By 10 Ağustos 2014 0 Comments

Dağ Gibi Adamlar Yetiştiren Şehir

Dağlar, dağlar, dağlar… Yolunu kaybeden yolculara yön gösteren dağlar…  Bağrında yetişen bitkilerle bağrı yaralı dertlilere şifa dağıtan dağlar… Buz gibi sularıyla insanları serinleten, diğer canlılara da hayat veren dağlar… İnsanları ve başka canlıları besleyen dağlar…  Tertemiz havasıyla nefes almamıza yardım eden dağlar…  Kekik biten, keklik öten dağlar…

Dağlar, dağlar, dağlar… Ölümlü dünyadaki ölümsüz duyguların mekânı dağlar… İlâhî aşkla yanan gönülleri serinleten dağlar… Dua dua göğe yükselen dağlar…  Dağ gibi yüce gönüllü ehl-i dil erenleri Tanrı’ya yaklaştıran dağlar…

Dağlar, dağlar, dağlar… Dağlanan gönüllere yoldaş dağlar… Mecazî aşka düşenleri kavuşturan,  gönül yaralarını saran dağlar… Çığlık çığlık yankılanan sevdaların sırlandığı dağlar… Gizli sırların paylaşıldığı sırdaş dağlar… Sığınak, dayanak, barınak dağlar…

Dağlar, dağlar, dağlar… Öyle dağlar vardır ki bir şehri simgeler Erciyes gibi, Ağrı gibi. Öyle dağlar vardır ki bir bölgeyi kucaklar Toroslar gibi. Öyle dağlar vardır ki bulunduğu ili, ülkeyi aşarak bir dinin, bir milletin mensuplarını simgeler Hira dağı gibi, Tanrı dağları gibi. “Tanrı dağı kadar Türk, Hira dağı kadar Müslümanım” der dağ gönüllü gönüldaşlar haykırarak.

Türk mitolojisinde, efsanelerde, menkıbelerde, halk hikâyelerinde, masallarda, türkülerde, şiirlerde dağlar önemli bir yer tutar. Dağların insanlar için taşıdığı değeri anlatmakla bitiremeyiz.  İnsan gibi dağlar, dağ gibi insanlar vardır. Dağlar, dağlar, dağlar…

Bir bilge ve bir derviş yolda giderken vara vara yüce bir dağa ulaşır. Dağ ve insan ilişkileri hakkında uzun uzun konuşur bu iki gönül adamı. Dervişe sorar bilge kişi, “Dünyada dağlar mı daha çok, tepeler mi?” diye. “Tepeler daha çoktur dağlardan elbette, fakat siz böyle bir soru sorduğunuza göre bu sorunuzda bir hikmet gizlidir. Bu gizemli sorunun cevabını lütfen siz söyleyin efendim.“ der derviş, bilgeye. Bilge der ki, “Öyle insanlar vardır ki dağ gibi özellikler taşır. Bu insanların kimi bilgin, kimi bilge, kimi şair, kimi yazardır. Kimi de başka bir özelliğe sahiptir insanlığa yol gösteren. Kimi yoldaş, kimi sırdaş, kimi gönüldaş… Bu dağ gibi insanları da sayarsak dağların sayısı daha fazladır tepelerden.”

Dağ gibi adamlar yetiştiren yerlerden biri de Sorgun’dur Yozgat’ta, Türkiye’de, Türk dünyasında.

Sorgun bir “Yeşil Ova”, Kırgı bağları, Üç Tepeler’i olan; Eğri özü, Delibaş’ı akan… Yer altı ve yer üstü zenginlikleri yanında kültür zenginlikleri bakımından da değerli bir Türk beldesi. Bozok Yaylası’na bağlı bir “Yeşil Ova” Sorgun. Bir dağı yok fakat dağ gibi adamları var bu yeşil ovanın.

