By 13 Nisan 2014 0 Comments

Yozgat İsyanının Romanı “Usat” ve Siyami Yozgat Hakkında

Geçen sene Sorgun’a gittiğimde, Memiş Yakın’dan duymuştum Siyami Yozgat adını ve yazdığı “Usat” adlı romanı… Ben de kendi anılarımı yazıyordum. Acaba Sorgun Belediyesi basar mı, diye belediyeye uğramıştım. Yardımcı olacakları mesajını alınca, zaten sonlarına yaklaştığım birinci cildi tamamlayıp,  bastırmak üzere bir ay kadar önce Sorgun’a götürmüştüm. Belediye Kültür İşleri Müdürü Hamza Peker’le tanışıp meseleyi kendisine aktarırken;  “Bekleyin hocam,  şimdi bu işlerle ilgilenen Siyami Bey’i arayayım, eğer müsaitse buraya kadar gelsin, hem sizinle tanıştırayım, hem de kitabından bir tane sizin için imzalasın” dedi.

Biraz sonra belediyeye gelen Siyami Yozgat’la kısa bir tanışmamız oldu. Kulağından ameliyat olmuş yüzünün bir yarısı sargı ve pansumanla kaplıydı. Bu hasta haliyle oraya kadar gelmesi, büyük bir incelikti. Elinde Usat adlı romanını da getirmişti.  Benim için imzaladı,  ben de teşekkür ettim. O güne dek,  usat’ın asi kelimesinin çoğulu olduğunu bilmiyordum. Böylece,  anlamını da öğrenmiştim. O günlerde,  Prof. Orhan Oğuz’un anılarını okuyordum.  Bitirir bitirmez Usat’a başlayacağıma söz vermiştim.

Yaklaşık yirmi gün kadar önce Usat’ı okumaya başladım ve üç gün önce de bitirdim. Hani bir söz vardır, “Tadı damağımda kaldı” diye… Şu anda o duyguları taşıyorum. 590 sayfalık koca kitap, su gibi akıp gitmişti. Hatırlıyorum; Kemal Tahir’in Devlet Ana’sını ve Yaşar Kemal’in İnce Memed’ini okurken de aynı hazzı almıştım. Bu arada Siyami Bey’le iki kez telefon görüşmesi yapmıştık. Benim anılarla ilişkili bazı soruları olmuştu.

Bir Yozgat’lı olarak çoğumuz, 1920’li yıllarda, Yozgat ve çevresinde gelişen eşkıya hareketlerini ve isyanları, az çok duymuş, kırık dökük bilgiler edinmiş ve kulaktan dolma hikâyeler dinlemiştik. Ne var ki Siyami Bey, bu olayları çok ciddi bir şekilde araştırarak, ninesinden dinlediği menkıbelerle harmanlayıp kurgulamış ve çok özgün bir eser vücuda getirmiş. Kendisini yürekten kutluyorum.

Siyami Yozgat, romanda aktardığı tarihi olayları hiç aşırıya kaçmadan, tarafsız bir gözle anlatmış.  Romandaki kahramanların sosyal konumları, din ve devlet anlayışları, inançları, gelenekleri, her iki tarafın da kendi görüşleri ve kendi doğruları çerçevesinde akıcı bir ifadeyle dile getirilmiş. Çatışan iki fikir ve iki eylem arasında kalan halkın çaresizliği, ne tarafı tutacağını bilememesi, ölüm korkusunun kol gezdiği günlerdeki şaşkınlığı, çarpıcı bir dille aktarılmış.

Kuva-yı Milliye’nin amacını gereği gibi idrak edemeyen, dinine ve geleneklerine sıkı sıkıya bağlı Bozok yaylasının halkı, asilerin yoğun propagandası sonucu, çok rahatlıkla Hilafet Sancağı altında toplanabilmiştir. O günün koşullarında, halkın bu tavrı anlayışla karşılanmalıdır. Zaten insanlık tarihindeki bütün başkaldırılarda, bütün isyan ve ihtilallerde, başarılı olunursa yapanlar kahraman,  başarısız olunursa hain ve asi değil midirler?

Ancak hiç düşman işgali görmeyen Orta Anadolu halkı, şunun farkında değildir; Mustafa Kemal ve arkadaşlarının başlattıkları Milli Mücadele, yabancılar tarafından işgale uğrayan vatanın ve milletin kurtarılmasına yöneliktir. Aklı yeten ve olayları kavrayan pek çok Yozgatlı aydın, Müdafaa-yı Hukuk’tan yana olmuşlarsa da Yozgat’ın en köklü ve saygın ailesi Çapanlar, bir takım eski hesaplar, kişisel sürtüşmeler, belki biraz da gururları yüzünden, bu hareketin dışında kalmışlar ve giderek de karşısında durmuşlardır. Ne yazık ki Yozgat ve yakın çevresi, bu isyan olaylarında çok acılar yaşamış, yüzlerce, belki binlerce masum insan yaşamını yitirmiştir. Çerkez Ethem’in Kuvva-yı Te’dibiye birlikleri isyanı kanlı bir şekilde bastırmış, Çapanoğlu beyleri bertaraf edilmiş, Aynacıoğlu ve Küçük Ağa gibi diğer asi elebaşları da birer birer devlete teslim olmuşlardır.

Bence USAT romanının özelliği ve güzelliği, sadece akıcı ve sürükleyici üslubu değil, “Yozgat ağzı”  dediğimiz, Orta Anadolu şivesinin bu kadar ustalıkla ve hiç sakil kaçmadan kullanılmış olmasıdır.  Behlemek, beri benzer, bibi, bundan kelli, cılga, dolak, dulda, ebeyi ecdat, eşi menendi, ıylım ıylım,  ikircikli, keh, küşümde kalmak, milek, sazak, şıvgın, tokat aşketmek, zaraman ağlatmak v.s. gibi pek çok sözcüğün yer aldığı cümleleri, nostaljik bir heyecanla okudum ve kendi kendime; “İşte güzel Türkçemizin zenginliği“ dedim…  Bu aydın sorumluluğunu yerine getirdiği için, Siyami Bey’i bir kez daha kutluyorum.

Ayrıca, romanda geçen yüzlerce olay,  yüzlerce kişi, yüzlerce yer ve mekân adı, öyle bir ustalıkla harmanlanmış ki,  bu güzel anlatım karşısında şapka çıkarıyorsunuz ve “Bir roman bu kadar güzel yazılabilir.” diyorsunuz…

Yozgat’a gönülden bağlı birisi olarak, memleketimin yakın geçmişini ve geçmişte kalan talihsiz olaylarını akıcı bir dille sergileyen bu romanı, herkese tavsiye ediyorum. Bu güne dek Yozgat’ın pek çok yöresini ve köyünü görmüştüm ama başta Dedefakılı olmak üzere Kadışehri ve Deveci Dağı bölgesine hiç yolum düşmemişti. Roman, bende öyle bir merak uyandırdı ki, ilk fırsatta o bölgeyi de gezip görmek istiyorum, denk düşerse hem de Siyami Bey’le birlikte…

 

Prof. Dr. Rauf YÜCEL

6 Haziran 2013, Göynük/Kemer

About the Author:

Post a Comment

*