Sorgun ve Sevdiğim Şivesi

Her bölgenin mutlaka kendine has tabirleri vardır. Her bölgenin olur da bizim Sorgun’un olmaz mı?

Sorgun denince hatırlanacak bir sürü öğe var. Belki şiveden ziyade konuşulacak birçok da konu… Ekonomisi, gelişimi, tarihi, coğrafyası, iklimi hatta zengin uranyum yatakları varken şive de nerden çıktı demeyin.

Sorgun’umun şivesi ben de her zaman derin bir etkiye sahiptir. Aynı zamanda da Sorgun’umun bir alameti farikasıdır. Hani yerli otobüs firmalarımızla Harem’den başlayan yolculuğun “hoş geldiniz”den önce “Nerde inecaaan?” ile başlayan hazzıdır. Yol boyunca, “orada otobüs mü durur emmi?” diye lafa başlayan muavin ve ekibinin “belediye otobüsü mü bu, baanmiyosan in, davetiye mi saldım sana!” diyerek devam eden, her yerde duran otobüsün çilesidir benim şivem.

Artık Sorgun’a gelmişizdir. Hele bir senedir falan da uzaksanız… Ooooh! Başlamıştır şive sizi sımsıcak sarmaya, dolamaya… Arkadaş ve akraba çevresinin kendine özgü güzel ve içten soruları donatmıştır her bir yanı… Şivenin orijinalini bozmamak adına alınacak en iyi tedbir ise kibar olmaya çalışmamaktır.

-Nerdeydin lan mızıkalı, epeydir gorünmüyonn?

-İl dışındaydım emmi.

-Ne iş dutuyon?

-Çalışıyok işte… Ne iş bulursah.

Ve vurucu soru gelir:

-Mayiş ney yavrum mayiş?

Maaş iyiyise yırttın. Mayiş az ise başlar sıvamaya zaten…

Seviyorum şivemi. Samimi, kısa ve sonuç odaklı. Doktor ya da avukatsan çok fazla soru yok zaten. İyi kazanıyorlardır onlar hemşerilerimin gözünde… Değilse, “salla kariyeri, mayişten haber ver yavrum mayişten” tadında…

Şiveme ilişkin çok sevdiğim bir anekdotumu da paylaşmadan geçemiyeceğim.

Günlerden bir yaz günü… Karşı komşumuzun küçük çocuğu altını ıslatmıştır… Ve ortalığı yırtan orijinal bir şive ile komşumuzun ağzından dökülen şu sözler;

“Ben saa demedim mi aaşam iiii! Az iç çalhamayı deyin. İçtin çalhamayı (h kalın) içtin çalkamayı caaal caal (haddinden fazla) guvermişsin. Garyoladan aşmış eşşaaan gurnadıııı…

Hadi gel de sevme! Eleştir ama tabirleri yerme! Bence bu olay bu kavramlardan daha iyi komşumca ifade edilemezdi. Ve öylede ifade etti zaten. Kim takar dilbilimcileri. Kim düşünür edebi terimleri…

Kuruyemişçiden; “bi ciyara versene”dir, manavdan; “domatiz gaşşira” (kaç para)’dır, bakkaldan; “yımırta ne gadar bahalanmış”tır  ve genelde “yetişdiremiyom sıpalara gardaşım”dır alışverişin adı… Kışın hamamda ısıcak suda hoş vakit geçirmektir, yazın bir geçiyi ya da goyunu su başında devirmektir Sorgun’um da tatil…

Aman şivemiz bozulmasın. Orijinaline kimse dokunmasın. Hatta bir yerlerde sıkı sıkı muhafaza edilip gelecek nesillere aktarılsın. Sorgun’un ekmeği, suyu nasıl ki farklıysa şivesi de farklı bence. Hatta kendi alanında marka olma yolunda hızla ilerliyor. Hatta biraz da kolaycı… “Ne yapıyorsun kardeşim?” mi, “norüyon la?” mı? Tercih sizin…

