By 15 Nisan 2020 0 Comments

Pandemi ve “Dördüncü Nesil Savaş”

Tüm Dünya’nın Kovid-19 adlı koronavirüs pandemisiyle/salgınıyla savaştığı bir dönemdeyiz. Bahsi geçen virüs dünya gündemini aylardır meşgul ediyor. Çin’de geçtiğimiz yılın (2019) son günlerinde ortaya çıktığında kimse bu kadar hızlı yayılacağını tahmin etmiyordu sanırım. O günden bugüne başta tıp dünyası olmak üzere farklı disiplinlerden bilim adamları virüsü ve nasıl ortaya çıktığını anlamaya çalışıyorlar. Bir taraftan da onlarca komplo teorisi üretiliyor. Bu virüsün bazı devletlerin düşman/rakip gördüğü devletleri zayıflatmak hatta yok etmek üzere ürettiği biyolojik bir silah olduğu iddiasından tutun da, bir takım gizli güçlerin dünya düzenini kendi çıkarları doğrultusunda değiştirmek için virüsü yaydıklarına ya da dünya ilaç endüstrisinin baronlarının – ilaç, aşı vb. satarak – servetlerine servet katmak için planlı olarak bu virüsü geliştirdiklerine kadar birçok iddia dolanıyor ortalıkta. Yakın geçmişte de buna benzer virüs salgınlarıyla karşı karşıya gelmiş ve benzer iddialara şahit olmuştuk.

Bazı şüpheler olsa da şimdilik elimizde bu türden iddiaları doğrulayacak bir delil yok. Tek bildiğimiz, virüsün vahşi hayvanlar yoluyla insana geçtiği, sonrasında da insandan insana bulaştığı. İlerleyen günlerde daha sağlıklı ve daha doğru bilgiler edineceğiz kuşkusuz. Fakat bugün için önceliğimiz/beklentimiz salgının bir an önce kontrol altına alınması ve etkili bir tedavi yöntemi geliştirilmesi. Bu sağlanamazsa tüm dünyanın ödeyeceği fatura daha da büyüyecek. Nisan ayının ortalarına geldiğimiz şu günlerde salgının Dünya genelindeki bilançosu resmi rakamlara göre; 2 milyonun üzerinde vaka ve 130 bini aşmış can kaybı şeklinde. Ülkemizde de vaka sayısı alınan tüm tedbirlere rağmen 70 bine dayandı. Can kaybı ise – ölüm oranımız her ne kadar Dünya ortalamasının altında seyretse de – 1500’ü buldu maalesef. Ümit ediyorum, bu tehlikeli salgına karşı vermiş olduğumuz topyekün mücadelede muvaffak oluruz ve kayıplarımız asgaride kalır. Aksi halde, can kayıplarının yanında ciddi boyutta ekonomik, sosyal ve psikolojik tahribat yaşayabilir ve kalıcı etkiler bırakması muhtemel bu tahribatı onarmakta zorlanabiliriz.

Meseleye karamsar yaklaşmak istemiyorum elbette. Çünkü karamsarlık, korku, endişe ve panik de tıpkı virüs gibi hızla yayılıyor insanlar arasında. Bu belki daha tehlikeli olabilir. Psikolojik direncimiz zayıfladığında ne zihnen ne de bedenen bu salgınla mücadele edebiliriz. Psikolojik mücadeleyi kaybettiğimizde toplumsal çözülme de kaçınılmaz hale gelir. Uzun lafın kısası, mücadele ettiğimiz şeyin tam anlamıyla farkında olmalı, onunla gerçek manada yüzleşmeli, alınması gereken tedbirler konusunda bilinçli ve kararlı olmalı, çevremizdekileri de gerektiğinde uyarmalı, toplumsal dayanışmayı artırmalı, bu tehdit tam anlamıyla bertaraf edilene kadar gevşememeli, direncimizi ve moralimizi yüksek tutarak etkin bir şekilde mücadelemizi sürdürmeliyiz.

