By 1 Ekim 2015 0 Comments

Tekne Kazıntısı ve Köy Enstitüleri

SDK ile birlikte yeni bir ismi daha öğrenmiş oldum. Sorgun doğumlu bir yazarla daha tanışman ayrı bir mutluluğunu yaşıyorum. Böyle bir oluşum olmasaydı Arif Baş ve eserlerini tanıma fırsatını bulamayacaktım.

Arif Baş ile birlikte “köy enstitüleri” hakkında da biraz araştırma yapma gereği duydum. Bir eğitimci olarak böyle bir çalışmayı kulaktan dolma bilgilerle yetiniyor olmam, benim ayıbımdır.

Öncelikle okuduğum Arif Baş hocanın “Tekne Kazıntısı” hakkında biraz bilgi paylaşalım:

Tekne Kazıntısı ismi tamamen köy enstitüler kuşağının, Arif Baş’ın deyimiyle “yaş yorgunu” kuşağın ürünü olmasındandır. Kitapta göreve başladığı Sarıca köyünde yaşadığı ilk deneyimlerle başlıyor.

Öyküler kısa ve sade anlaşılır bir dille kaleme alınmış. 2010 yılında ilk basımı yapılan kitap 160 sayfadan oluşuyor. Kitap; öyküler ve sistemin yıkılmasından sonra yazılan mektuplardan oluşmaktadır. Eser tamamen köysel bir dille okurlarına bulaşmış.

Yazar, 1944 yılında göreve başladığı dönemi, köy enstitülerine dair mesajları içinde barındıran eseri bizlerle buluşturdu.

Teşekkürler Arif Baş hoca…

***

Köy Enstitüleri

Ortaya çıktığı dönem itibariyle ciddi bir eğitim seferberliğini ortaya koymaktadır. İlkokul öğretmeni yetiştirmek üzere 17 Nisan 1940 tarihli ve 3803 sayılı yasa ile açılmış okullardır.

Köy Enstitüleri; köy öğretmen ve eğitmenleriyle köylerde tarım ve sağlık görevlisi olarak çalışacakları yetiştirmek amacıyla kurulmuş eğitim kurumlarıdır. Cumhuriyet yönetiminin toplum yapısını yönlendirici uygulamalarının en belirgin örneklerindendir.

Türkiye’de zorunlu ilköğretim uygulaması, II. Mahmut’un 1824 yılındaki fermanıyla başlamıştı. Öğretmen yetiştirmek amacıyla da ilk öğretmen okulu 16 Mart 1848’de açılmıştı (Dârulmuallimin-i Rüşdü 1868’de ise ilkokul öğretmeni yetiştirmek amacıyla “Dârülmuallimin-i Sıbyan” öğretime başladı. Kurtuluş Savaşı sona erdiğinde eğitim alanında hiç de iç açıcı bir durum yoktu. Osmanlı döneminden 2345 ilkokul ve bunlarda görevli 3.061 öğretmen devralınmıştı. 1926 yılına gelindiğinde ilkokul sayısı 4.770’e, öğretmen sayısı da 9.062’ye yükseldi ama ilköğretim sorunu çözülemedi. Özellikle köylerde ilkokul ve öğretmen gereksinimini giderilemiyordu. Mustafa Necati Bey’in Milli Eğitim Bakanlığı döneminde, 1926 yılında Denizli ve Kayseri’de birer Köy Öğretmen Okulu açılarak soruna çözüm bulunmaya çalışıldı. Ancak, bu okullardan olumlu sonuç alınmadı ve 1932’de kapatılmalarına karar verildi.