30 Kasım 2013 Cumartesi günü Sorgun Yazarlar, Âşıklar, Şairler Kültür ve Araştırma Derneği (SOYAŞAD )tarafından düzenlenen “Eser Sahibi Sorgunlular Buluşması”nda Sorgunlu bilim adamları, yazarlar, şairler, âşıklar, ressamlar ve ahşap sanatçıları bir araya geldi. Yozgat’ın, Sorgun’un kültür elçisi Durali Doğan’ın öncülüğünde gerçekleşen bu anlamlı buluşmanın sunucusu Ahmet Sargın da Yozgat Şairler ve Yazarlar Derneği Başkanı olarak hizmetini sürdürüyor. Sorgun Ozanlar ve Şairler Derneği (SOYDER) Başkanı Murat Erciyas’ın da aynı toplantıda bulunması birlik ve beraberliği göstermesi bakımından ayrı bir önem taşıyordu.

Sorgun Kaymakamı Levent Kılıç, Belediye Başkanı Ahmet Şimşek, İlçe Emniyet Müdürü İbrahim Üney, Belediye Başkan Yardımcısı Hikmet Vural, Yozgat Makine Mühendisler Odası Başkanı Tahir Demirel, Yozgat Veteriner Hekimler Odası Başkanı Volkan Vural, Sorgun Esnaf ve Sanatkârlar Odası Başkanı Erdal Kaygısız ve daha niceleri vardı aramızda. Ordu Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Nuri Yılmaz ve Dicle Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hamdi Temel ile beraber görüşme imkânı bulduk. Yeniçağ gazetesi yazarı Mevlüt Uluğtekin Yılmaz, “Tasavvufi Bir Kavram Olarak Cem ve Bektaşilikteki Yorumu”nun yazarı Mahmut Riyat Bakır, “Sakka / Bir Alevî Köyü İmamının Hatıraları”nın yazarı Ebuzer Gıffari Bakır, ressam Ömer Ünal ve daha pek çok sanat adamıyla sohbet etme mutluluğunu yaşadık gönül diliyle. Değerli kaymakamımız Levent Kılıç, devletin sevgi dolu gönlünü, gülen yüzünü temsil ediyor bu kültür şehrinde. İşini lâyıkıyla yapan bir hizmet adamı. Yer altı ve yer üstü zenginlikleri yanında zengin bir kültüre de sahip olan Sorgun’da böyle bir kaymakamın görev yapması da ayrı bir şans. “Kültürü olmayan bir şehir yaşıyor sayılamaz. Bu kültürel zenginliğe sahip çıktığı için Sorgun yaşayan bir şehirdir.” diyen Emniyet Müdürümüz İbrahim Üney de tam bir gönül adamı.

Değerli hocam Durali Doğan’ın daveti üzerine katıldığım bu güzel toplantıda çocukluğumdan itibaren başlayan kültür, sanat ve bilim yolculuğum canlandı gözlerimde.

Sorgun Agâh Efendi İlkokulu’nda okurken (1979-1984) “Taşpınarlı” diyorlardı, Taşpınar köyünde doğduğum için. Yozgat EML ve Teknik Lisesi’nde öğrenci iken (1984-1987) “Sorgunlu” demeye başladılar Yozgat’ta. 1987’de, Erciyes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğrencisi olarak okumaya başlayınca “Yozgatlı” dedi arkadaşlarım Kayseri’de. 1987’den beri, 26 yıldır Kayseri’de yaşadığım ve “Erciyes Üniversitesi” mensubu olduğum için “Kayserili” / “Erciyesli” dediler Türkiye’nin dört bir tarafında katıldığım toplantılarda.

Kayseri Yozgatlılar Derneği Yönetim Kurulu üyesi ve başkan yardımcısı olarak seçildiğimde Kayseri’de yaşayan Yozgatlıları, Sorgunluları temsil etmem beklendi hemşerilerim tarafından. Kayseri Türk Ocağı başkanı olduğumda Kayseri’de yaşayan bütün Türk milliyetçisi bilim, fikir, kültür ve sanat adamlarının sözcüsü olmam beklendi haklı olarak.