Şunu bilelim ki, bu salgın ne ilkti ne de son olacak. Sadece salgın hastalıklar değil başka türden küresel felaketler ve afetler gelecekte hayatımızı etkilemeye/şekillendirmeye devam edecek. İnsanoğlu çabuk öğrenen, çözüm geliştiren ve değişen şartlara hızlı intibak eden bir varlık. Bu, bizi ayakta tutan, umudumuzu güçlendiren özelliğimiz. Madalyonun diğer tarafında ise tabiatımızın bir parçası olan unutkanlığımız var. Çabuk unuttuğumuz için yaşadıklarımızdan ders almıyoruz. Ders almadığımız için de geçmişte yaşadığımız felaketlerin benzerleriyle tekrar tekrar karşı karşıya geliyoruz. Diğer yandan, başımıza gelenlerin kendi eylemlerimizin sonucu olduğunun da idrakinde olamıyoruz çoğu zaman. Açgözlülüğümüzün, doymazlığımızın, bencilliğimizin ve çıkarcılığımızın neticesinde çevreyi kirletip, doğal düzeni tahrip edişimizin bir bedeli olacağını hesap etmiyoruz. Açıkçası tüm bunlar, gelecek nesillere daha iyi bir Dünya bırakabilme inancımızı ve ümidimizi azaltıyor maalesef.

“Dördüncü Nesil Savaş”

İçinde bulunduğumuz konjonktür gereği böyle bir girizgah yapmak ihtiyacı hissetim. Yazımızın asıl konusu Yozgatlı hemşehrimiz Dr. Abdullah Şengönül’ün yakın zamanda (Aralık 2019) yayınlanmış kitabı “Dördüncü Nesil Savaş”. Kavramı etraflıca değerlendirdiğimizde yukarıdaki girizgahın konuyla pek de ilgisiz olmadığı anlaşılacaktır. 

Dr. Abdullah Şengönül’ü kısaca tanıyacak olursak; 1985 yılında Yozgat’ın Sarıkaya ilçesinde dünyaya gelmiş. İlkokulu Sarıkaya’da, ortaokul ve liseyi ise Kayseri’de tamamladıktan sonra Selçuk Üniversitesi, Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi bölümünde lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimi almış. Bir dönem Bozok Üniversitesinde akademik personel olarak görev alan ve kamuoyu araştırmaları ve siyasi gündem konularındaki çalışmalarıyla bilinen Şengönül, halen Kişisel Verileri Koruma Kurumunda görev yapmaktadır. Şengönül, sivil toplum faaliyetlerine de aktif olarak devam etmektedir.

Savaş konusu bir siyaset bilimcinin elbette ki ilgi alanında olur. Lakin, 4. Nesil Savaş gibi nispeten yeni ve askeri konularda bilgi birikimi, yetkinlik ve derinlik isteyen bir konu üzerinde böylesine hacimli bir çalışma ortaya koyabilmek cesaret gerektirir. Abdullah Şengönül bu yönüyle takdiri fazlasıyla hak ediyor.

Kitabın arka kapağında yer alan ve savaş konusunda yapmış olduğu çalışmalarla tanınan Dr. Metin Gürcan’a ait şu sözler, Şengönül’ün eserinin değerini anlamamızda daha iyi fikir verecektir:

“Son yıllarda asker kökenli olmayan akademisyen ve araştırmacılar savaş ve güvenlik çalışmaları alanına ilgi duymaya başladılar. Bu ilgi eskiden askerlerin imtiyazlı alanı olarak bilinen bu alanda ‘sivil kapasitenin’ artması ve Türkiye’de özlediğimiz asker sivil entegrasyonunu sağlayabilmesi açısından kritik önemde. Bu nedenle asker kökenli olmayan akademisyenlerin savaş ve güvenlik çalışmalarına dair literatür üretme çabaları her zaman ilgimi çekmiştir. Sayın Dr. Abdullah Şengönül’ün doktora tezinden uyarladığı bu kitap çalışması da Türkiye’de sivil akademisyenlerce savaş ve güvenlik çalışmaları alanında üretilen eserlerin kıymetli bir örneği olmaya aday. Sn. Şengönül’ün çalışması hem giderek Türkiye’de ilginin arttığı görülen savaş ve güvenlik araştırmaları alanında bir ders kitabı olma özelliğini korurken hem de bu alana ilgi duyanlar için bir başucu kaynağı.”