1933-1934 yılında kent çocuklarının %75’i ilkokula gidebiliyorken, köy çocuklarının ancak %20’si bu imkanlardan yararlanabiliyordu.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 1935’teki IV. Kurultayı’nda İlköğretimin yaygınlaştırılması amacıyla bir dizi karar alındı. Bunların en önemlisi, askerliğini onbaşı ve çavuş olarak yapan köy gençlerinin kısa bir eğitimden geçirilerek kendi köylerinde eğitmen olarak görevlendirilmesiydi. İlk uygulama 1936’da başladı ve 84 köylü genç Eskişehir’e bağlı Çifteler’de açılan bir kurstan sonra köy eğitmeni olarak görevlendirildi. Uygulamanın başarılı olması üzerine kursların sayısı artırıldı, eğitmenlere toprak, tohumluk ve tarım araç-gereci de verilerek bulundukları bölgede tarımsal çalışmalara öncülük etmeleri sağlandı. 1937’de konu daha kapsamlı bir biçimde ele alındı ve Milli Eğitim Bakanı Saffet Arıkan’ın hazırlattığı bir program çerçevesinde Eskişehir Çifteler’de (1937), İzmir Kızılçullu’da (1937), Edirne Kepirtepe’de (1938) ve Kastamonu Gölköy’de (1939) deneme niteliğinde dört Köy Öğretmen Okulu açıldı. Edirne’deki okul önce Karaağaç’ta öğretime başladı, sonra Kepirtepe’ye nakledildi.

Bu çalışma Hasan Ali Yücel’in milli eğitim bakanlığını üstlenmesiyle birlikte daha da genişletildi. Başlatılan yeni programın mimarı, dönemin ilköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç oldu. 17 Nisan 1940’ta çıkarılan 3803 sayılı Köy Enstitüleri Kanunu önceki deneme okullarının enstitüye dönüştürülmesini ve ayrıca 17 yeni köy enstitüsü açılmasını öngörüyordu. Bu okulların her birinin bir çevresi olacak ve bu çevre içinde yer alan illere, nüfusa göre öğrenci kontenjanı ayrılacaktı. Enstitülere, beş yıllık köy okullarını bitirenlerle üç yıllık okulları bitirenlerden iki yıllık hazırlık sınıfını başarıyla tamamlayanlar alınacaktı. Karma öğretim sistemine dayanan enstitülerin öğretim süresi beş yıldı. Öğrencilerin ilk üç yıllık başarı düzeylerine bakılarak en başarılılar öğretmenliğe, geri kalanlar öteki köy hizmetlerine yönlendirilecekti. Okullar aynı zamanda birer tarım işliği, sağlık ocağı olarak işlev görecek, çeşitli tohum ve tarım araçlarının ilk denemeleri buralarda yapılacaktı. 1942 yılında çıkarılan 4274 sayılı Köy Okulları ve Enstitüleri Teşkilat Kanunu’yla Enstitüler sağlam bir yapıya kavuştu.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın ayırdığı ödenekle, öngörülen 21 Köy Enstitüsü’nün kısa sürede kurulup tamamlanması olanaksız olduğundan, gerek yapım, gerekse öğretim ve uygulama harcamalarının karşılanmasında köy bütçelerine ve imeceye de başvuruldu. Enstitülere alınan öğrenciler okulun yapım işlerinde ve örnek tarım uygulamalarında da görev aldılar. Köy Enstitülerinde okutulan derslerin %50’si kültür, %25’i tarım, %25’i de teknik dersleriydi.

Köy Enstitülerine öğretmen yetiştirmek amacıyla 1942-43 öğretim yılında Ankara Hasanoğlan Köy Enstitüsü’ne bir Yüksek Köy Enstitüsü eklendi. Köy Enstitülerinin en başarılı öğrencileri, öğretmenler kurulu kararı ve sınavla üç yıllık bu okula alındı, ilk yıl Kızılçullu ve Çifteler Köy Enstitülerini bitirenlerin tamamı Yüksek Köy Enstitüsü’ne alındı. Diğer Köy Enstitüleri henüz mezun vermemişti. Köye yönelik bir araştırma enstitüsü olması da amaçlanan Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nde Türkiye’nin en seçkin eğitimcileri, üniversite öğretim üyeleri ve devlet yöneticileri görev aldı. Derslerin bir bölümü Ankara’daki bazı fakülte ve yükseköğretim kurumlarında görülüyor, bazı uygulamalı dersler ise ilgili devlet kuruluşlarında işleniyordu. Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü kısa sürede başlı başına bir kültür çevresi durumuna geldi. Bu enstitü, kapatıldığı 1947 yılına değin 209 mezun verdi.

