Akademik Hayatımın Dönüm Noktalarından…

Uzun bir yolculuktan sonra, Muğla’ya ve daha sonra da Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’ne Kozmetik Alanında çalışmalar yapmak ve “Naylon Aşkı Öldürür” konferansını vermek üzere gitmiştim. Doktora öğrencilerim ile birlikte, Araştırma Merkez Laboratuvarlarının ve Kozmetik Ürünler Uygulama ve Araştırma Merkezinin Müdürü, Prof. Dr. Nazan Demir hocamızın ve ekibinin misafiri idik. Akademik hayatımın dönüm noktalarından biri ile karşı karşıya idim. Dünyada hızla gelişen ve ülkemizde de yeni yeni gelişmeye başlayan Kozmetik alanında Nazan Demir Hocamız ile ön çalışmalar yapmak için burada idik. Kısa adı KOZMER olan ve ülkemizde tek olan laboratuvarın amacı; yeni kozmetik ürünler tasarlamak – geliştirmek, analiz yapmak ve bu alanda gerekli uzmanlar yetiştirmek. Hedefleri ise; Kozmetik AR-GE faaliyetlerinde bulunmak, ürün tasarlayarak pilot üretimlerini ve testlerini yapmak vs. diye sıralayabiliyoruz. Bizde lisansüstü öğrencilerim ile bu ekibin içine girmeyi ve onlar ile çalışmayı çok önemsiyoruz. Ülkemizde eminim bu tip çalışmalar çok önemli ve gelecek vaat ediyor. Prof. Dr. Nazan Demir hocamızın çalışmalarını takdir ediyorum. Geziden aldığım bir kaç notu paylaşıyorum;

Kantaron Yağı

Muğla ilçelerini dağ bayır geziyoruz. Ayaklarıma kara sular indi desem yeridir.  Bir anda Teknik Gezi aracını Nazan hocamız durduruyor,  biraz şaşkın (zamanı değilmiş sanırım) bu Kantaron bitkisidir diyor ve asistanlara onları hemen toplamasını söylüyor. Böylece ben de Kantaron ile tanışmış oluyorum. Tarlalarda, tepelerde ve dağlık bölgelerinde yetişen sarı çiçekli bir bitki bu. KOZMER’in laboratuvarlarında Kantaron Yağı üretim izinleri var ve müthiş bir mikrop öldürücü etkisi olduğunu öğreniyorum. Ayrıca, hücre yenileyici sebebi ile özellikle de yara ve yanıkların tedavisinde kullanılmasının yanı sıra, iltihap oluşmasını önleyici, damar büzücü etkisi ile kanamaları durdurabilmesi ve yaralara sürülünce de ağrı ve sızıyı azaltıcı özelliklerini öğreniyorum. Ayrıca, Ülseratif kolitte kullanılıyormuş. Haricen de kullanılabiliyor veya direk içilebiliyor, aç karnına bir tatlı kaşığı yeterli. Tavsiye ediyorum, ben denemeye başladım bile…

Papatya Yağı

Gezi programımızda bol miktarda Papatyalar görüyoruz. Papatya yağı da yapılıyormuş KOZMER’in laboratuarlarında. Ağrıyı dindirmede kullanılıyor, gargara yaparak diş iltihaplarında ve bademcik şişmeleri tedavisinde de bire bir. Haberiniz olsun, cildinizde ve saçlarınızda da harika etkiler yaratıyormuş. Papatya yağı masajı ile de iyi uyuyun derim.

Beyaz Zambak Yağı

Beyaz Zambak bitkisinin bu kadar güzel olduğunu hiç düşünmemiştim. Onunda yağı yapılıyormuş. Bu yağ ile yine vücut ağrılarınızı dindiriyorsunuz. Selülitiniz varsa bu yağ en etkili çözümü. Hoş kokusundan dolayı parfümeri sanayisinin de vazgeçilmezlerinden olan beyaz zambak yağı, cilt kırışıklarına da bire bir.

