By 1 Eylül 2016 0 Comments

Salih Paşa Camii: Sorgun’un Silinen Hafızası

Sorgun Düşünce Kulübü, dört yıl kadar önce web sitesinde düzenli olarak aylık dosya yayınlama geleneğini kitap incelemeleriyle başlatmıştı. Kim derdi ki gün gelecek, kısa denilecek bir zaman zarfında üyelerimizden birinin kitabını dosya konusu yapacağız. Zaman hızla akıyor ve aklımızdan bile geçirmediğimiz şeyler bir gün gerçek oluyor.

Sorgun Düşünce Kulübü’nün kurucularından ve bu oluşumun lokomotiflerinde olan Adnan Korkmaz’ın bir toplantıda ortaya attığı fikrin bu yıl kendi elinden somut bir esere dönüştüğüne şahit olma mutluluğunu hep birlikte yaşadık. Sorgun ilçesinin geriye dönüp baktığımızda belki de en önemli sembol yapısı olan Salih Paşa Camii’nin hikâyesiydi bu eser.

Kitabı 2013 yılında yayınlamayı planlamışken, gerek işin içine girilince karşılaşılan zorluklar gerekse Adnan Korkmaz arkadaşımızın belgeler üzerinden hareket etmeyi esas alan titiz yaklaşımı sebebiyle üç yıl gecikmeli olarak yayınlayabildik kitabı. Bu süreç eserin “Kitabın Öyküsü” bölümünde Adnan Korkmaz’ın ustaca kullandığı yerel şive ve anlatımla çok hoş bir şekilde dile getirildiği için bu konu hakkında daha fazla teferruata girmeyi gerekli bulmuyorum.

Kitap, sayfa sayısı açısından mütevazı denebilecek bir hacimde (128 sayfa) olmasına rağmen bazı belgeleri ve bilgileri ilk kez gün ışığına çıkarması açısından alanında ilk olma özelliği taşımaktadır. Bu yönüyle bu çalışma Sorgun ve Salih Paşa Camii için şimdiden özel bir yer kazanmıştır.

Kitap 3 bölümden oluşmakta. 1. Bölüm “Sorgun İlçesinin Tarihi Hakkında Osmanlı Dönemiyle Sınırlı Genel Mahiyette Bir Kısım Bilgiler” başlığını taşımakta. Kitabın gövdesini oluşturan 2. Bölüm ise dört alt bölüm halinde camiyi kronolojik olarak incelemekte. Bu bölümde birçoğumuzun adını ilk defa duyacağı “Hacı Cafer Mescidi Dönemi” ile başlayıp günümüzdeki son haline kadar caminin geçirmiş olduğu evreler doğrudan belgelere dayanarak okuyucuya aktarılıyor. Özellikle, Salih Paşa’nın gerçekte kim olduğunun belgelerle ortaya konulması yazarın en önemli tespitlerinden biri. Son bölüm ise yukarıda da değindiğim gibi kitabın öyküsünü konu almakta.

Şunu belirtmek gerekir ki eser akademik bir çalışma değil. Bilimsel bir metodolojiyle de kaleme alınmadı. Bu kitap, gönüllülük ilkesiyle faaliyet gösteren bir sivil toplum hareketinin idealist bir ferdi olan Sorgunlu avukat Adnan Korkmaz’ın ciddi bir özveriye ve emeğe dayanan; amatör ruhla kaleme aldığı son derece titiz bir çalışma. Dolayısıyla kitapla ilgili yapılacak değerlendirmelerde bu noktanın özellikle dikkate alınmasında fayda var. Kitabın yazım sürecinde Adnan Korkmaz belgelere dayanma konusunda o kadar hassas davrandı ki, kendi ifadesiyle “belgesine ulaşmadığı hiçbir bilgiyi kitaba almadı”. Hatta neredeyse kişisel yorumlara da hiç girmedi. Benim kitapla ilgili eleştirim de burada odaklanıyor. Adnan Korkmaz dört yıla dayanan bilgi/belge toplama sürecinin sonunda oluşan birikimine dayanarak kendi yorum ve düşüncelerine kitapta daha çok yer vermeliydi. Böyle yapması eserin güvenilirliğine zarar vermeyeceği gibi bilakis bu eseri zenginleştirirdi. Umarım eserin yeni baskılarını yapmak da nasip olur ve bu baskılarda yazarın kişisel görüşleri de yer bulur.

