By 1 Ağustos 2014 0 Comments

Tatil Her Zaman Dinlenmek midir?

Tatil ve dinlenme şehirleşmeyle birlikte önemi artan ve dikkat çeken bir kavramdır. Özellikle şehir hayatında hafta içi çalışmaktan yorulan kesim için tatil, bugün için vazgeçilmez bir unsur haline gelmiştir.

Aslında insan vücudunun çalışmaya ihtiyacı olduğu kadar dinlenmeye de ihtiyacı vardır. Kentli ve köylü demeksizin bütün çalışanların kendilerine zaman ayırması, dinlenmesi bir sendikal haktan ziyade insan olmanın bir sonucudur.

Ancak her tatil dinlenmek midir? Toplumlar arası tatil kültürleri neden farklıdır? Sosyo-kültürel gelişmişlik düzeyi ile tatil yapma ihtiyacı doğrudan ilişkili midir?

Tatil kavramının belirleyicisi, gelir, kişinin eğitim düzeyi, yaşadığı coğrafya ve alışkanlıklar olsa da, son dönemlerde nisbi olarak artan gelir düzeyi, gelişen iletişim ve ulaşım şartları ile toplu olarak yapılan turlar, tatilin yeni bir boyut kazanmasına neden olmuştur. Bunun bir sonucu olarak ta, klasik tatil (deniz-kum-güneş)  anlayışının yerini son dönemlerde kurvaziyer turları ve vize uygulamayan Ortadoğu ve Balkan ülkelerine yapılan geziler almıştır.

Her ne kadar tatil anlayışı gelişim ve değişim gösterse de, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın 2013 yılında yaptığı bir araştırmaya göre; “Türkiye vatandaşların yüzde 36,1’i tatillerini bulundukları yerde dinlenerek geçiriyor. Yine aynı araştırmaya göre katılımcıların yüzde 32,5’i tatil için zamanı olmadığını ifade ederken, yüzde 25,4’ü ise tatillerini memleketine köye giderek geçirdiğini belirtiyor. Verilere göre, tatillerde, katılımcıların yüzde 10,8’i otel, pansiyon ya da tatil köyüne, yüzde 4,7’si yazlığa, yüzde 2,7’si yaylaya, yüzde 1,1’i yurtdışına ve yüzde 0,9’u bağ evine gidiyor.  Araştırmanın belki bizi de ilgilendiren bir sonucu var ki o da Ankara ve İstanbul’ da yaşayanların % 41’ i tatil için (en azından tatilin belirli bir kısmını geçirmek amaçlı) memleketine gidiyor. Kırda yaşayanların yüzde 47,9’u tatil yapmaya zaman bulamazken, kentte yaşayanların sadece yüzde 26,5’i tatile zaman ayıramıyor. Bölgeler arasındaki farklılaşmaya bakıldığında, tatile zaman bulamayan katılımcıların oranının en yüksek olduğu bölgeler Kuzeydoğu ve Güneydoğu bölgeleri. Tatilini bulunduğu yerde geçirenlerin oranının en yüksek olduğu bölgeler ise Batı Marmara ile Batı Karadeniz. Akdeniz Bölgesi ise yaylaya gitme tercihinde ilk sırada bulunuyor.”

Yapılan araştırmayı kısaca değerlendirecek olursak zamanı olan ve gurbette yaşayan Yozgatlıların % 41’i için tatil memlekete gitmek. Sorgun’daki tatil anlayışını da tatilin amacı ve kültürü açısından biraz açarsak;

– Birincil amaç akrabaları ziyaret etmek (bu amaç sosyal açıdan ciddi önem arz etmektedir),

– Hamama gitmek,

– Piknik yapmak,

– Akşam misafirlikleri,

-Dutluk parkında semaver çayı içmek,

– Şehir hayatının bunaltıcı kalabalığından kurutulmak,

-Daha az trafik ve kolay yaşam,

-Bunaltıcı olmayan sıcaklar,

-Akşam esen rüzgâr vs. vs.

