Göç

Tarihsel süreç içerisinde insanlar değişik sebeplerle yaşadıkları yerleri bırakıp başka yerlere gitmek yani göç etmek zorunda kalmışlardır.

İnsanları göç etmeye zorlayan sebepler coğrafi, siyasi veya ekonomi kaynaklı olabilmektedir. Bazen yaşanılan çevrede oluşan bir doğal felaket, kıtlık veya zor çevre şartları o bölgede yaşayan insanları göç etmek zorunda bırakabilir. Bazen de savaş, işgal veya baskı sebebiyle insanlar yaşadıkları yeri terk etmek zorunda kalabilir.

Bu ayki konumuz Yozgat nüfus istatistiklerinin ve bu çerçevede Yozgat ve Sorgun’da yaşanan yoğun göç olgusunun değerlendirilmesi. Rakamların detayına girmek istemiyorum ancak rakamlar gösteriyor ki Yozgat genelinde yoğun bir göç söz konusu ve bu durum özellikle son yıllarda hızla artmakta. Yozgat göç verme bakımından Türkiye genelindeki 81 il içerisinde 1 veya 2. sırada. Son 10 yıl içerisinde Yozgat nüfusu 700 binli seviyelerden 400 binli seviyelere düşmüş durumda. Bu durum eğer bu şekilde devam ederse 10 yıl sonra Yozgat nüfusunun 300 binli seviyelere düşeceği hesaplanmakta. Ayrıca, Yozgat dışında yaşayan Yozgatlıların sayısının da 700 bin civarında olduğu hesaplanmakta.

Hepimizin bildiği gibi göç olgusunun bir sonucu olarak Yozgat’ta milletvekili sayısı 6’dan 4’e düşmüş durumda ve eğer Yozgat bu hızla göç vermeye devam ederse bu sayı önümüzdeki 10 yıl içerisinde 3’e belki de 2’ye düşebilir.

Yukarıda bahsettiğim gibi insanlar doğup büyüdükleri yerleri coğrafi, siyasi veya ekonomik sebeplerle terk ederler. Yozgat’taki göç olgusu bakımından ilk iki sebebin bir geçerliliği yok. Coğrafi olarak iyi bir konuma sahip Yozgat. Türkiye’nin merkezinde, başkente çok yakın, coğrafi şartları kötü değil. Göç için siyasi bir sebepte yok. O zaman Yozgat’taki göç olgusunun sebebi ekonomik. Ekonomik açıdan geri kalmışlık veya göreceli olarak az gelişmişlik. Tabi sadece ekonomik geri kalmışlık değil, buna bağlı olarak sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel açılardan da çağın gereklerine uygun bir gelişmenin sağlanamaması.

Uzun yıllardır sırtına yorganını sarıp gurbet ellerde yaşam mücadelesi vermek adeta Yozgatlının kaderi haline gelmiştir. Eğer okumak istiyorsanız doğup büyüdüğünüz yerde bunu yapamazsınız. Sırtınıza yorganınızı sarar, binbir türlü imkansızlıklarla büyük şehirlerde ayakta kalmaya çalışırsınız. Kimse sizin halinizden anlamaz. Herkes ne güzel büyük şehire gitti okuyor diye düşünür. Haklılar bir yönden ama kimse sizin ne zorluklar çektiğinizi, ne travmalar yaşadığınızı bilmez. Bu durumda olanlarda zaten ne çektiğini kimseye anlatamaz, ana babasının ailesinin umutlarını kırmak istemez, herşeyi içinde yaşar, içi kan ağlasa da kızılcık şerbetini içer ve susar.

Bütün bu zorluklara katlanıp bir meslek sahibi olduğunuzda da doğup büyüdüğünüz topraklara dönemezsiniz. O topraklar sizi kabul etmez bir türlü. Çaresiz büyük şehirlerde iş bulur yerleşirsiniz, aile kurarsınız ve çocuklarınız da doğup büyüdüğünüz topraklara yabancı olarak yaşar.

Okuma imkanınız olmadıysa bu sefer geçinmek için sırtınıza yorganınızı sarar gurbet ellere düşersiniz. Oldukça zor şartlarda para kazanıp ailenize gönderirsiniz. Zaman içerisinde de çalıştığınız yerde yerleşir ve ailenizi de yanınıza alırsınız. Çocuklarınız doğup büyüdüğünüz topraklara yabancılaşır.

