By 5 Temmuz 2020 0 Comments

Neyi Fark Ettik?

Madem ki kışımız uzun sürdü, seyahatimizin de uzun sürmesi gerekmez mi?

İki mevsimin birincisi kış, zaten düşünme zamanıdır. Bahar ise hayata selam durma anlarıdır. Ama bu beklenmedik durumla iki mevsimi aynı modda geçirmek zorunda kaldık.

Bu beklenmedik durum herkes gibi beni de zorunlu olarak bir seyahate sürükledi. Bir yola çıkmak zorunda kalınan bu durum her birimiz için geçerlidir sanırım.

Yola çıkan yolcu belirsizlikleri içinde barındırsa da yine de geçmişten gelen bazı deneyimleri uyarlayarak, değiştirerek ve geliştirerek yoluna devam eder. Ham olmakla başlanılan bu seyahatte, olmak ile önemli bir mesafe alınır.

Ancak bu kez durum biraz daha farklı idi. Çünkü bilindik hiçbir şey olmadığına şahit olduk. Yeni bir denklemin parçası olman gerekiyor ise eski deneyimlerin şimdilik bir şey ifade etmediğini gördük.

Her şeyden önce kendimizi düşünmek zorunda kaldık. Belki özerkleşmeye giden önemli bir viraj idi bu. Bu günleri kendimize ancak doğru sorular sorup, aldığımız kararları hayata geçirdiğimizde anlamlı bir iş yapmış oluruz.

Düşündükçe neyi fark ettik acaba?

Seyahatimizde karşımıza neler çıktı acaba?

Gelin biraz bunlardan bahsedelim;

Bugüne kadar ne çok nesne/mal/mülk/kariyer ile uğraştığımızı fark ettik. Hırslarımızı, doyumsuzluğumuzu, istifleme alışkanlığımızı, zamanın hiç bitmeyeceğini düşünerek hareket ettiğimizi… kısaca yaşı 60 ve üzeri olanların hayata şöyle bir geriye doğru baktıklarında sadeleştirdikleri gibi. “Hiç gerek yokmuş bu kadar şey ile uğraşmaya” noktasına geldik.

Anlamlı yaşamak adına önceliklerin, ilkelerinin olması gerektiğini fark ettik. Bunun için “önceliğim ne, anlamlı yaşamak için ne gerekli bana, nasıl bakmalıyım olaylara/durumlara, beni ben yapan şey ne, tam olarak neye sahibim, beni ben yapan şey etrafımdaki nesne/mal/mülk/kariyer mi yoksa yüreğim ve aklımın ürettiği bilgi/değer mi?”  türünden sorgulamalar yaptık.

Yaşamın pratikliğini öğrendik. Daha önce akıllı telefonlarının iyiliğini ve faydasını anlatırken sadece fatura ödemelerinde bize sağladığı kolaylığı örnek verilirdi. Ama şimdi kurumların çağrı merkezi/müşteri ilişkileri personeli gelen bütün telefonlara evinden cevap vererek gerekli bilgilendirmeleri/yönlendirmeleri yapabiliyor. Görüntülü konuşma aldı başını gitti. Uzaktakiler daha önce iki satır mektup ile özlem giderirken, sesleriyle son 50 yıldır tanışmışken son 10 yıldır da görüntülerini alır olduk. Bu teknolojik gelişimi fark ettik.

Herkesin  gazeteci, yorumcu olabileceğini fark ettik. Artık haberlere bağlı kalmanın bir anlamı yok. Bütün her şey anında sana ulaşabiliyor. Ve sen de kendine bir kanal kurarak yorumlarınla halkı bilgilendirip ekonomik kazanç elde edebiliyorsun. Yeni kazanç yollarının olduğunu fark ettik.

Bu ve bunun gibi dönemlerde katı tutum/dirençli yaklaşımın fayda vermediğini fark ettik. Eğer temel ilkelere aykırı bir durum yok ise yeni duruma adaptasyonda bir çaba içerisinde olmalı insan. Çünkü dünya hızlı değişiyor. İnsanın da bu değişime ayak uydurmasının elzem olduğunu fark ettik.

Ailemizle doğru ve kaliteli zaman geçirmediğimizi fark ettik. Çocuklarımızın, sevdiklerimizin farklı güzelliklerini  günlük yoğunluk  içerisinde gözden kaçırdığımızı fark ettik.

Birileri hayatımızı elimizden aldı. Elimizden aldıkları hayata rağmen  yeni durumu iyi okuyarak ve öğrenip gelişerek ilerleyerek yeni bir hayatın kurucusu olabiliriz. Yani yeni bir hayatın kahramanının önce kendimiz olduğunu fark ettik.

