Hangi Sorgun?

Sorgun’a en son Temmuz ayı toplantımız vesilesiyle gittim. Daha önceki gidişim bundan 3 sene kadar önceydi. Ondan önceki ise bir öncekinden 6 sene önceydi galiba. Demek ki son 9 yılda Sorgun’a 2 kere gidebilmişim.

O da birer günden toplam iki gün eder. Dokuz yılda sadece 2 gün geçirmişim Sorgun’da. O vaktin çoğunluğu da akraba ve arkadaş ziyaretleriyle geçtiği için şehirde ne olup bittiğini anlamak pek mümkün olmamıştı.

Zamanı biraz daha geriye sarıp Sorgun’dan üniversite için ayrılışımızı da hesap edersek tam 20 yıl olmuş. Bu yirmi yıl içerisinde orada toplam 6 aydan fazla kalmamışımdır zannediyorum. Hal böyle olunca oradaki değişimi/gelişimi takip etmek, anlamak pek mümkün olmuyor. Dile kolay tam 20 yıl. 20 yılda kuşaklar değişiyor. Tanıdığımız, bildiğimiz birçok sima bu dünyadaki ömürlerini tamamladıkları için artık yoklar. O günlerde doğan ve bugün 20’li yaşlarda olan, şehrin caddelerinde boy gösteren genç kuşaktan ise hiçbir yüz bize aşina değil, biz de onlara… Buna yakınlarımızın çocukları da dâhil maalesef. Son ziyaretimde işyerlerine uğradığım amcaoğlumun yaşı belki de 20’ye dayanan oğlu beni tanıyamadı, ben de onu!

Bu belki de insanın içini sızlatması gereken bir gerçek ama yapacak bir şey yok!  Hayatın döngüsü böyle… Hayat bizi bunlara hazırlıyor zaten, şaşırmıyoruz birçok şeye. Çabucak kabulleniyoruz gerçekleri… ve çabucak unutuyoruz. Elimizden başka bir şey gelir mi? Değiştirebilir miyiz bu döngüyü? Hayır! Psikolojide “öğrenilmiş çaresizlik” diye bir kavram vardır: Değiştiremeyeceğinizi tecrübe sonunda öğrenmiş olduğunuz şeyleri değiştirmek için çaba göstermezsiniz.

Devam edecek olursak, bahsi geçen son ziyaretimde her ne kadar sabah gelip akşam dönsem de, yaşamış olduğum mahalleleri ve şehrin merkezi yerlerini 1-2 saatliğine de olsa gezmeyi istedim. Birazcık nostalji yapmaktı gayem ama düşündüğüm gibi olmadı. Farklı, tuhaf duygular yaşadım. Bana sadece insanların değil sokakların, binaların, mekanların da yabancı geldiğini fark ettim. Çocukluğumun, ilk gençliğimin geçtiği mekanlar bana tuhaf derecede yabancı geliyordu. Dahası sokaklar, caddeler ve yapılar meğerse hafızamda kaldığından çok daha küçük, kısa ve dar imişler! Belli ki zihnim bana bir oyun oynamaktaydı. Peki, gerçek olan bugünkü algılarımsa, geçmişte yaşadığım ve hafızamda yer edenler neydi? O, yürü yürü bitmeyen upuzun caddeler ve sokaklar nasıl da kısalmışlardı. Yapılarsa nasıl da küçülmüşlerdi. Oyun oynadığımız, vakit geçirdiğimiz boş alanlar yabancı binalarla dolmuşlardı. Karışık duygular yaşıyordum; hayal kırıklığı da şaşkınlık ta vardı; dahası, hayalle gerçek arasında gidip geliyordum. Hayalle gerçek arasındaki sınır ortadan kalkmıştı. En kötüsü de buydu!

Bu uzun şoktan sonra fark ettim ki, şu an ki ben artık oralara ait değilim. Oralar da bana ait değil. Her ne kadar bizler buralarda, İstanbul’da, Sorgunlu ortak paydasında bir araya gelip, Sorgun’a olan aidiyetimizi canlı tutmaya çalışsak ta; bazı şeyler geri döndürülemez ve geri getirilemez bir şekilde elimizden kayıp gitmiş. Diğer arkadaşlarımı bilmem ama benim hissettiklerim bunlar. Belki de çok sık gidemeyip, daha uzun süreli kalamayışımdandır bu yabancılaşma hissi. Belki de birinci derecede yakınlarımın çoğunun artık orada yaşamıyor olmasındandır… Her ne olursa olsun, bu son ziyaretim bana orayla ve oraya ait geçmişimle yüzleşme fırsatı verdi. Yaşananın adı hayal kırıklığı da olsa, dünyanın ve dünya hayatının geçiciliğinin; bizim bu dünyaya ait olmadığımız gibi, dünyanın da bize ait olmadığı gerçeğinin daha küçük düzlemde hatırlanmasıydı olan biten…

Sadece mekan algısı değildi beni sarsan… Zaman da orada farklı bir hızda seyrediyordu artık. Zaman, bizim büyükşehirde yaşadığımızın aksine oldukça ağır ve durağan seyrediyordu. Metropolde, siz sürekli zamanın peşinden koşup ona yetişmeye çalışırken, orada zaman sizi bekliyor, emrinize amade bir şekilde… Öğleye kadar süren kahvaltılı toplantımızdan sonra yapmayı planladığım tüm ziyaretleri de gerçekleştirdiğim ve bahsi geçen Sorgun turunu da yaptığım halde gün hala bitmemişti. Otobüsün hareket saatine daha birkaç saat vardı ve zaman geçmek bilmiyordu. İtiraf etmek gerekirse bir an önce uzaklaşmak istiyordum artık yabancısı olduğum bu şehirden…

Burada şunu belirtmekte fayda var. Zaman ve mekan algısı tamamen görecelidir, kişiye özeldir. Bana çok durağan gelen zaman eminim orada yaşayanlar için gayet normal işliyordur. Mekansal algılar da keza öyle…

“Dışarıdan (!) bir gözle Sorgun’da ne gördün” diye soracak olursanız; Sorgun’un çok çarpık bir şekilde yapılaştığını, merkezde Cumhuriyet Caddesi’ndeki binaların çok değişmemesine rağmen yakınındaki mahallelerde daha insani olan bahçeli/müstakil evler yerine; gösterişli fakat ruhsuz, gereğinden/ihtiyaçtan daha büyük, özenti apartmanların yapılmış/yapılmakta olduğunu fark ettim. Kaynak israfından başka bir şey değildir bu! Buna mukabil bazı kenar mahallelerin ise neredeyse 20 yıl önceki haliyle, hiç değişmeden durduğunu ve son derece bakımsız olduğunu üzülerek gördüm. Hayatımızı kuşatan çelişkiler yumağının bir başka örneğini orada müşahede etmek şaşırtmadı beni doğrusu. Merkez ve çevre arasındaki tezat, hizmet alımındaki adaletsizlik bu ülkenin kanıksanmış bir gerçeğidir zaten. Bunun Sorgun’da farklı işlemesini bekleyecek kadar hayalci değilim.

 

ABDULLAH APAYDIN

SORGUN DÜŞÜNCE KULÜBÜ

About the Author:

Post a Comment

*