By 30 Nisan 2014 0 Comments

Eleştiriden Öz Eleştiriye…

Eleştiriyi kimse hazzetmez. Öz eleştiri mi, o ne ki gardaş?

İnsan nefsi fıtratının bir gereği olarak çoğunlukla övülmeyi ve takdir edilmeyi sever. Bu belki de kendisinin yapacağı diğer işler için en büyük motivasyondur.

Buna karşın insanoğlu olumsuz eleştiriyi kendine yapılan bir saldırı, ya da biraz daha hafif tabiriyle çekememezlik olarak algılamaktadır.

Aslında eleştiri kişi, eser veya konuyu doğru ve yanlışlarını göstererek anlatmak, olumlu ve olumsuz yanlarını göstermektir. Toplumda eleştiri kelimesine karşı genel algı, hep olumsuz olduğu yönündedir. İnanın edebiyat dersinde anlatılıncaya kadar eleştiriyi ben de hep olumsuz hususları belirtme olarak algılardım. Bu durum belki de hep olumsuz eleştiri yapan, olumlu hususları görmezden gelen bir toplum olmamızın doğal sonucu olabilir. Ama genel kanı maalesef eleştiri dedi mi eleştirilecek kişinin tüylerinin diken diken olduğu yönünde.

Evet, tüyler diken diken oluyor, çünkü başta da ifade ettik ya, başkaları tarafından eleştirilmek nefse zor geliyor. Bu da eleştiriye karşı klişeleşmiş sözlü savunmaları beraberinde getiriyor. “Hadi ordan, sen ne bilin, ne anladın ki ne yi eleştiriyon, sen bu yola giderken biz dönüyoduh, yoh yav, bu ne diyo yav, sen kimsin ki, şuna bah la adam olmuşta beni eleştiriyo vs…”

Eleştiriye (özellikle olumuz eleştiriye) katlanmak zor zanaattır. Bunun bir ötesinde ise öz eleştiri yatar. Öz eleştiri insanın nefsini hesaba çekmesidir.  Özeleştiri kişinin duygu ve düşüncelerini toplumsal değerler, gerçekler ve ahlak şablonuna göre değerlendirmesidir.  Öz güveni çok olan insanlar egosu nedeniyle genelde öz eleştiri yapmaktan kaçınırlar.  Öz eleştiri önce bir öze sahip olmayı muhakkak gerektiren bir eleştiridir. Zira o öz olmadığı takdirde özeleştiri neye göre nasıl yapılacaktır?

Öz eleştiri sadece insanın kendine mahsus değildir. Öz eleştiriyi sivil toplum kuruluşları, siyasi partiler, cemaatler, kurumlar, medeniyetler ve milletler de yapmalı; öz eleştirinin yanı sıra eleştiriye de açık olmalıdırlar.

Aslında Müslümanlar fert ve ümmet olarak zaman zaman kendilerini eleştirmişlerdir. İlk halifeler kendilerini seçenlerden hatalı olduğu hususları belirtmelerini istemişlerdir. Zaman içinde oluşan dini gruplar birbirlerini kıyasıya eleştirmişler, kitabın ve sünnetin emrettiği İslam ile yaşanan İslam arasındaki tutarsızlıkları dile getirmişler ve emredilen ile yaşananın arasında farkın asgari düzeye çekilerek toplumun gerçek İslam’ı yaşaması için çaba sarf etmişlerdir. Ancak bu ne kadar başarılı olmuştur tartışılır. Zira öz eleştiriden yoksun bir eleştirinin her zaman bir ayağı sakattır.

Tasavvufta ferdin devamlı olarak nefsini hesaba çekmesi bir düsturdur. M. Akif: “Müslümanlık nerde bizden geçmiş insanlık bile” derken öz eleştirisi yapmıştır. Ve burada Müslümanlık ve insanlığa dikkat çekmiştir.

Siyasi partiler ve cemaatler maalesef kendini eleştiriye karşı korumakta, eleştirilmesi durumunda ise sert tepkiler vermektedir.

Günümüzde siyasi parti taraftarları, taraf olduğu partiyi değerlerinin en üst noktasına koymakta, yaşam tarzı da maalesef siyasi görüşünün altında şekillenmektedir. Herkesin siyasi görüşü doğrultusunda gazetesi, televizyon kanalı, gideceği oteli, yemek yiyeceği mekânı, konuşacağı arkadaşı, yardım edeceği akrabası mutlak vardır. Değerin insan olması siyasi görüşünün altında yer almaktadır. Bir siyasi partinin politikası diğer partilerin siyasi politikasından her zaman iyidir. Belki amaç düşünüldüğünde olması gereken de bu. Yadırgamıyorum ancak bu anlayış zamanla kitle partilerini bile bir ideoloji partisi haline dönüştürmektedir. Eleştiri sunduğunuzda ise (parti ayrımı yapmıyorum tüm partiler dâhil) doğrudan ötekileştirilip, eleştirileriniz dahi dikkate alınmıyor.

