By 1 Şubat 2015 0 Comments

Avrupa Milletlerinin Karakter Ve Psikolojileri / Orhan Sakin

Fransız felsefe tarihçisi olan Alfred Fouıllee tarafından 1903 yılında yayınlanan bu eser 1923 yılında Türkçeye çevrilmiştir. Mustafa Kemal tarafından ciddiyetle okunmuş önemli bir eserdir. Orhan Sakin tarafından yeni Türkçe’ye çevirisi yapılan bu eser, yüz yıl öncesine ait Avrupa ülkelerinin karakter ve psikolojilerini çok güzel bir şekilde ifade etmektedir.

Avrupa’yı yakından ve derinden tanımak adına Atatürk, bu kitabın birçok bölümlerinin altını çizmiş ve notlar almıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarına denk gelen bu okumada öne çıkan kısımlar şunlardır:

Eski Yunanın şevket ve azametini doğuran ferdiyetçiliktir. Ama mahvoluş ve çöküşlerine de yine bu ferdiyetçilik sebep olmuştur. Romalıların ayırıcı özellikleri olan ‘’Başlanan işi sonuna kadar sürdürme, bir araya toplanarak bir teşkilat kurma yani dayanışma ve ortaklaşa hareket etme fikri’’ Yunanlılarda hiç olmamıştır.

Romalılar: “Rençber ve asker olan Romalılar, müspet ve yalnız pratik şeylere aşırı derecede önem vermekle şöhret bulmuşlardır.”

Roma mürebbiyeleri fert için değil devlet için çocuk yetiştirirlerdi.

İtalya, Makyavel’in şu düsturuna inanmıştır: ‘’Her fırsatta tekrar edilen hak iddiası, sonunda o şey üzerine hukuku tesis ve teşkil eder.’’

’Din, İspanya’da bir ahlaki amil olmadan ahlaksızlık çoğaldı.’’

’İngilizler, cahil, barbar, fıtraten hantal kültürü sevmez, geç olgunlaşır.’’

’İngilizler, kimseye dost olmazlar, becerikliye, kuvvete ve başarılı olana saygı gösterirler.’’

’Alman, büyük önem verdiği işe, bir ahlaki, felsefi, dini ve vatani akideye yönelik ihtiras sahibidir.’’

‘’Ruslar, ‘’en iyi siyaset, namuslu olmaktır’’ düsturunu bilmezler.’’

Bir milletin seciye ve psikolojisini tespit ve tahmin için, doğal çevre, tarih, idari ve sosyal müesseseler, dilleri, dini inanışı, felsefe, ziraat, ticaret, göçebelik ve sanayi ile meşguliyet milletlerin ruh hali üzerinde belirleyici bir etkiye sahiptir.

Bu kitap da milletleri ruha hali üzerinde yapılan paylaşımlarda tarih, edebiyat, coğrafya, din ve felsefe açısından elde edilen bilgilerle ortaya konmuştur.  Milletlerin karakter özellikleri ile ilgili öne çıkanlar ifadeler şu şekildedir:

Yunanlılar;

Eski Yunanlılar; bedensel zevkleri kuvvetli, iradeleri zayıf, her türlü zevkte kutsal bir şey bulan ve tatmak isteyen iyimser insanlardı. Yumuşak huylu insancıl kimselerdi.

Eski Yunanlılar çabucak heyecana gelirlerdi; fakat başarılı olmadıklarında da hemen ümitsizliğe ve bıkkınlığa düşerlerdi. Düşünmeyi, ‘düşünmek için’ severlerdi. Yunanlılar için, somut ve pratik şeyler üstüne zihnini kullanmak ikinci sınıf bir şeydir.

Bugünkü Yunanlılar, kendilerini eski Yunanlıların torunları olarak göstermek istiyorlarsa da tarihsel bilgiler bu durumu desteklemiyor. Çünkü Romalılar Yunanistan’ı mağlup ettikleri zaman yüzbinlerce Yunanlıyı satmışlardı. Bu durum üzere Yunanlılar canlarını kurtarmak için göçmek zorunda kaldılar.