1993’te, Azerbaycan Cumhuriyeti Halk Tasarrufatını İdare Etme Enstitüsü’nde (Bakü’de) konuk öğretim üyesi olarak görev yaparken “Türkiye”yi temsil ettiğimin farkına vardım bir “Türkiye Türkü” olarak Türk dünyasında. Üniversitelerde konuk öğretim üyesi olarak ders vermek, kongrelerde / bilgi şölenlerinde bildiri sunmak veya şiir bayramlarında şiir okumak için Kazakistan’a, Kırgızistan’a, Özbekistan’a, Kıbrıs’a, Kırım’a, Tataristan’a, Yakutistan’a, balkan ülkelerinde yaşayan Türklerin bulunduğu bölgelere bir “Türkiye Türkü” olarak gidip geliyorum 20 yıldır. Rusya’da, Almanya’da, Sırbistan’da, Romanya’da, İran’da, Suriye’de, Gürcistan’da… Türkiye’yi temsil ederken de “Türk” ve “Müslüman” kimliğim öne çıktı hep. Asya’da ve Avrupa’daki 30-35 ülkede “Türkiye”yi temsil etmenin gururuyla doldum bir “Taşpınarlı”, bir “Sorgunlu”, bir “Yozgatlı”, bir “Kayserili”, bir “Türkiye Türkü”, bir “Türk”, bir “Müslüman” olarak.

Hem doğduğumuz ve doyduğumuz topraklara hem de mensubu olduğumuz Türk milletine borcumuz vardır. Bilim, fikir, kültür ve sanat çalışmalarımızı da bu vefa borcumuza bağlı olarak şekillendirmek görevimizdir. Benim de boynumun borcu Taşpınar’a, Sorgun’a, Yozgat’a, Kayseri’ye, Türkiye’ye, Türk dünyasına hizmet etmek elbette. Sorgun’da düzenlenen buluşmaya da bu vefa borcu sürükledi beni.  Önceden plânladığım başka işlerime rağmen Yozgat’a, Sorgun’a sürdüm arabamı “Yozgat Sürmelisi” eşliğinde…

Ölümlü dünyada eserleriyle ölümsüzleşen dağ gibi adamların ruhlarını, çocuklarını, torunlarını gördüm Sorgun Üç Tepeler Sosyal Tesislerinde yapılan bu anlamlı buluşmada. Türkiye’nin dört bir yanından Sorgun’a gelen ve yıllardır göremediğim gönül dostlarımla hasret giderdim yıllar sonra.  Rahmetli Âşık Nuranî’den söz ederken gözleri yaşaran Ahmet Sargın’ı, rahmetli Âşık Derdiyâr’ı anlatırken sesi titreyen Mehmet Özuzun’u ve Murat Erciyas’ı dinledim duygulanarak. Lisede öğrenciyken yayımlanan “Vatanımın Bağrında” adlı şiir kitabımızla ilgili duygularını ve bizimle ilgili iki anısını anlatan Mahmut Riyat Bakır’ı dinlerken Durali Doğan hocamızın gözlerindeki gurur dolu ışıltıyı yakalamanın verdiği mutluluğu anlatmam mümkün değil.

Başta Sorgun Yazarlar, Âşıklar, Şairler Kültür ve Araştırma Derneği başkanı Durali Doğan hocamız olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür etmek vefa borcumuzdur. “Gösterişten, riyadan, tüm başka hoş olmayan şeylerden uzak.”, “unutulmayacak bir gündü.” gerçekten de. Yozgat’ta, Türkiye’de, Türk dünyasında hizmet eden dağ gibi adamlar yetiştirmiş bu yeşil ovanın “dağ gibi yüce gönüllü” insanlarına selâm olsun…

 

Doç. Dr. Bayram DURBİLMEZ

About the Author:

Post a Comment

*