Kitabın önsözünü yazan Cumhurbaşkanı Yardımcımız Sayın Fuat Oktay’ın bu çalışmanın önemine dair aşağıdaki ifadeleri de dikkate değer:

“Savaşın en önemli bileşeninin insanın morali ve toplumların direnme gücü olduğu gerçeği hala en belirgin şekilde kendini göstermektedir. Bu nedenle toplumların direncini kırmak ya da toplumları ayrıştırmak için yeni savaş yöntemleri geliştirilmektedir. Bu yöntemler, asıl savaşa hazırlık aşaması olmaktan çıkmış, bir ülkeyi savaşsız ele geçirmek için yeterli hale gelmiştir. Çağımız teknoloji çağı olduğu kadar bilgi çağıdır. Bilgi çağının modern araçları yanlış ve manipülatif bilgileri yaymak için geniş imkanlar sunarken, doğru bilgiye ulaşmayı da bir o kadar zorlaştırmaktadır.”

Devam edecek olursak; Şengönül’ün 320 sayfalık kitabı üç ana bölüm ve sonuç bölümünden oluşuyor. Birinci bölüm “Savaş Kavramı ve 4. Nesil Savaş”; ikinci bölüm “4. Nesil Savaşın Yöntem ve Bileşenleri”; üçüncü bölüm ise “4. Nesil Savaş Kapsamında Türkiye İçin Strateji Önerileri” başlıklarından oluşuyor.

Biraz daha detaylandıracak olursak; birinci bölümde, savaş olgusunun anlamı ve kapsamı, savaş olgusunun evrimi/nesil anlayışı, 4. Nesil Savaş, geleceğin savaşları, 15 Temmuz sonrası sivil-asker ilişkileri gibi konulara değiniliyor. Savaşları nesiller kıstasına göre tasnif ediyorsak birinci, ikinci ve üçüncü nesil savaşların neye karşılık geldiğinden başlamak gerekir işe. Şengönül’de öyle yapmış. Yazarımız burada 4. Nesil Savaş kavramının teorisyeni William Lind’in tanımlamalarını esas almış. Bu bağlamda birinci nesil savaş “1648’den 1860’a kadar devam eden, düzenli ordular ile yapılan muntazam harp meydanı savaşı”; “endüstri savaşı” olarak da adlandırılan ve 1. Dünya Savaşı ile zirveye ulaşan ikinci nesil savaş “savaşan birliklerin sivillerden uzak, mevzileri belirli bir alan savaşı”; üçüncü nesil savaş ise “ateş gücü ve zayiat verdirmekten daha ziyade hız, baskın, fiziksel olduğu kadar psikolojik kayıp verdirmek üzere kurulu savaş” olarak tarif edilmiş.   

Devamında Dördüncü Nesil Savaş kavramına girilerek genel karakteristik özelliklerinden bahsedilmiş. Bunlar şöyle sıralanmış:

  • Devlet savaş tekelini kaybeder.
  • Sivil-asker ayrımı ortadan kalkar.
  • Politik, ekonomik, sosyal ve askeri olmak üzere mevcut tüm ağlar kullanılır.
  • Fikir, teknoloji ve strateji ekseninde incelenir.
  • Hız, zihin karışıkları ve yönlendirme süreçlerini esas alır.
  • Etki Odaklı Harekat ve Gözlem, Yönlendirme, Karar ve Harekat (OODA) döngüsü ile stratejileri teşekkül ettirilir.
  • Küçük birliklerle çok boyutlu kuşatmaları güçlendirir.
  • Temel hedef düşmanı çökertmektir.
  • İdeolojik, insan hakları ve diğer algı tabanlı operasyonların çeşitlendirilmesi amaçlanır.
  • Medyanın, özellikle televizyon haberlerinin yönlendirilmesi ile oldukça karmaşık psikolojik harp yürütülür.
  • Düşmanın kendisine savaş açan devleti tanıyamaması ve savaşı başlatan devletin bunu doğrudan kendisi değil, vekaleten bazı savaşçı/çatışmacı gruplara destek vererek yaptırması hedeflenir.
  • Savaşan tarafın savaşı kendi topraklarından uzak tutması ve mümkün olduğu kadar göçmen ya da etnik kökene dayalı çatışma ihtimallerini ortadan kaldırması önemsenir.