Günümüz Yunan kavminin iradesi zayıftır. Hafif meşreptirler. Daldan dala atlarlar büyük ve devamlı gayret gerektiren işleri sevmezler. Zekâları her şeyi çabuk kavrar fakat sorgulamazlar. Ziraatı sevmezler. Bileğinden ziyade beyinlerini, özellikle beyinlerinin hile düşünen taraflarını çalıştırmayı sevdikleri için hileli ticarette yeteneklidirler. Ticaret ve bankacılıkta Yahudilerin meziyet ve kusurları bunlarda da vardır. Denizci, avukat ve bilhassa politikacı yetiştirirler. Atina, faydasız ve zararlı avukat fabrikasıdır.

İtalyanlar;

Eski Romalılar çiftçidirler. Tarımla uğraşan bir milletin sosyal ilişkileri, tüccar milletlere göre daha basit ve sadedir. Romalıların birinci vasfı mertlik, ikinci vasfı ise düzen ve disiplindir. Savaşçı kimseler oldukları için amaçları dünyaya hâkim olmaktır. Ziraat ve harple çok meşgul olduklarından şiir ve edebiyat çok gelişmemiştir. Sert ve müspet ruhlu olan Roma’da sanatın, maddi ve bedensel kısmı hâkim idi.

Eski Roma ruhu ve karakter yapısı zaman içerisinde değişerek bugünkü İtalya’ya intikal etmiştir. Bu değişiklikte üç etken önemli rol oynamıştır: Kavimlerin istilası, Katoliklik ve ihtilaller. İtalyanlar başkalarının sırrını anlamakta ve kendi sırrını saklamakta çok beceriklidirler. Dostluklarına az güvenilir, düşmanlıkları müthiştir. İtalyan bireyinin en belirgin özelliği, nefsine sahip olmakla beraber karşı konulmaz bir içdürtüselliktir.

Güney iklimi halklarında olduğu gibi İtalyanlarda da cinsel duygular erken uyanır ve aşkı diridir. Bu yüzden kıskançlıklar belirgindir. İntikamlarının müthiş olması da bundandır. Hayal gücü çok güçlü ve seridir. Estetik duygusu gelişmiştir. Güzel sanatlar şiir ve musikide Romalılardan çok daha ileridirler.

İtalyan mantığı şudur: ‘’ görmek, bilmektir; bilmek ise önceden görebilme düsturuna dayanır.’’

Sabırlı, metin ve azimli bir iradeye sahiptirler. Ruhlarının derinliklerinde sıcaklık olduğu halde dış görünüş itibariyle soğukkanlı görünürler. İtalyan ciddidir, karşısındakinin de ciddi olmasını ister. Egoizmi çok derindir. Kontrol altına alınmayı, disiplini sevmez. Ancak katı bir askerlik hizmeti onu zapt edebilir. Güneydeki birkaç yer hariç çalışkan ve düzenlidirler. Millet olarak ihtilallerden dolayı siyasette güvenilir değillerdir. Yollar ne olursa olsun hedef amaca ulaşmaktır. Siyasi ihtiraslarında mantık yürütmez, mantık aramaz.

İtalyanlar bilime merakta ansiklopediktirler. Yani az çok her bilgiyi merak ederler.

Fransızlar;

Fransızların duygusallıkları gerilimlidir. Zahmetli ve çaba gerektiren şeylerden nefret ederler. Zevklerin ve mutluluklarını özellikle kolay ve kısa sürede gerçekleşecek olanına yönelirler. Diğer önemli karakteristik yönü de merkez-kaç olmasıdır. Sosyal tepkilerin faydalılığı da buradan kaynaklanır. İnzivayı değil cemiyeti severler. Kendilerini mutlu edecek şeyin tüm dünyayı da mutlu edeceği gibi bir saflığın içindedirler. Bütün insanlık, ‘’ Fransızlar gibi düşünsün ve hissetsin’’ isterler. Fransız milli ruhunun yayılmacı ve bulaşıcı olması biraz bundandır.

