By 1 Haziran 2012 0 Comments

Çelo/Abbas Sayar

Abbas SAYAR, Yozgat’ımızın yetiştirdiği ünlü bir yazar. “Yılkı Atı” adlı ilk romanıyla Türk romancılarının en ünlüleri arasındaki yerini aldı.

“Yılkı Atı” romanı TRT Başarı Armağanı’nı kazanmıştır. “Çelo” ise Abbas SAYAR’ın ikinci romanı olup, Türk Dil Kurumu 1973 Roman Ödülü’nü kazanmıştır.

Yozgat’ımızdan çıkan ve ünlü edebiyatçılar arasındaki yerini alan Abbas SAYAR’ı Yozgatlılar olarak ne kadar tanıyor, ne kadar anıyor ve ne kadar kıymet veriyoruz? Yozgat’ın birçok okumuş yazmış kesiminin dahi Abbas SAYAR hakkında yeterli bilgiye sahip olduğunu, en azından bir eserini okuduğunu sanmıyorum. Ben de sevgili kardeşim Adnan KORKMAZ sayesinde 3. romanını henüz okudum. Adnan tam bir kitap kurdu. Abbas SAYAR’ın bütün eserlerini kendisinde bulmak mümkün. Abbas SAYAR’ın tüm eserlerinin Adnan sayesinde paylaşılıp okunması ve yorumlanması, SDK’nın özüne, amacına ve ilkelerine uygun çok faydalı bir faaliyet oldu. Abbas SAYAR’ın romanlarını bizlere ulaştırdığı için kendisine teşekkür ediyorum.

“Çelo”, 1960’lı yıllarda yaşanan dramatik bir olayı konu alırken, önemli sosyolojik mesajlarda veren bir roman. Roman kahramanı Çelo (asıl adı Çelebi), çocuk yaşta yetim kalmış, emmisinin yanına sığınmış. Emmisinin ekip biçtiği arazi oldukça kıymetli ve bu arazinin yarısı Çelo’nun babasına ait. Ancak, emmisi öyle düşünmüyor, yetim Çelo’yu mal sahibi etmemek için olmadık işler yapıyor. Çelo kimsesiz, çaresiz çocuk yaşında çobanlık yapıyor. Emmisi ve yengesi sürekli zulüm yapıyorlar Çelo’ya. Emmisinin kızı Kezik çocuk yaşta Çelo’ya ilgi duyuyor, aralarında bir yakınlaşma oluyor. Bir gün tenhada buluştukları sırada emmisi Çelo’yla Kezik’i yakalıyor. Çelo köyden kaçıp, halasının yaşadığını duyduğu Karacaviran diye bir köye yayan yapıldak gidiyor. Halasını buluyor yanına sığınıyor ancak orda da barınamıyor. Halasının kocası dirlik vermiyor çocuğa. Sonra İncenin Osman’ın kahvehanesinde bir köşede yatıp kalkıyor ve orada çalışıyor. Çelo, Karacaviran’da çiftlik sahibi, Kasaba’da hatırı sayılır bir kişiyle tanışıyor. Bu kişi hakkı olan araziyi emmisinden alması konusunda Çelo’ya yardım ediyor, yol gösteriyor. Kasaba’da Özel İdare’den arazi kayıtlarına ulaşıyor. Kayıtlara göre arazinin yarısı Çelo’nun babasına ait. Çelo umutlanıyor ve köye dönüyor. Sonrası hak arama mücadelesi ve sonuçta, gelişen olaylar neticesinde Çelo emmisini bıçaklayarak öldürüyor. Çelo hapishaneye, emmisi mezara…

Çelo, emmisini öldürmek suçuyla yargılandığı adliye çıkışı emmisinin oğlu İzzet’i görüyor. Kelepçeli ellerini başının üzerine kaldırıp iradeli, inanmış gözlerini büyüterek İzzet’e:

“-Bana bak! Yaşım on dokuz. On dokuz yıl daha verirler. Eder otuz sekiz. Mapustan çıkacağım. Yine köye geleceğim. Senden hakkımı almazsam……” diye yemin ederek bağırıyor.

