Ben ve Çevre

Çevre denince birden fazla resmin iç içe geçmiş birbirine bağlı ve bağımlı yaşam zinciri gelir aklıma. İçinde benim de olduğum tüm canlı-cansızların yer aldığı, yer ve göğün ayrılmaz bütün halinde bir düzlemde anılması, anlaşılması gereken ana rahmi kadar gerçek bir alan. Bir ömür boyu içinde durduğumuz, nano boyuttan maksimum ölçülere kadar varlıkların yaşadığı yaşam matematiği ve yaşam sistematiği..

Çevre; adı üzerine benden sonraki alan. Ancak varlığın tanımlanabilmesi için birlikte anılması, birlikte yaşaması gereken sayısız varlıklar bütünü… Dolayısıyla ortak yaşam alanımız “çevre” üzerine söylenecek her söz “evrene sesleniş” ya da “ulusa sesleniş”tir. Ben demek; ene, enaniyet, ferdiyetçilik gibi nefsani gelebilir. Ama gerçekte de benim yaşadığım, benim dışımdaki fakat benim içinde olduğum alana çevre derim.

O halde çevreye dair söylenecek her söz evrene değil öze söylenmiş olacaktır. Bu kadim düşünceden hareketle çevrede her ne varsa benden sadır olmuştur. Benden öncekilerin bana devrettiği veya emaneten bıraktığı; ekolojik sistem, coğrafi alanlar, hayvanat, nebatat, taş, toprak hülasa evreni teşekkül ettiren yedi kat gök ile yedi kat yer arasında her ne varsa…

Varlığımı sürdürebileceğim alan, aynı zamanda bana emanet ve benden sonrakilere devretmem gereken veraset hakikatiyle yüz yüzeyim. Şimdi, çevreye dair hemen herkesin ard arda sıralayacağı şikâyetler ve önerilerini, kurumların, kanun koyucuların, kolcuların, kolluk kuvvetlerinin, sivil toplum örgütlerinin, yapması gerekenler gibi onlarca tedbir, beklenti ve uygulamalara kapılıp gitmeyeceğim. Gerek de görmüyorum. Zira, mesele bende başlayıp bende biterken sonrakiler üzerine söyleyeceklerim havada kalacaktır.

Elbette sosyal yaşam içerisinde yetki ve sorumluluk bakımından bireyden kuvvet kullanan devlete kadar bir silsile var. Ama bu yetki ve sorumluluk zinciri de benden başladığına göre sonrası benden sonraki iş…

Çevreyi uzun uzun tarif ve tanzim etmeden söylemeliyim ki; av yaban hayatından, ormanları yaşatmaya, şehir temizliğinden çayır çimene kadar tüm ortak yaşam alanlarının korunup gözetilmesine, kurallara uyulması halinde ne güzelliklerin olacağına dair tüm işaret ve yönlendirmeler ancak “bendeki benin” hareket ve algı kabiliyetine göre şekil bulacaktır.

Bu yargıya doğruluk derecesini kazandırabilmek için düşüncelerimi daha somut ortaya koyarsam; metnin sonunda bir çıktıya erişmiş olacağız. Evrene seslenmekten daha nitelikli sonuçlar aramaktayım. Nasihatlere ve müeyyidesi ağır yaptırımlara el açmanın yersizliğine inananlardanım.

Çevreye baktığımda, kişinin ve kişilerin ahlakını, aklını, sorumluluk sahibi olup olmadığını, emanete nasıl muamele ettiğini, varislerine ne bırakmak istediğini, başka varlıklara doğal yaşam hakkı tanıyıp tanımadığını, yaşam kalitesinin ne seviyede olduğunu, kul hakkını tanıyıp tanımadığını, inanç ve değerlerini yeterince anlayıp anlamadığını, işin özünde kendisini diyagramında nereye konumlandırdığını ya da konumlandıramadığını anlarım. Zira, ben çevrenin varlık durumunu benden bilirim.

 

Aydın BARAN

SORGUN DÜŞÜNCE KULÜBÜ

Author: sevare

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.