2 Ağustos 2014 SDK Sorgun Toplantısı İzlenimleri

Sorgun Düşünce Kulübü (SDK) ile ilk tanışmam, tam bir yıl öncesine dayanıyor. O güne dek böyle bir kulübün varlığından  dahi haberim yoktu. Ne şanslıyım ki, bu değerli arkadaşlar bir şekilde bana ulaştılar ve o günden beri aramızda kopmaz bir bağ oluştu.

İlk tanışma ve yazışmalar sanal ortamda (internet aracılığıyla) yürütülüyordu. Amaçlarını, hedeflerini, duygu ve düşüncelerini, Sorgun’a olan özlemlerini  ve oraya karşı duydukları gönül bağını okuyup öğrendikçe, içimde onlara karşı müthiş bir sevgi çağlayanı akmaya başladı. Nereden çıkmışlardı?  Kimlerdi, kimin nesiydi bu gençler? Bir an önce kendilerini daha yakından tanımak istiyordum. Bu dileğimi sevgili Abdullah Alpaydın’a açtığımda, bana biraz daha ayrıntılı bilgiler vermişti. Bu yetmiyordu, kendisine cep telefonumu yazarak onun telefonunu da istemiştim. Gani gönüllü Abdullah, hemen telefonla bana ulaşmış ve artık sanal ortamdan gerçek ortama dönmüştük.

Bundan böyle, her aybaşı açtıkları dosya konularını ve kahvaltı programlarını benimle de paylaşıyorlar, ben de onlara birkaç satırla da olsa dönüş yapıyordum. Her yazışma  ya da konuşmamızda beni  ısrarla İstanbul’daki kahvaltılarına davet ediyorlardı. Nihayet bu davet 2014 Nisan başında gerçekleşecekti.

Mart sonunda gittiğim İstanbul’daki programımı, Nisanın ilk Cumartesi’sini de içine alacak şekilde planlamıştım. SDK üyelerini görmek için sabırsızlanıyordum. Beni sabah saat 9.00 gibi, misafir kaldığım kızımın evinden S. Hatipoğlu (Hatip Sorgun) arabasıyla alıp, Çamlıca tepesindeki güzel tesislerde yapacakları kahvaltı yerine getirmişti. Biraz önce tanıştığım Salih ve hep benimle yazışan ve sesinden tanıdığım Abdullah dışında, diğerlerini sadece yazılarından biliyordum. Birden etrafımı çevirmişler, kendimi müthiş bir ilgi ve sevgi çemberi içerisinde bulmuştum. Adnan Korkmaz, Fatih Şahbaz, Nuri Kaya, Recep Dağdemir, Salih Açan ve diğerleri…

Hem kahvaltı yapıyor, hem söyleşiyorduk. Ben onları ne kadar çok merak ediyor ve her birini daha yakından  tanımak istiyorsam, onlar da beni  derinlemesine öğrenmek istiyorlar ve özellikle anılarımla (Sorgundan Çıktım Yola) ilgili çeşitli sorular yöneltiyorlardı. Her biri ile aramızda giderek artan pozitif bir etkileşim olmuş, kendi payıma bu sohbetlerden büyük keyif almaya başlamıştım.  Sohbet koyulaştıkça, entelektüel birikimlerini takdirle karşıladığım memleketimin bu değerli evlatlarıyla  gurur duymaya başlamıştım. Şunu anladım ki, hepsinin yüreği en az benim kadar Sorgun için çarpıyordu. Özellikle Sorgun ağzını ustalıkla kullanan ve bana çok güzel nostalji yaşatan sevgili Adnan’la  atışmaya bile başlamıştık. Vaktin nasıl geçtiğinin farkında değildik. Beş saat, sanki göz açıp kapayıncaya kadar  geçmişti. Ayrılık vakti geldiğinde hüzünlenmiştim.  Abdullah hemen devreye girerek, “Üzülmeyin Hocam, 2 Ağustos 2014 Sorgun toplantısında bu kez Sorgunlu akademisyenleri  çağıracağız. Sizi şimdiden aramızda bulunmaya davet ediyoruz!” demişti. Abdullah’ın bu sürpriz çağrısına çok sevinmiş ve “Allah kısmet ederse mutlaka gelirim” demiştim.