Bizi çevreleyen her şeyden düşük beklentilere sahip olmamız gerektiğini fark ettik. Çünkü bize ait olmayan şeyler konusunda beklentilerimiz hep rasyonaliteden uzaktı. Her şey değeri kadar vardır. Hayatımızı çevreleyen her bir unsurun değerini iyi belirlemek lazım.

Hepimizin sağlam bir desteğe ihtiyaç olduğunu fark ettik. Birbirimize muhtacız. Ancak birlikte yaşayabilmeyi öğrenirsek beşerden insana terfi edebiliriz.

Güvenli alanlarımızla ilgili sorular sormaya başladığımızı fark ettik. “Güvenli alanlarımız nereler? Güvende olmak duygusuna yüklediğimiz anlamlar nelerdir? Nerede güvende hissediyorum?” gibi sorularla nerede ve nasıl güvende olacağımız üzerine düşündüğümüzü fark ettik.

Kendimizle yüzleşmekten kaçamayacağımızı fark ettik. Kendimizden kaçıyorduk. Buna kılıf bulmakta da zorlanmadık. İş dedik aş dedik ve kaçtık. Hep kaçtık belki. Yüzleşmenin o soğukluğunu hissetmemek için arkamızı dönüp gittik. Ama gerçeklerin acı bir yönü var o da yok olmayışlarıydı. Sahi biz nelerden kaçtık şimdiye kadar?

Şimdiye kadar konuşmadığımızı fark ettik. Ne kadar ve nasıl konuşuyoruz ailemizle, sevdiklerimizle ve sevmediklerimizle. Onlara verdiğimiz değer kadar değer bulacağımızı nasıl unuturuz?

Kendimize, ailemize, işimize, sevdiklerimize karşı ne kadar dürüstüz? Bu soruyu sorarak şimdiye kadar ki tutumumuzu sorguladığımızı fark ettik.

Rabbimize uygun bir kul olmak için ne yapmamız gerektiğini düşündük. İnancımızı gözden geçirdiğimizi fark ettik. Allah’ın emirlerini doğru anlayıp/anlamadığımızı, O’nunla nasıl bir bağ kurduğumuzu, O’nu gerçekten ne kadar hatırladığımızı düşünmedik mi? Bu günlerin yaşıyor olmamız Yaradan’ın rızası olmadan olabilir mi? “Neyi murat etti Rabbimiz bu günleri hepimize yaşatırken?” sorusuna nasıl bir cevap bulduk?

Ölümün ne kadar yakın ve gerçek olduğunu fark ettik. Ölümle burun buruna iken yaşam nasıl görünür acaba insana? Bu soruya ne cevap bulduk acaba?

Ahlak, açgözlülük ve kibre kalkandır. Şu anda sorular sorabiliyorsak akıllıyızdır. Peki ahlaklı mıyız?

Saygı göstermek üzerine ne kadar düşündük bugüne kadar? Birine saygı göstermenin ne kadar kıymetli olduğunu idrak edebildik mi?

Ya zaman konusunda şimdiye kadar hiç kafa yorduk mu? Bu cümlenin ilk harfini yazdığım ana geri dönemeyeceğimiz gerçeğiyle yaşamının yarına nasıl bir yol çizeceğini düşünür bulmadık mı kendimizi?

Varoluşsal karmaşaları nasıl atlatıyoruz? Yok mu sayıyoruz yoksa tanımak ve anlamak için çabalıyor muyuz? Varoluşsal karmaşanın en aza indirilmesi gerektiğini fark ettik.

Ya olur olmaz zamanlarda ortaya çıkan öfkemiz? En çok neye/kime öfkeliyiz? Öfkeli olduğun kişiler senin gibi düşünmedikleri ve yapmadıkları için mi öfkelisin? Öfkeli olduğun şey tam olarak öteki mi yoksa kendinin yetersizliği/çaresizliği ve anlam yükleyemeyişi mi? Öfkemizle uğraşmaya başladığımızı fark ettik.

Belki de en çok fark ettiğimiz şey; bilmemiz değil neler hissettiğimizdir. İnsana ait en özgün ve gerçekçi olan şey; ne hissettiğidir. O kadar çok bombardımanın bizdeki karşılığı ne hissettiğimizdir. O yüzden hislerimizin kıymetini anladığımızı düşünüyorum.

Benzer günleri sanırım yaşamaya devam edeceğiz. Çünkü savaşın dili ve formatı değişti gibi görünüyor. Baş etmenin yolu kendimizi tanımak ve yaşananları derinlemesine anlamaya çalışmaktan geçiyor.

Anlamlı ve sağlıklı bir yaşam dileğiyle…

Recep DAĞDEMİR

SORGUN DÜŞÜNCE KULÜBÜ

About the Author:

Post a Comment

*