Hayal güçlerinin fazlalığı dolayısıyla, gerçeği az çok değiştirir ve tahrif ederler.

Fransızlar, Felsefede rasyonalist değildirler. Kalbin aklına kafanın aklı ermez düsturuna inanmazlar. Disiplini sevmezler, iş yapmaktan çok söylemeyi severler ve söyleyince vazifelerini eda ettiklerinin inancındadırlar. İhtiras, akıntıya kapılma, muhabbet, nefret, sergüzeşt ihtiyacı, herhangi genel fikir etkisiyle harekete geçerler. Siyasi işleri ve hedefleri bilmezler.

Fransız ruh halinin iyiliği ve kötülüğü edebiyat ve güzel sanatta görülmektedir.

İspanyollar;

İspanyollar; rüzgârları gibi sert, toprağı gibi katı ve merhametsiz, güneşi gibi hararetlidir. Bu yüzden münzevi ruhlu olup sosyal değildirler. Doğru ve verdikleri söze sadıktırlar fakat acıma ve sosyallik duyguları azdır. Hayal güçleri parlak fakat sınırlı ve dardır. İradeleri sağlam şefkat ve insanlık uğruna fedakârlıkları çok noksandır. Mağrurdurlar; dilencilerinde bile bir gurur görürsünüz. Çeviklik ve zihin açıklığı ise Endülüs Araplarından miras kalmıştır. İspanyol ruhu, din hususunda fanatiktir. Din İspanya’da bir ahlaki amil olmadığından ahlaksızlık çoğaldı.

İngilizler;

Bir asır önce yapılan karakter analizi ile dünyaya hükmetmiş ve şu zamanda Ortadoğu’da yaşadığımız problemlerin kaynağı olan bu milletin çok iyi tanınması gerekir. İklim şartları, ferdiyetçi olmalarında ve soğuk bir millet olmalarında etkendir.

Belki de 15. Asırda İngilizler hakkındaki şu söylem onları özetlemektedir: ‘’ İngilizler, kuzey denizinin kraliçesidir. Kuvvetini; ticaret mallarını uzak yerlere nakil için harcayacağı yerde, diğer milletlerin ticaret gemilerini yağma etmeye sarf ediyor.’’

İngilizler Cermen ırkının bir şubesidir. Cermen ırkının realizm ve idealizm kaynaklı sosyal çelişkilerinden bir tarafı oluşturan realizm, İngiltere’de uç noktasına varmıştır. Duyguları hantaldır. Güzel görünme ve dış zarafetten daha çok, refah sağlayacak şeylere eğilimlidirler. Bir İngiliz düşünce ve görüşlerini başkasına açmaz, içinde saklar. Hayali ve soyut şeylerle uğraşmak yerine özel ve görünen şeyleri uzun uzadıya tahlil etmeyi severler. İngiliz, kuvvet ve kudrete tapınır. Sağlam ve dayanıklı iradeyi çok takdir eder. İngiliz çocukları çoğunlukla kontrol ve disipline sokulması zor ve bazen kabadır. Çocuklara İngiltere’de ‘ dayak tatbiki’’ bundan kaynaklanmaktadır. İngiliz ailesinde baba hükümrandır. Çocukları 7-8 yaşına gelince, ne kadar zengin olursa olsun başkasının yanına çırak olarak verirler.

İngilizlerin gözünde, güneşin altında nerede olursa olsun vatan kurulması mümkündür. Aşırı derece bencil olduklarından paraya çok değer verirler. Sömürgeler halkını mümkün olduğu kadar cehalet içinde, hayvan seviyesinde tutarak yalnız soymayı düşünürler.  Bismarck: ‘’İngilizler, özel ilişkilerinde namuskârlıkta örnektir. Fakat diplomasileri yalan dolan karışımıdır.‘’ demiştir.