Bu kısır döngü böylece devam eder gider. Bu durum aslında ekonomik bir realitedir. Uygulanan ekonomik düzen aktivitenin belli alanlarda yoğunlaşmasını zorunlu kılar. Üretim unsurlarının birbirine yakın olması ve büyük ölçeklerde üretim yapılması ve hizmet sunulması ekonomik verimlilik açısından gereklidir. Bu gereklilik aktivitenin belli bir bölgede yoğunlaşmasına sebep olur ve böylece bazı bölgeler hızlı gelişirken bazı bölgeler az gelişir. Ayrıca, sanayileşme ve teknolojik gelişim tarımsal üretimin değerini azaltır. Sanayi, teknoloji ve hizmet sektörlerinin katma değeri artarken tarımsal katma değer azalır. Bu durumda tarımda istihdam edilen nüfusun işsiz kalmasına ve sanayinin olduğu bölgelere göç etmesine sebep olur.

Ekonomik olarak gelişen bölgelerde daha iyi sağlık, eğitim, altyapı hizmetleri ve daha iyi sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik imkanlar sunulur. İnsanlar da doğal olarak bu imkanlardan faydalanabilmek amacıyla az gelişmiş yerlerden gelişmiş bölgelere göç ederler. Ama, Yozgat özelinde yaşanan olgu aşırıdır. Normalin dışındadır.

Yozgat coğrafi konumuyla, tarihiyle, sosyal yapısıyla böyle bir kaderi hak etmemektedir. Daha önce ifade ettiğim gibi göç olgusu bir kısır döngüdür. Göç olgusu durdurulamadığı sürece sonraki dönemlerde daha hızlı bir göç hareketini tetikler. Göç olduğu sürece Yozgat’ta sermaye, insan gücü azalır. Bu da, ekonomik aktivitenin ve sosyo-ekonomik gelişimin gerilemesine sebep olur ve bu döngü böylece devam eder.

Bu noktada şöyle bir soru gelmekte akla. Acaba, göç sebebiyle mi Yozgat gelişemiyor yoksa Yozgat gelişemediği için mi göç oluyor?

Bu sorunun cevabını Yozgat özelinde verebilmek için kapsamlı bir çalışma yapılması ihtiyacı var. İlgili kurumlar veya bu konuda bir tez hazırlamak isteyenler veya böyle bir çalışma yapmaya enerjisi olan gönüllüler bu kapsamda bir çalışma yaparsa oldukça faydalı olur diye düşünüyorum.

Netice itibariyle, Yozgat’ın göç veren iller bakımından 81 il içerisinde ilk veya ikinci sırada olması kabul edilebilir bir durum değildir. Bu durumun tersine çevrilmesi bir gerekliliktir. Yozgat’ın kalkınabilmesi için göçün durdurulması ve hatta tersine çevrilmesi gerekmektedir. İlgili tüm kurumlar bunun nasıl başarılabileceğine kafa yormak, bu konu ile ilgili çalışmalar yapmak, ilgili otoritelerin dikkatini çekmek ve bu çerçeve de bir seferberlik oluşturmak zorundadırlar. Bu kapsamda, milletvekillerine, il ve ilçe idarelerine, yerel yönetimlere ve sivil toplum kuruluşlarına önemli görevler düşmektedir.

Geç olmadan bu konuda bir farkındalık oluşturmak ve tedbir almak gerekmektedir. Bu anlamda, yerel gazetelere de ciddi görevler düşmektedir. (Konu ile ilgili Yozgat Gazetesi’nde Sayın O. Hakan Kiracı konuyu defaatle gündeme getirmştir. Diğer gazetelerin de konuyu işlemelerinde fayda vardır.)

SDK bu çerçevede önemli bir görevi yerine getirmiştir. Önümüzdeki dönemde bu kapsamda yeni çalışmaların da yapılması SDK’nın misyonu ile örtüşmektedir.

 

HATİP SORGUN

SORGUN DÜŞÜNCE KULÜBÜ

About the Author:

Post a Comment

*