Yazıma bizim oraların meşhur tabirlerinin bir kısmını vererek son veriyorum:

Gumpir: Patates, Suvan: Soğan, Biyol: Bir kere, Narpız: Nane, Öteaaçe: Karşı taraf, Badiye: Tas, Acer: Yeni, Aalenmek: Durmak, Asbap: Elbise, Baba Çıkasıca: Sinirlenilen kişiye söylenen söz, Balak: Manda yavrusu, Baldırcan: Patlıcan, Bıldır: Geçen yıl, Bannah: Parmak, Ağca: Beyaz, Bosdan: Kavun, karpuz, Boör: Yan taraf, Buyma: Çok Üşüme, Camız: Erkek manda (çok yiyen kişilerede denir), Culuk: Hindi, Cücük: Civciv, Çıhı: Küçük bez parçasına bir şeyler koyup bağlamak, Çimbarlanmak: Esmeyerek sallanmak, Cımbar: Sopa, Cırnaklamak: Tırmalamak, Çimmek: Yıkanmak, Çitlek: Çekirdek (Nuri abinin en sevdiği şey), Daaadi: Değdi, temas etti, Daaarmen: Değirmen, Depik: Tekme, Dene: Tane, Dingildemek: Hoplayıp zıplamak, Dombalah aşmak: Takla atmak, Dölek Dur: Doğru dur, Dulda: Rüzgar değmeyen kuytu yer, Duluk: Kulak altı(Favori), Düve: Bir yaşındaki dişi dana, Ellaham: Sanırım, sanki, Ellik: Eldiven, Bi Elçim: Bir Avuç, Essahtan: Sahiden, gerçekten, Enik: Köpek yavrusu, Emi?: Tamam mı?, Essah mı?: Doğru mu, sahi mi?,

Gandırmah: Aldatmak, Gobel: Erkek çocuk, Gatık/Çalhama: Ayran, Goruk : Olgunlaşmamış üzüm, Godek: kısa olan, Gunnamak: hayvanın yavrulaması, Ne faat?: Ne vakit, ne zaman?, Hee: Evet, Püskuut: Büsküvi, Domatis: Domates, Helke: Metal kova, İlaha!: İlahi!, İlaan: Büyük leğen, Öle daal mi?: Öyle değil mi?, İlistir: Kevgir, Herslenmek: Sinirlenmek, Kelem: Lahana, Kosnü: Köstebek, Kupelazan: Kulplu Kazan, Mazarat: Yaramaz, Malamat: Rezil olmak, Masimek: Önemseme, umursama, Mıh: Çivi, Navrah: Surat, çehre, Nörüyon?: Nasılsın, ne yapıyorsun? Neşalsın?: Ne Haldesin?, Sitil: Küçük Kova, Sıracalı: Kötü pis, pasaklı, Sumsuk: Yumruk, Pinnik: Kümes, Pıçah: Bıçak, Pahla: Fasulye, Tavatır/zollu: Çok Güzel, Dıngırdatmak: dalga geçmek, Toplu: Pencere, Toygaşı: Bir tür ayranlı çorba, İreluun: Önceki gün, Yadırgı: Yabancı, Yunak: Yıkanılan ve çamaşır yıkanan yer, Yelikmek: Çocukların yaramazlık yapması, Yiğni: Hafif, İlahana: Lahana, Peşgır: Havlu, Portekel: Portakal, Zaaaaar ki: Her halde, sanırım, gibi, galiba, Zehen: Yemek kabı, Gaşşira?: Kaç para? (Ercan Şahbaz ve Nuri Kaya’nın en merakla sorduğu şey)

Not: Yazı tamamen kendime ait olup, meşhur kavramların bir kısmı dışında alıntı yapılmamıştır. Yazıda amaç bir mizahtan öte, şiveye olan tutkumdur.

 

FATİH ŞAHBAZ

SORGUN DÜŞÜNCE KULÜBÜ

About the Author:

Post a Comment

*