını engeller.

Yüzde doksan dokuz çoğunluğun, yüzde birin hakkını koruduğu an adalet gerçekleşmiş olacaktır.

Mesele, adalet veya zulüm kelimelerinin tarifini yapmak değil, hangi tarafın veya grubun adaleti tesis ettiği veya adaletli olduğunu anlamaktadır. Yoksa istediğimiz kadar adalet ve zulmün tanımını yapalım, sorun hiçbir zaman çözülmeyecektir.

Sistem, insanların yalnızca önemsiz işleri yapmasına izin vermekte, önemli meselelerde ise karşımıza yasaların koyduğu yasakları çıkarmaktadır. Yapılan işler her ne kadar insanlık adına yapılıyor gibi görünse de, insanlığı adım adım sona yaklaştırmaktadır.

 

Nuri KAYA

SORGUN DÜŞÜNCE KULÜBÜ

 

About the Author:

Post a Comment

*