Almanlar;

Alman ruhu idealisttir. Eski Cermenler için; ‘’kan dökerek ele geçirilecek bir yeri ter ile elde etmek tembelliktir’’ diye düşünürler. Cermen ruhu, hüzün ve sevinç kutupları arasında gidip gelir ama çoğunlukla kötümserdir.

Alman kendi kendine yeterlidir. İhtiraslıdır. Beyni birden bire parlayıveren bir demet ot gibi değil, için için, ağır ağır yanan kömür gibidir. Zekâsı duyguları gibi yavaştır; fakat metin ve istikrarlıdır. İradesi azimli ve süreklidir. Her türlü güçlüklere karşı sabır, disiplin, görevine bağlılık buradan kaynaklıdır.

Alman dili, fikirden daha çok ahenge önem verir. Dış güzellikten ziyade eşyanın derin manasını arar.

Almanlar, Kant felsefesinde, kendi fıtratlarının idealleştiğini düşünürler. Derin ahlak, derin görev, disiplin duygusu, dünyayı idare eden ahlaki emirler, menfaatperestliği hafife almak, insanın fıtraten iyi olduğu hayalini terk etmek…

Sanayide Almanların Fransızlara üstün olması Almanların sebatkâr, disiplinli, teşkil ve şirket fikirli olmalarından kaynaklanmaktadır.

Alman çocukları, ilkokuldan itibaren disipline, askeri bir hayata alıştırılır. Kant şöyle der; ‘’eğer küçüklükten itibaren bir insanı disipline alıştırmazsanız, sonra ahlak ve karakterini değiştirmekte çok zahmet çekersiniz. Artık o insan, her hevesini yerine getirmek için uğraşır. Disiplin noksanlığı kültür noksanlığından çok daha fenadır.’’

Ruslar;

Ruslar; iradeleri zayıf ve dürtüseldirler. Nefislerine pek de sahip olamazlar. Rus, şiddetli bir gayret gösterir; fakat bu gayreti ve çabası geçici ve kesintilidir. Dikkat yoğunluğu ve uzun zaman isteyen işleri sevmezler. İklim şartları Rus karakterinin oluşmasında büyük bir etkiye sahiptir.

Avusturya;

Alman ve Macar ırklarının bir arada olmasıyla psikoloji ve sosyoloji alanında çok farklı deneylere sahne olmuştur.

İsviçre;

Komşularıyla herhangi bir problemi olmayan ve özgürlük içinde olan İsviçre’nin Avrupa halkları arasında saygın bir yeri vardır. Gerçek anlamda milli bir karakter vasfı ortaya koymamaktadır. Kimi kez biraz ağır ve yavaş işleyişe sürükleyen muhakeme, düşünüş ve anlayış tarzındaki muayyen bir ciddiyet, bazen Protestanlığa karşı sertlik yanlısı tutum, çok emek sarf edilerek oluşabilecek zorlu bir irade, inatçılık ve sabırlı olma hali, hürriyetine düşkün soylu bir ruh, bağımsız olma anlayışı evrenselliğe dayanan ortak vatan sevgisi…

Hollanda;

Üç Cermen soyunun katkılarıyla kurulmuştur: Frisonlar, Franklar ve Saxonlar.

Hollanda halkının karakteri, sabırlı, ısrarcı ve çalışkan olması gibi vasıflarıyla Cermen ırkının özelliklerini yansıtır.

Sevgili Orhan Sakin Hocamızın ustaca çevirisiyle okurlara sunulan bu eseri anlamlı buldum. Gelecek yüzyıllara ışık tutması adına böyle bir çalışmanın ülkemiz sosyolog, psikolog ve tarihçileri tarafından ortaya konulması faydalı olacaktır.

Orhan Hocama böylesine kıymetli bir eseri okuyucu ile buluşturduğu için teşekkür ediyorum.

 

Recep DAĞDEMİR

SORGUN DÜŞÜNCE KULÜBÜ

 

 

About the Author:

Post a Comment

*