By 1 Ağustos 2013 0 Comments

Cunta Bayramı

Kimilerinin daha yazıya başlamadan “böyle bir bayram mı var ki?” diye irkildiğini tahmin edebiliyorum. Dini bayramlarımız olarak; Ramazan Bayramını ve Kurban Bayramını, milli bayramlarımız olarak da; 23 Nisan’ı, 19 Mayıs’ı, 30 Ağustos’u ve 29 Ekim’i biliyoruz.

Hatta yakın geçmişte 1 Mayıs’ın Emek ve Dayanışma Günü adıyla İşçi Bayramı olarak ilan edildiğini, 21 Mart’ın Nevruz Bayramı olarak kabul edilmek üzere TBMM’ye yasa teklifi verildiğini dahi biliyoruz da, “Cunta Bayramı  diye bir bayram bilmiyoruz, bu da nereden çıktı?” diye sormayın.

Cunta bayramının resmi ve asıl adı; “Hürriyet ve Anayasa Bayramı”dır. 1960 darbesini yapan cunta rejimi tarafından 27 Mayıs günü, 3 Nisan 1963 tarihinde  “Hürriyet ve Anayasa Bayramı” olarak ilan edilmiştir. Bu bayram yaklaşık 20 yıl ülkemizde resmi olarak kutlanmış ve 1982 Anayasasının yürürlüğe girdiği 9 Kasım 1982 tarihinde yürürlükten kaldırılmıştır. Bayramın resmi töreni Anayasa Mahkemesi’nde yapılırdı. Bayramın kutlandığı 27 Mayıs günlerinde devlet erkânı, Anayasa Mahkemesi önünde toplanır, Anayasa Mahkemesi Başkanı’nı selamlayarak töreni icra ederlerdi.

Mahiyetinden de anlaşılacağı üzere içinde “halk” olmayan ve halka ait bir değeri, inanışı, kültürü, kahramanlığı… taşımayan tek bayram, herhalde bu cunta bayramıdır. Silah zoruyla milli iradeyi gasp ederek kendi halkının üzerinde dikta rejimi kuran, oluşturduğu derin yapılar, korku atmosferi ve insanlık dışı muamelelerle halkını baskılayan ve böylece ele geçirdiği devlet aygıtını kendi istediği gibi yeniden tahkim eden bir cuntanın ilan ettiği bir bayramın içinde sindirilen, köleleştirilen ve tahakküm altına alınan bir halkın olması zaten düşünülemez.

1961 Anayasası ile ilk defa kurulan Anayasa Mahkemesi, Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve anayasal kurum haline getirilen Milli Güvenlik Kurulu (MGK), 1971 değişikliği ile oluşturulan Yüksek Askeri Şura (YAŞ) ve bunun gibi kurumlar, halkın üzerinde Demoklesin kılıcı olarak askeri vesayet rejiminin asli unsuru haline getirilmiştir. Başkanı, üyeleri ve yöneticileri cunta zihniyetinin vize verdiği kişilerden seçilerek yerleştirilen ve bu kuklaların eliyle yeri geldiğinde ‘de facto’, yeri geldiğinde “konjoktürel”  işletilen bu kurumlar, kurulan rejimin sigortası haline getirilmiştir. Artık kurulan bu yeni sistemde sandıktan kim çıkarsa çıksın bunun fazlaca bir önemi kalmamıştır. Zira halkın temsilcileri hükümet olsalar da asla muktedir olamayacaklardır. Nitekim muktedir olamadıklarını tarih bize göstermiştir. Böylesi bir rejiminin adına hiçbir zaman demokrasi denemez. Bu düzende demokrasi, Necip Fazıl’ın deyimiyle; çelik çomak oynamaktan ibarettir. Askeri vesayet rejiminin temelleri artık sağlam kazıklara bağlandığına ve halk da çelik çomak oynadığına göre, bunun keyfini sürmesi gereken bir avuç cuntanın 27 Mayıs’ı bayram ilan etmesi, herhalde maskaralığın zirvesi olsa gerektir. Cunta zihniyetinin böylesi bir bayramla eğlenmesi, Firavni ihtirasın içimizdeki dalalet erbabında kendini göstermesinden başka bir şey değildir.

Bayramın resmi adına baktığınız zaman sanırsınız ki, bu ülkede 1960 darbesinden önce hürriyet ve anayasa yoktu ve bu ülke bağımsız değildi de, bu kahramanların (!) sayesinde ülkemiz işgalci başka bir milletin esaretinden kurtulmuş; kendi hürriyetine ve anayasasına kavuşmuş! Hâlbuki 1960 darbesinden önce bu ülkenin sözde devrimci gençliği, başbakanın yakasına yapışacak kadar özgürdü. Yürürlükteki 1924 Anayasası da, 1961 anayasasından daha demokratikti.

Bayramlar; bir milletin ortak duygusu, düşüncesi, coşkusu, eğlencesi, kaynaşması, paylaşması, birliği, dirliği, hasreti, kavuşması, barışı, sevinci ve sahip olduğu değerlerin ve nimetlerin kendisine bir armağanıdır. Bu öylesine bir coşku ve duygu yoğunluğudur ki, milletin yediden yetmişe her ferdi bu iklimin ve sağanağın zerrelerinden nasibini alır. Bu münderecata sahip olmayan bir bayramın, milletin malı olması düşünülemez.

Bayramlar kimi bakımlardan sadece milletle de sınırlı kalmazlar; tüm insanlığı kucaklamayı, sevgisini, coşkusunu, bereketini… tüm insanlık ile paylaşmayı, insanlığın barış ve huzuruna vesile olmayı isterler. Bu bakımdan evrensel nitelik de taşırlar. Kendi halkına getirdiği zulüm ve baskıdan doğan cunta bayramının, insanlığa huzur ve bereket getirmesi, lütuf ve ihsanda bulunması muhaldir.

Yaa işte böyle nur topu gibi bir bayramımız daha varmış da bizim haberimiz yokmuş. Milli şairimiz Mehmet Akif’in “Allah bir daha bu millete istiklal marşı yazdırmasın” duasından mülhem;  Allah milletimize bir daha böyle bayramlar nasip etmesin.

 

SALİH AÇAN

SORGUN DÜŞÜNCE KULÜBÜ

About the Author:

Post a Comment

*