Bahar ve İnsan

İklimin insan mizacı üzerinde etkileri öteden beri araştırılan ve üzerinde çalışmalar yapılan bir sahadır. Bu konu üzerinde oturmuş bazı yaygın kanaatler de vardır. Mesela, sıcak iklim insanlarının daha neşeli, sevecen, sıcakkanlı, dışa dönük, keyfine düşkün ve de tembel oldukları kabul edilirken; soğuk iklimin hüküm sürdüğü yerlerde yaşayanların ise daha sakin, insan ilişkilerinde mesafeli, içe dönük karakterde, daha renksiz, duygularını pek belli etmeyen, fakat disiplinli ve çalışkan insanlar oldukları bilinir.

Mevsimlerin de insan üzerinde benzer etkileri olduğunu söylesek çok yanlış olmaz. Örneğin kapalı, kasvetli, yağışlı ve soğuk havalarda genel duygu durumumuz daha olumsuz, yaşam enerjimiz düşük ve bazen depresif bile olabiliriz. Buna mukabil, açık ve güneşli havalar ise üzerimizde tam tersi etkiler doğurur. Böyle havalar, ruhumuzu bir nevi şarj edip yaşama sevincimizi artırırken; insanlara, çevremize ve olaylara karşı daha olumlu ve iyimser bir tutum takınmamıza sebep olur.

Baharlardan ilki olan ilkbahar, mevsim olarak, gri, solgun ve donuk kış günlerinden sonra geldiği için olsa gerek daha bir özlemle ve sabırsızlıkla beklenir, sevinç ve coşkuyla karşılanır. Başta bitkiler olmak üzere yeryüzündeki tüm mahlûkat adeta yeniden doğar, hayat bulur. Kışın solukluğunun ve renksizliğinin aksine tabiat binbir renkle donanır. Tabiattaki bu diriliş ve canlanma insanoğluna da canlandırır. Kışın üzerimize çöken tüm ağırlıklardan arınırız, tazeleniriz sanki…

İlkbaharın diğer adının nevbahar (yenibahar) oluşu da tesadüf değildir elbette. Tüm canlılar onunla birlikte yenilendiği için nevbahardır o.

Bahar adıyla anılan bir başka mevsim de (sonbahar) var olduğu halde nedense onu pek hatırlamak istemeyiz. Bahar denince zihnimizdeki karşılığı hep ilkbahardır. Ölümü, yaşlanmayı çağrıştırdığından olsa gerek, işimize pek gelmez sonbaharı hatırlamak… Canlanmanın simgesi olan bahara ölümü yakıştıramadığımız için, sonbaharı bahardan saymayız belki de… Aslında artık pek kullanılmasa da sonbaharın eş anlamlıları olan güz ya da hazan, sonbaharı çok daha iyi tanımlar, çok daha iyi anlatır.

Sonbaharın da mutlaka kendine has güzellikleri vardır. Canlılığın yanında ölümün, yenilenmenin yanında yaşlanmanın da dünya hayatının bir gerçeği olduğunu hatırlatır bize sonbahar… Dünyanın faniliğini hatırlattığı için ondan alınacak ibretler vardır aynı zamanda.

İnsan olarak hayatımızın evrelerini mevsimlerle özdeşleştiririz. Büyüyüp serpildiğimiz çocukluğumuz ve gençliğimiz, ömrümüzün ilkbaharıyken; saçlarımızın ağarıp döküldüğü yaşlılığımız, yaprakların sararıp, solduğu ve nihayet döküldüğü sonbahara benzer.

Bazen de yaşadıklarımızı mevsimlerle anlatırız. Hayatımızın güzel ve mutlu anlarını baharla, yazla, güneşle ifade ederken; yaşamış olduğumuz sıkıntıları ve acıları da güzle, hazanla ve kışla tarif ederiz.

İnsan-tabiat ilişkisi ya da insan-mevsim ilişkisi kültürümüzde de geniş yer tutar. Bahar, ilkbahar, güz, hazan üzerine yüzlerce şiir, şarkı ve türkü yazılmış, bunlar üzerine unutulmaz eserler verilmiştir.

Küresel ısınmanın iklimleri değiştirdiği, hatta dünyanın bazı bölgelerinde iklimleri yok ettiği çağımızda elimizde kalan sayılı baharların kıymetini bilmekte fayda var.  Böyle giderse, gelecek nesiller baharın (hatta mevsimin) ne demek olduğunu, nasıl bir şey olduğunu belki de hiç bilemeyecekler.

 

Abdullah ALPAYDIN

SORGUN DÜŞÜNCE KULÜBÜ

Author: Yönetici

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*