By 1 Haziran 2012 0 Comments

El Eli Yur El de Yüzü/Abbas Sayar

1954 seçimi ve sonrasında, Yozgat merkeze bağlı Zağcıoğlu köyünde yaşananları anlatan bir roman.  Köylünün yaşadığı çaresizliği ve siyasete yüklediği anlam…

1954 seçiminde Zağcıoğlu halkı, köyüne hizmetin gelebilmesi için, halkçı olan sandık başkanını da ikna edip 99 oyun tamamını DP ‘ye çıkmasını sağlarlar. Partinin Türkiye genelinde bu seçimde tulum çıkardığı tek yer bu köy olur. DP parti seçimi kazanır. Sonuçlar açıklanmaya başlayınca köyün ismi radyoda defalarca anons edilir. Tabii ki köylünün mutluluğunun yanında parti yönetimi de bu sonuçtan çok memnun kalır. Teşekkür için ilin bütün milletvekilleri köye gelir ve sorunlarının çözmede söz verip herkese birer paket şeker hediye ederek köyü terk ederler.

Bu gidiş sorunlarının çözümünü hızlandırmaz. Sorunlarının çözümü için köyün ileri gelen insanları il parti yöneticilerinin kapısını çalarlar defalarca.  Ancak hiçbir problemlerine çözüm bulamazlar. Geçiştirme politikası uygularlar. Borçlarını kapatmak için aldıkları türlü türlü kredilerini ertelemekten başka bir sonuç elde edemezler.

Bir sonraki seçimler yaklaşır. Parti hatırlar Zağcıoğlu köyünü.  İkna eder köylüleri. Tulum beklerler. Bunun içinde iki kişinin yerine dahi oy kullanılır.

Romanda Yozgat’ın bu yıllardaki yaşantısı konuşma dilinin sadeliğinde anlatılmaktadır. Köylünün çaresizliği ama doğruluktan olabildiğince taviz veren tutumları ile geleceği göremeyen ve anlık ihtiyaçlarını karşılamaktan öteye gidemeyen yaşantılar yumağı.

Dikkatimi çeken bir nokta: köylünün inanç düzeyi…  Bu bir geçiş sürecinin sonucu muydu yoksa zaten böyle miydi?  Ya da yazar sadece siyasette kullanılabilecek basit kültürel yaşantı olarak yansıtmayı mı tercih etti?

Romanı bana göre özetleyen son paragraftı:

”…….Önce kadınlar olmak üzere yavaş yavaş köylüler dağıldılar. Nefes alma sırası hayvanlara geldi. Güneş başını alıp gitmişti. Sarı, pembe uyuşumu bir renk bırakmıştı ufukta. Külahlar içinde evlerine gelen şekeri güleç yüzlerle geveleyen çocuklar ve kadınlar önce pembe, yeşil iz bırakıp sonra alev rengi bir ufuk yaratan güneç ışığının ardından eriyip gittiler. Hayvanlar evlerini, ahırlarını bulmanın mutluluğu içinde boş musullarına bakıp durdular. Çoğu diz kırıp geviş getirmeye başladı. Sonra bedenlerini karanlığın boşluğuna teslim ettiler”.

Günlük dilde yazılan ve Yozgat tarihine kaynaklık edebilecek bir eser. Köylünün doğal yaşamını çok iyi yansıtan bir yapıt… Kitabı okuduktan sonra, geçen 60 yılda neler değişti? diye soruyorum kendime.  Aldığım cevap “çok fazla bir şey değil.”  Kendi öz kaynaklarını kullanamayan ve gurbet diyarlardan getirdikleri ile yaşamını idame ettiren tercihler hala devam ediyor. Sahi topraklarımız çok mu verimsiz? Yoksa bir kaşık balın eseri mi?

 

RECEP DAĞDEMİR

SORGUN DÜŞÜNCE KULÜBÜ

About the Author:

Post a Comment

*