Şengönül, Dördüncü Nesil Savaş’ın karakteristik özelliklerinden bahsettikten sonra da aşağıdaki kapsamlı tanımı yapmış:

“Dördüncü Nesil Savaş, fikir, teknoloji, enformasyon/bilgi, moral ve ekonomik esaslar ekseninde geliştirilen, savaşı asker/cephe platformunun yanı sıra, siyasi, toplumsal, ekonomik kısımlar başta olmak üzere hayatın tamamını etkileyen boyutlara taşıyan, hedef objeyi hayatın her alanında ve kendi topraklarında kuşatarak işlevsiz/etkisiz hale getirmeyi tasarlayan, konvansiyonel ya da konvansiyonel olmayan saldırılara dayalı, dolaylı ve dolaysız tutumlar içeren çok bileşenli, strateji ve güç odaklı, karmaşık karakterli yen nesil savaş konseptidir.”

Yazar, bu bölümde ayrıca “hibrit savaş, bileşik savaş, yeni savaş, asimetrik savaş” gibi adlandırmaların literatürde Dördüncü Nesil Savaş kavramına karşılık olarak kullanıldığı bilgisini de verirken bu kavramları da ayrı ayrı inceleyerek Dördüncü Nesil Savaşa benzerlikleri ve farklılıklarına değinmiş.

Birinci bölümün dikkat çeken bir diğer alt başlığında ise Türk Silahları Kuvvetleri için yeni bir model öneriliyor. “Geleceğin Türk Silahları Kuvvetleri: Nasıl Bir Reform” başlığıyla işlenen bu kısımda “Niçin bir orduya ihtiyacımız var?”, “Ne tür bir orduya ihtiyacımız olduğuna kim karar verecek?”, “Ordunun doğru kullanıldığını kim denetleyecek” türünden sorulara da cevap aranmış.

Dördüncü Nesil Savaşın Yöntem ve Bileşenlerinin detaylı olarak incelendiği ikinci bölümde savaşın bileşenleri; askeri boyut, siyasi boyut, siber güç, hukuki boyut, istihbari boyut, kamu diplomasisi, ekonomik ve mali boyut, terörizm ve gerilla taktikleri, kamuoyu, özel askeri birlikler ve paramiliter yapılar ve diğer bileşenler alt başlıklarıyla ele alınmış.

Üçüncü bölümde ise Dördüncü Nesil Savaş Kapsamında Türkiye İçin Strateji Önerileri başlığıyla Dördüncü Nesil Savaşın etkileri, bu tip savaşla mücadele stratejileri ve mevcut ulusal stratejilerin güncellenmesi ihtiyacına değinilip moral ve psikolojik faktörlerin önemine vurgu yapılmış. Dr. Abdullah Şengönül bu bölümün sonunda Türkiye’nin Dördüncü Nesil Savaşla etkin şekilde mücadele edebilmesi için bir stratejik araştırma merkezi kurulmasını önermektedir. “Türkiye Strateji Merkezi (TSM)” adını verdiği bu teşkilatın içerisinde “sivil ve askeri strateji uzmanları, akademisyenler, bilişim uzmanları, sosyal medya görevlileri, analistler, düşünce üretiminde öne çıkan kimseler” bulunması gerektiğini ifade edip, teşkilatın çalışma metodolojisine ve görev tanımına dair düşünce ve tekliflerini de paylaşmış.

Sonuç bölümü yazarımızın konuyla ilgili görüş ve önerilerinin bir özeti mahiyetinde.

Cumhurbaşkanı Yardımcımız Fuat Oktay’ın kitap hakkındaki “Bu çalışma, bu alana yönelecek araştırmacılar için bir başvuru kaynağı olmanın yanı sıra dördüncü nesil savaşın bileşenleri ile akılcı stratejilere dayalı mücadele yöntemleri geliştirilmesi için bir sistem önerisi de sunmaktadır” tespitiyle yazıya son verirken, Dr. Abdullah Şengönül’ü bu kapsamlı ve değerli çalışması için tebrik ediyorum.

Abdullah ALPAYDIN

SORGUN DÜŞÜNCE KULÜBÜ

About the Author:

Post a Comment

*