Köy Enstitüsü mezunu ilk 1941 öğretmen 1944 yılında köy okullarında görev aldı. 1948’de Van’a bağlı Erciş’te açılanla birlikte toplam sayısı 21’e ulaşan köy enstitülerinden kapatıldıkları 1953 yılına kadar 1.398’i bayan, 15.943’ü erkek olmak üzere 17.341 köy öğretmeni diploma aldı. 1936-1947 yılları arasında faaliyet gösteren eğitmen kurslarından ise 8.675 eğitmen mezun oldu. Sağlık bölümlerinden de 1.248 sağlık memuru yetişti.
Çok partili rejime geçildikten (1946) sonra, yeni kurulan Demokrat Parti’nin (DP) yoğun eleştirileriyle karşılaşan Köy Enstitüleri bu dönemde belirgin bir duraklama geçirdi. 1947’de, Reşat Şemsettin Sirer’in milli eğitim bakanlığı sırasında, eğitim programları temelli yitikliklere uğradı ve Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü kapatıldı, Köy Enstitülerinin yönetici ve öğretmenleri değiştirildi. İbrahim Hakkı Tonguç görevden alındı. Aynı yıl, eğitmen kurslarına son verildi. DP’nin iktidara geldiği 1950 seçimlerinin ardından önce sağlık bölümleri kapatıldı sonra da Köy Enstitülerinin programı klasik ilk öğretmen okullarının programıyla birleştirildi (1951). Birkaç yıl sonra da çıkarılan 6234 sayılı yasayla Köy Enstitüleri tümüyle kapatıldı (1954) Köy Enstitülerinin adı İlk öğretmen Okulu olarak değiştirildi.

Neden açıldı ve neden kapatıldı üzerine birkaç soru:

Acaba kapatılması devrim sonrası halka rağmen bazı içerikleri dayatmasından mı? Daha çok siyasi bir tepki olarak kapatıldı olgusu daha çok ön planda.

İşlevsel bir düşüncenin kültürel dönüşüme doğru gitmesi mi kapatılmasına etken oldu? Yoksa uzun bir süre devlet arazisinin kullanılması sonucu elde edilen mahsulden alınan para karşılığı eğitim veren bu kurumun karşısına daha çok güç ve para hırsı bürümüş olanlar mı etken oldu?

Hangileridir bilmiyorum ama köy topraklarını daha etkin kullanmak adına sistemli bir yaklaşım. Belki verimsiz birçok topraktan ciddi ürünler de elde edilmiştir. Halkın bir kısmı daha bilinçli bir şekilde toprağını kullanmasını öğrenmiştir.

Ancak yeni rejim değişikliğinin olduğu ülkemizde köyde modernleşme adına yapılan faaliyetleri bir anda halkın kaldırması zor olacaktır.

Keşke içerisine ideolojik kırıntılar girmemiş olsaydı. Şu andaki meslek liselerinin etkisizliğini beslememiş olurdu. İnşallah, içerisinde bu toprakların kokusunu barındıran, varlığı ile bir sonraki güzel ve etkin projelere fikir verecek, ideolojik saplantılardan uzak bir eğitim modeline ulaşırız.

Kaynaklar:

https://toplumsaltarih.wordpress.com
https://tr.wikipedia.org

Recep DAĞDEMİR
SORGUN DÜŞÜNCE KULÜBÜ

 

About the Author:

Post a Comment

*