Cemaatlerin, tarikatların ve diğer dini grupların her birinin özeleştiri yapması, aslında mümkün olmakla beraber bugünkü yapıları bakımından imkânsız gibidir; ancak bunların birbirlerini devamlı eleştirdiklerini görüyoruz. İslâmî kimlikleri ön plânda olan kimselerin kurdukları partiler yine böyle olan Müslümanlar tarafından devamlı eleştirilmiştir. Şu anda çoğu cemaatin bir ekonomi politiği bulunmaktadır.  Cemaatler ve tarikatlardaki yardım alma felsefesi günümüzde (kuru bakliyat alma, makbuz karşılığı yardım edilmesi ve temel ihtiyaçların giderilmesinin ötesinde kadro, televizyonun karasal yayından ulusala geçmesi, tiraj kaygısı, burs desteği vb. ) siyasette söz alma, ekonomide söz alma ve önemli kararların verilmesinde belirleyici olma hususlarına dönüşmüştür. Amaç olarak Rıza-i İlahi de var tabiî ki!

Bir cemaati eleştirebilir misiniz? Evet eleştirebilirsiniz. Eleştirilmeli, ancak bunun sonuçları ağır olabilir. Dinsiz yaftası yakanıza yapıştırılabilir. Çünkü tek doğru kendi fikirleridir. Aksini ya da eleştirinizi sunmanız sizin onların dışındaki öteki olmanıza ya da daha ağır bir söylemle düşman olmanıza yol açabilir.

İyiyi teşvik ve emretmek, kötüyü engellemek İslâmî bir ilkedir. Bu ilke özeleştiri yapılmadan ve siyasi partiler ile cemaatler, tarikatlar, kişiler ve kurumlar eleştirilmeden uygulanamaz. Fakat eleştiri yapanların ehil olması da bir diğer önemli husustur.

Kurumlar eleştiriyi kendine hakaret sayar, kendilerinin eleştirilmesine müsaade etmez, eleştirdiğinizde ise sert cevaplar alırsınız.

Sonuç olarak, eleştiri-öz eleştiri mekanizması iyi işletildiği takdirde hem olumlu yanları geliştirme, hem de olumsuz yanları gidermede belirleyicidir.

Nitekim Ortaçağ Avrupa’sında kilise eleştiriye açıldı, dogmaları tartışıldı ve Avrupa önemli bir mesafe kaydetti. Halife eleştirilmedi, padişah eleştirilmedi, imamı eleştirirsek çarpılırız, müdürü eleştirirsek işten atılırız, profesörü eleştirirsek sınıfta kalırız, marketi eleştirirsek veresiye alamayız, hanımı eleştirsek ütüyü yaptıramayız dedik. Menfaati doğrunun hep önünde gördük. Sonra gelişimimiz durağanlaştı. Ve kaçınılması zor ve doğal sonuç olan “kabullenme” sendromuna yakalandık toplum olarak… Başka medeniyetlerde karşılığı var mıdır bilemiyorum ama mesela, kabullenme sendromuna yönelik atasözlerimiz bunun en güzel örneğidir. “Bükemediğin bileği öpeceksin” gibi. Yani güç ve menfaat unsurları göz ardı edilmeden ne eleştiri ne öz eleştiri anlamlı olacaktır.

Nefsimizi mi? Onu eleştirmeye hiç cesaret etmedik. Elbet eleştirmek lazım ilerlemek için, değişim için. Eleştirmek lazım, kırmadan, dökmeden, kızmadan… Ta ki eleştiriden doğruyu bulalım, fikir telakki etsin, gerçek ortaya çıksın. Aksi halde kendi elimizle oluşturduğumuz dogmaların ve dokunulmazların sayısı günden güne artıyor.

Öz eleştiri de toplumda bir erdem olarak kabul görür ve bunu yapanların aleyhinde kullanılmazsa teşvik görür. Öyle ya insan bir toplumda öz eleştirisini yapmaya kalksa geri hemen kendisi pişman oluyor. Kendi elimizle o kadar adama malzeme verdik diye.

Ayrıca öz eleştiri ile değer tabloları ve öz tablosu uygun olmalıdır. Toplumun değerleri farklı ise fert ve grupların eleştiri ile ulaşacakları sonuç ve değerlendirme de birbirinden farklı olacaktır. Tüm toplumun ve toplumun tüm fertlerinin ortak erdem seviyesinde buluştuğu, iletişim kanallarının açık olduğu, nice eleştiri ve özeleştirilere… Tabi katlanabilip, gücü ve menfaati göz ardı edebileceksek…

 

Fatih ŞAHBAZ

SORGUN DÜŞÜNCE KULÜBÜ

 

About the Author:

Post a Comment

*