Bu ifade romanın sonuç cümlesi ve zulme boyun eğmemenin, haklı olduğu davada mücadele azminin çok güzel bir örneği olarak anlamlı bir mesaj içeriyor.

Çelo ile birbirlerine aşık olan Kezik sevmediği biri ile (albazların oğlu Haydar) evlendiriliyor. Mutsuz ve çaresiz. Çelo ile kaçma planları ile umutlanıyor ancak Çelo hapse düşünce ve abisi İzzet koca evine dönmesi için zorlayınca o da tüm yaşama umutlarını kaybediyor ve canına kıyıyor. Altınlarını ise hapse düşen Çelo’ya gönderiyor. Kezik romanın önemli kahramanlarının başında geliyor ve hikayesi ibret dolu. Bu kadar kelli felli, kaypak, şahsiyetsiz, çıkarcı, adam diye geçinenlerin bulunduğu bir ortamda Kezik kız tam bir yiğitlik, mertlik dersi veriyor cümle aleme.

Bir de romanın köy yaşamına ilişkin verdiği önemli mesajlar var. O dönemde (50 yıl kadar önce) çok ciddi bir sefalet var, yokluk var, kıtlık var, bir de cehalet var…Köylü perişan vaziyette, köylü avare. Birlik yok, samimiyet yok, herkes birbirinin kuyusunu kazma peşinde. Herkes avarelikten seyirlik peşinde. Avarelikten köşe başlarında oturup konuşacak konu aranıyor. Çelo’nun konusu da köylüye iyi bir malzeme oluyor. Yaşam köy yerinde böylece akıp gidiyor.

Roman, Çelo’nun akıcı hikayesi ile birlikte o dönemdeki ekonomik ve soyal yapı, köy yaşamı ve insan tutumları hakkında çok güzel tanımlamalar yapıyor. Yokluk, sefalet, zulüm, cehalet, mertlik, yalakalık, vefa, sevda, dürüstlük, kaypaklık, fitne, yalan, ihanet, vs gibi kavramlar roman içerisinde çok güzel bir şekilde işlenmiş. Hem bu dünyada hem ahirette hiçbir şekilde affı sözkonusu olmayan “kul hakkı” romanın ana teması. Baba yarısı emmi, yetim Çelo’nun hakkını bir güzel yiyor ve köyün aklı erenleri de bu duruma çanak tutuyor. Bu haksızlığa gönlü razı olmayan bir kaç zavallı insan evladı ise güçleri yetmediğinden ve güç sahiplerini düşman edinmemek için çaresiz zulme seyirci kalıyor.

Çelo’nun bir cümlesi şöyle: “Anamı, ağamı bilmem ya, Nenem: Beni kucağına alır, dört bir yanımı öper, ilk çiğdem gibi koklar: “Yetimim” derdi, “yetimim, bu tarlaların, bu bahçelerin, bu bağların yarısı senin.” İşte Ana, Nine şefkati, işte emmi, yenge zulmü…

Ayrıca, roman içerisinde geçen birkaç özlü söz ve kelimeye de burada yer vermek isterim. Bu söz ve kelimeler kullanmaya kullanmaya unutmaya yüz tutmuş ancak okuduğumuzda hemen hatırımıza gelen söz ve kelimeler.

-“Gelin, halına göre salın”

– “Zilgir”

-“Sonamayım”

-“Başın pınar, ayakların göl olsun”

-“Engine de deli gönül engine, şimdi rağbet güzel ile zengine”

-“Acıyan yer başka, acıkan yer başka”

-“Bu yaştan sonra yeşerip te bostan olacak değilim.”

-“El eli yur, el de yüzü yur”

-“Ölmüş eşşek kurttan korkmaz”

-“Kulun kısmetine düşen sabır… Sabrile koruk helva olmuş”

 

HATİP SORGUN

SORGUN DÜŞÜNCE KULÜBÜ

About the Author:

Post a Comment

*