Bu anlamlı eserinden dolayı arkadaşım Adnan Korkmaz’a, Sorgun Düşünce Kulübü’nün, kuruluşundan beri öne çıkardığı “özgün işler ortaya koyma” iddiasına önemli bir katkı sunduğu için teşekkür ediyorum.

***

Şehirlerin bir ruhu varsa eğer, bu ruhu taşıyan şeylerin başında şehirlerin geçmişini günümüze bağlayan tarihi yapılar gelir. Üzülerek söylemek gerekir ki Sorgun bu açıdan çok çorak. Sorgun ilçesinin bugün bulunduğu yerde çok eskiden beri yerleşim olduğu bilinmekle beraber, bugün şehrin ruhu olma özelliği taşıyan, şehirle ve şehrin kimliğiyle özdeşleşmiş, mimari, estetik ve tarihi özellikleri açısından özgün niteliğe sahip sembol bir yapı bulunmamakta. Bu nitelikleri kısmen de olsa taşıyan belki de son yapı diyebileceğimiz Salih Paşa Camii ise (her ne kadar 1955’te yapılan tadilatla tarihi vasfını önemli ölçüde yitirmiş olsa da) şehrin sakinlerinin duyarsızlığı ve ilgisizliği sayesinde, büyüklük, yenilik, modernlik ve gösteriş fetişizmine kurban edildi. Hem de sahipsizce, kimsesizce, birkaç meczubun eliyle… Yitirilen ve bir daha geri getirilemeyecek olan şey Sorgun’un ruhu, hafızası, tarihi ve kimliğidir. Bu yıkıma ön ayak olanlar kadar göz yumanlar da bir o kadar suçludur. Bu vebalden her Sorgunlunun payına bir hisse düşer. Sahip olduğumuz değerlere nasıl bu kadar yabancılaştık, nasıl acımasızlaştık anlaşılır gibi değil!

Tarih bilinci gelişmiş toplumlarda böyle bir örnekle karşılaşamazsınız. Tarih bilinci dediğimiz şey, kim olduğumuz ve nereden geldiğimizin idrakinde olmak kadar; doğup büyüdüğümüz ve yaşadığımız mekânların geçmişi ve bugünüyle farkında olmak, oraların ruhuyla özdeşleşmek, oraları benimsemek ve sahiplenmekle gelişir. Bu açıdan baktığımızda biz Sorgunluların daha kırk fırın ekmek yemesi gerekir.

***

Yıkılan Salih Paşa Camii’nin benim anılarımda özel bir yeri var. Belli bir yaştan sonra, ortaokul-lise yıllarım olması lazım-teravih namazı için mahalle camisi yerine daha uzak olmasına rağmen Salih Paşa’ya gitmeye başladığımı ve orada ibadet etmekten büyük zevk aldığımı hatırlıyorum. Bakıldığında son derece mütevazı ve sade bir yapı olmasına rağmen beni bu mekâna çeken neydi acaba? Şunu itiraf etmeliyim ki, yeni Salih Paşa Camii’ne hiç girmedim. Son 25 yılda Sorgun’da çok az bulunmuş olmakla birlikte Sorgun’a geldiğim zamanlarda dahi bu yapıyı ziyaret etmeye dair bir merak, bir istek oluşmadı içimde. Yeni camiye hiç ısınamadım. Dışarıdan görüp görebildiğim kadarıyla, soğuk, ruhsuz, ölçüsüz ve orantısız buldum bu yeni camiyi. Bir tarafta eski caminin ufacık minaresinden yansıyan tevazu ve ruhaniyet, diğer yanda yeni caminin adeta fezayı delen minarelerindeki tekebbür?  

Elbette, yapıları yargılayacak değiliz. Yargılanması gereken bu yapıları meydana getiren zihniyettir! Eserlerimiz, zihin dünyamızın yansımalarıdır. Zihin kodları tahrip olmuş toplulukların özgün ve nitelikli işler ortaya konması beklenemez.

 

Abdullah ALPAYDIN

SORGUN DÜŞÜNCE KULÜBÜ

 

 

About the Author:

Post a Comment

*