Gerçekten de memleketimiz yaz tatillerinde dinlenmek için güzel fırsatlar sunsa da, kışın memleketimiz maalesef tatil için çok fazla imkân sunamıyor. Hem soğuk olması, (mesafe alınmakla birlikte halen bazı kısımlarda) çamurla mücadele etmesi, dışarıda yapılacak etkinliklerin kışın yapılamaması gibi nedenlerle memlekette yaz tatili daha cazip hale geliyor.

Memleketimizde tatil böyle… Bir adım daha ileri gidersek; boş zaman, tatil ve kapitalizmin ilişkisi nasıl?

Boş zamanın Kapitalist sistem tarafından kârlı bir değiş tokuş aracı olarak keşfedilmesiyle, boş zamanın doğasında ve kullanım değerinde büyük farklaşmalar yaşandı. Çalışmak hep azaltılırken, boş zaman sayısal olarak artırıldı. Peki, Kapitalizm açısından boş zaman ne işe yaradı?

Şubat 2014’te işlediğimiz “Üretmek ve Tüketmek” dosyasında detaylı belirtildiği üzere, dünya toplumları tüketim üzerine kurulu bir saat haline dönüştürüldü. Aslında boş zaman tüketim zamanı oldu ve Kapitalist sistemin çarkını döndüren bir üs haline geldi. Zira özellikle şehir hayatında tüketim mekânları, alışveriş merkezleri, eğlence yerleri, oyun salonları, parklar, turistik bölgeler/aktiviteler vs. gerçekte, tüketimciliği artırmanın, kapitalist sistemi restore etmenin aracı kurumları olarak boş zamanın değerlendirilmesinde öne çıktılar. Hafta sonu tatilini AVM’de dinlenerek (!) geçirmeye alıştık.

Adına boş zaman ya da tatil dediğimiz kavram tüketimle ikame edildi. Evde kişiyi sıkan, restoranı tavsiye eden, harcamasız tatil olmaz zihniyetini tatil olarak beynimize yerleştiren hiç şüphesiz Kapitalizmdi. Pınar başını unutturdu. Dostlarla bir koyunu üç tepelerde yemenin yerini gürültülü, doğadan uzak AVM’ lere yöneltti. Taksitle tatil yapmaya teşvik etti sistem.

Öz olarak Kapitalizm, tüketimi globalleşme adı altında genişlettiğinden hemen her alan, bölge, yaşam dünyası vs. tatil ya da boş zaman harcama adı altında tüketilen nesnelere dönüşüyor. Bu yüzden Kapitalizm, çalışma saatlerini azaltarak geriye kalan zamanı, bir tür tüketim çarkına hizmet aracına dönüştürüyor. Yani kısacası boş zaman endüstri haline dönüştü.

Sonuç olarak küresel ölçekte yayılan boş vakit harcama kalıpları kuşkusuz, bizleri, küresel zevkler ve küresel boş zaman deneyimlerine aşina kılıyor. Hiçbir şey yapmasak bile üretim yerine akıllı telefonun ekranına bizleri hapsediyor.

Dünya değişiyor. Kavramlar değişiyor. Ama Kapitalizmi yaşadıkça, büyük şehir hayatının ezici yaşam şartları göz önüne alındıkça Sorgun tatili bir yıldız gibi parlıyor. Adnan Korkmaz’ın geçen toplantıda söylediği ve çok şey anlatan sözü gibi: “Yorgancıya dinlen demişler, o da ayağa kalkmış”. Öyle değil mi, ihtiyaç neyse dinlenmek o. Bu bağlamda İstanbul’daki Sorgunluya tatil yap demişler. O da Sorguna gitmiş. Öyle ya, bizim de ihtiyacımız olan tatil belki de bu…

 

Fatih ŞAHBAZ

SORGUN DÜŞÜNCE KULÜBÜ

About the Author:

Post a Comment

*