Sayılı gün çabuk geçermiş. Bir de baktım Ramazan bitmiş Bayram gelmişti. Bayramın iki gün ertesine denk gelen 2 Ağustos toplantısı, akrabalarımı görmem için de iyi bir fırsat olacaktı. Çarşamba gecesi bindiğim Sorgun otobüsü, Perşembe sabahı beni  memleketime ulaştırmıştı. Yaşlı ablam, eniştem ve tüm  yeğenlerim bu ziyaretime çok sevinmişlerdi. O günü,  akraba ziyaretleri ve yakın çevreyi dolaşarak geçirmiştim. Cuma günü çarşıya indiğimde, ilk kez Adnan’la buluşmuştuk Selahattin Gözübüyük’ün eczanesinde. Sonra İstanbul’dan öğrencim olan veteriner hekim Nihat’ın bürosu, oradan da  Siyami (Yozgat) Beylerin açtığı modern Bimex mağazasını ziyaret etmiştik. Bu ziyaretlerimizin bir nedeni  de şair ve yazar olan Doç. Dr. Bayram Durbilmez’e ulaşmaktı. Onu da bugünden tanımak istiyordum. Sonunda yol,  Adnan’la ikimizi Dr. Mehmet Güneş Bey’in muayenehanesine kadar sürüklemişti. Orada hem Doktor Bey ve Bayram Durbilmez’le  tanışmış ve hem de sevgili kardeşim Yılmaz Kılıçarslan ile karşılaşmıştık. Bu birliktelik, iki saat kadar süren güzel bir sohbetle sona ermişti.

Ertesi sabah 2 Ağustos Cumartesi  günüydü. Yeğenim Salih beni, toplantının yapılacağı Çatmasöğüt yakınlarındaki “Şahbazlar” tesisine bıraktığında saat 9.30’a  geliyordu ve SDK üyelerinin neredeyse tamamı (o gün tanıştığım Ali Kaplan dahil) hazır olmuşlar ve tatlı bir telaş içindelerdi. Bir taraftan salonun düzenlenmesi yapılıyor, bir taraftan kulübün bastırdığı kitaplar poşetlenerek masaların üzerine konuyordu. Toplantıya katılacak misafirler de yavaş yavaş gelmeye başlamışlardı. Salonu ve kahvaltı servisini 150 misafire göre ayarlamışlardı. Saat 10.30 civarında katılanlar yaklaşık 100 kişiye ulaşmış ve toplantı başlamıştı.

Bir gün önce Durali Doğan’ın Sorgun Selam Gazetesinde haberi verilen, Sorgunlu onbir akademisyenin dokuzu, bu toplantıda hazır bulunmuştu. Önceki gün tanıştığım Bayram Durbilmez dışında diğer yedisi ile o sabah ilk kez karşılaşmış ve masaların bizlere ayrılan bölümünde birlikte oturmuştuk. Bir yanıma emekli öğretmen ve gazeteci Doğan Özmen, diğer yanıma  Bayram Durbilmez denk düşmüştü. Belediye Başkanı, daire müdürleri, siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, yerel basın organları, öğretmenler, öğrenciler, esnaf ve sanatkârlardan oluşan karma bir topluluk salondaki yerlerini  almışlar, bir taraftan kahvaltılarını yaparken bir taraftan da konuşmaları dinlemeye başlamışlardı.

Toplantının sunuculuğunu, SDK’nün genç ve yetenekli üyesi Fatih Şahbaz üstlenmiş ve işini, profesyonellere taş çıkartacak kadar mükemmel yapmıştı. İlk sözü, üç yıldan beri bu kulübün başkanlığını yapan Abdullah Alpaydın’a vermişti. Abdullah önce protokolü ve katılanları selamlamış daha sonra özetle; İstanbul’da vücut bulan SDK’nün ilke ve amaçlarını açıklamış, her ay bir kahvaltı masasında bir araya gelen kulüp  üyelerinin yılda bir kez de Sorgun’da toplandığını, bu yapılanın dördüncüsü olduğunu, bu toplantıya özel önem atfettiklerini, o nedenle de iki önemli yayınla hemşehrilerinin huzurlarına çıktıklarını etkileyici ve akıcı bir dille anlatmış, katıldıkları için herkese teşekkür etmişti.

Abdullah’tan sonra Fatih, 3. kez belediye başkanlığını kazanan sevgili hemşehrimiz Ahmet Şimşek’i kürsüye davet etmişti. Başkan, katılanları selamlayarak kısa ve anlamlı bir konuşma yapmış, Sorgunumuz için fikir ve eser üreten bu değerli kulüp üyelerini kutlamış, belediye olarak bu kabil sosyal ve kültürel hizmetlere her türlü desteği sağlayacaklarını açıklamıştı.

Daha sonra Fatih, “Küreselleşen Dünyada Türkiye ve Yozgat” adlı eserinin tanıtımını yapmak üzere S. Hatipoğlu’na söz vermişti. Salih, eserinden alıntılar yaparak süslediği konuşmasında, çarpıcı bilgiler aktarmış ve özellikle kalkınma yolunda yarışan ülkelerden geride kalmamak için son bilgi ve teknolojileri  içselleştirerek, sadece onları kullanan değil, onları icat eden milletlerin arasına katılmamız, tüketen toplum olmaktan çıkıp aynı zamanda üreten toplum  olmamız gerektiği mesajını vermişti. Bu görüşünü, çeşitli ülkelerin ekonomik ve gelişmişlik durumlarını gösteren çizelgelerle Türkiye’ninkini  kıyaslayıp, isabetli yorum ve analizlerle desteklemişti. Daha sonra aynı kıyaslamayı Yozgat özeline indirgeyerek, ilimizin komşu illerle olan durumunu sergilemeye çalışmıştı. Bu yönüyle iyi bir emek ürünü olan bu değerli çalışmasını biz Yozgatlılara kazandırdığı için sevgili S. Hatipoğlu’nu yürekten kutluyorum.