Muğla

İnternetten aldığım bilgilere göre; Evliya Çelebi, Seyahatnamesi’nde Muğla ismi konusunda şunları yazmıştır:

Sene (…) tarihinde büyük bir savaş olmuş ve Rum keferesinin elinden Menteşe Oğlu Darahikey Veziri Muğlı Bey fethetmiştir. Muğlı Bey, Mahan memleketinde Hz. Muhammed (SAV)’i rüyasında görüp daha sonra ulemanın huzurunda İslamiyeti kabul etmiştir. Muğla Kalesi’ni fethettikten sonra ise bu şehrin ismi Muğla diye anılmaya başlanmıştır. Farsça’da Muğ kâfir anlamına gelmektedir. Muğlı Bey Müslüman olduktan sonra birçok hizmetler yapmış ve birçok gazaya katılmıştır.

Evliya Çelebi Muğla isminin kaynağını bu şekilde yazsa da bu bilgiler ne yazık ki doğrulanmamış. Büyük olasılıkla Muğla ismi, antik çağdaki ismi olan Moballa’nın bozulmasıyla ortaya çıkmıştır. Mobolla ismi daha sonraki Türk hâkimiyeti sırasında Mogola olsa da 307 (m. 1889) Aydın Vilayeti Salnamesinde ise Mobella olarak belirtilmektedir.

Muğla’da ilgimi en çok ahşap işçiliği ve şehrin sembolü haline gelen bacaları çekti. Zeytinyağlı yemekleri de bir başka hani. Fakat şunu da itiraf etmeliyim ki ilçelerinin gölgesinde kalmış bir şehir gördüm.

Dalyan ve Akyaka

Programımızın ikinci günü, Dalyan’da otel işletmecisi Yücel Okutur’un misafiri oluyoruz. İkramda önce nar suyu var. Hayatımda bu kadar hoş bir nar suyu içmemiştim. Yolunuz Dalyan’a düşerse mutlaka Yücel Bey’in işletmesine uğrayın ve nar suyunuzu isteyin. Portakal, limon ve greyfurt ile donatılmış olan bahçesine gidiyoruz. Hayatımda ilk defa greyfurt ağacı görüyorum. Yücel Bey’in “kim ne kadar limon toplarsa evine götürecektir” sözü ile ekibimiz dalından limon toplama keyfi yaşamasına tanık oluyor ve onlara ben de katılıyorum. Dalyan’ın Kral yolu olarak da anılan o muhteşem kanallarındaki tekne turu keyfimi hayatım boyunca unutacağımı sanmıyorum. Bu zamana kadar gördüğüm en güzel yerlerden biridir. Laf aramızda Dalyan’ı gizlemeye de çalışıyorlarmış. Çevre bilincine sahip olmayan insanlar gelmesin diyorlar.  Sizler de etrafınıza çok bahsetmeseniz iyi olur…

Pek kahvaltı yapmayı sevmem, ama Akyaka’ya gidiyorsanız kesinlikle açık havada Azmak Deresi kıyısında kahvaltınızı edin derim. Sazlıklar arasından çıkan kazları ve arkasından gelen civcivlerini izlemek ve onlara ekmek kırıntılarını atmak da ayrı bir zevk.

Aslında, bir hafta gezip tüm bitkilerle tanışmak isterdim. Hayatıma renk kattığına inanıyorum. Konferansımda çok dikkatli dinleyicilerim de vardı. Bu arada, lisanstan hocam Yrd. Doç. Dr. Mehmet Ali Özler ile de 25 yıl sonra görüşme fırsatı buldum. Ak saçlarını saymaz isek, yıllar hocamı hiç değiştirmemiş. Bu arada, Sıtkı Koçman Üniversitesi rektörü hocamız Sayın Prof. Dr. Mansur Harmandar ile de tanışma fırsatı buldum. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi ekibine, bana ve ekibime gösterdikleri içten misafirperverliklerinden dolayı tekrar teşekkürlerimi sunuyorum.

 

Prof. Dr. Hamdi TEMEL

Author: Yönetici

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*