Salih’in konuşmasının ardından, Kaymakam Beyi temsilen İlçe Milli Eğitim Müdürüne, gazeteci ve yazar Durali Doğan’a, emekli öğretmen, yazar ve karikatürist  Siyami Yozgat’a söz verilmişti. Adı geçen konuşmacılar, SDK’nün organize ettiği bu güzel toplantıda, Sorgun’a ilişkin sorunları farklı açılardan dile getirerek çözüm önerilerini sıralamışlardı. Özellikle, adları değiştirilen Yeşilyurt İlkokulu ve Sorgun Lisesi’nin, adları ve itibarlarının yeniden kazandırılması vurgulanmıştı.

Sonra sırasıyla biz akademisyenlere söz verilmişti. Vakti çok sınırlı olduğu için ilk konuşma, Prof. Dr. Mustafa İlbaş tarafından yapılmıştı. Türkiye’nin enerji sorunlarını ve bu konudaki dışa bağımlılığını dile getiren, çarpıcı bir tebliğ dinlemiştik değerli hemşehrimizden. Sonra Fatih, hiç beklemediğim övücü sözlerle adımı anons ettiğinde, müthiş bir heyecana kapılmıştım. Yaşlılıktan mıdır nedir, elim ayağım tutmaz olmuştu. İnanır mısınız, o günkü  konuşmamda ne söylediğimi  hala hatırlayamıyorum.

Toplantı, kısa bir öğle arasından sonra yeniden devam etmişti. Ancak bu arada dinleyiciler de bir hayli azalmıştı. Her bir öğretim üyesi, çoğu kendi uzmanlık alanlarında, araya Sorgun’la ilgili anekdot ve espriler de katarak güzel konuşmalar yapmışlardı. Ben kendi adıma, yapılan her konuşmadan oldukça yararlandım ve bu değerli hemşehrilerimi yakinen tanımış olmaktan kıvanç duydum.

Daha sonra meslek odası  temsilcileri ve Sorgun’da üç dönem belediye başkanlığı  yapmış sevgili dostum ve kardeşim Yılmaz Kılıçarslan’ın konuşmalarıyla  sona  doğru yaklaşılmıştı. Kapanış konuşması için kürsüye gelen Abdullah Alpaydın,  o günkü toplantının genel bir değerlendirmesini yapmış, katılan herkese ve bu organizasyonda emeği geçen kulüp üyeleri ile Şahbazlar tesisinin sahiplerine SDK adına sonsuz teşekkürlerini iletmişti. Grup dağılmadan çekilen toplu resimler, eminim artık o günün anısını yaşatıyor olacaktır.

Şimdi, izin verirseniz Sorgun Düşünce Kulübü hakkında birkaç söz söylemek istiyorum. Ben bu arkadaşların misyonunu  çok, hem de pek çok önemsiyorum. Durup dururken, hiç de üzerlerine vazife değilken ve de kendilerine bu konuda hiç bir görev verilmemişken, yedi  yıldan beri her ay düzenli olarak toplanıp Sorgun’u konuşuyorlar ve Sorgun’u düşünüyorlar. Sorarım sizlere, bu özveri az bir şey midir? Yaz kış, yağmur kar demeden İstanbul gibi devasa bir şehirde yedi  yıl boyunca her ay toplanabilmek ve Sorgun’u konuşmak, ancak ve ancak Sorgun aşkı ve sevdasıyla olur. Başka hiç bir güç, bu arkadaşları işlerinden, evlerinden, eşlerinden ve çocuklarından ayırarak hafta sonu bütün bir gün alıkoyamazdı. O nedenle diyorum ki, bu ancak gönüllü bir sevda işidir. Hepsinin ortak paydası, tutku derecesindeki Sorgun sevdasıdır. Bu sevdayı bilinçli bir şekilde soyut halinden çıkarıp somut hale dönüştürmüşlerdir. Nedir bu? Sorgun için düşünce üretmek ve bu fikirlerini kâğıda dökmek.  Biliyor musunuz, aslında  çok zor bir iş bu. SDK, işte bu zoru başarmaktadır. Kendilerini bir kez daha yürekten kutluyorum. Ben bu sevdayı altmış yıldan beri  içimde taşıyorum ve beni onlara yaklaştıran da işte ortak paydamız olan bu Sorgun aşkı. Bendeki bu aşk hiç tükenmedi ki. Sanırım, son istirahat yerim de orası olacak. Hepinizi en iyi dileklerimle selamlıyorum.

 

Prof. Dr. Rauf YÜCEL

Author: Yönetici

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*