Bir, İki, Üç

Birinci cilt, ikinci cilt derkene Rauf Hoca’nın anılarının üçüncü cildi de gozünü garardıp, azmedip ohuyacahlar için yayınnandı. (Prof. Dr. Rauf  Yücel / Sorgun’dan Çıktım Yola / Anılar 3)

Gozünü garardıp, azmedip ohuyacahlar için dememiz şundan; sahlamanın gerağ yoh, bizim oranın adamı ohuma yazmaya bek vakit ayıramaz. İki cızı mektuptan ibarettir tüm ohuma yazma işi bizim oralarda…

Gurbette yazılır mektup; “ Bi fabırgada iş buldum. Hayımda galıyom. Koy gozümde tütüyo. Çoluh çocuh nası? Mal davar iyi mi? ” tertibi üzeredir, sılada ohunur.

Sılada yazılır mektup; “Mal davar iyi. Sarı inek bızağladı. Gara goyun guzuladı. Hepimiz iyiyik. Bizi kuşüm etme.”  tertibi üzeredir, gurbette ohunur.

Ohuma yazma işine ayırılan vaktin hepi topu budur bizde. Hal  keyfiyet böyleykene, bu son kitapla birlikte Rauf Hoca’nın anıları üç cilt kitap olarah yayınnanmış oldu. Kitapların adında Sorgun var bir, içinde Sorgun var iki, yazanda Sorgunnu üç! Bu üç Sorgun, bu üç cilt kitabı Sorgunnuya ohudur dendi ellaham?…

Üç kitabı şöyle bi gozümün onüne getiriyom, bi de Sorgunnuyu düşünüyom, bilmiyom ki nası olacah bu ohuma işi?

Bu iş zorunan cerbiliğinen olacah iş dağal. Zorla guzellik olmaz. Zati bizim oranın adamı oldubitti zora gelemez. Ne olacağsa gonül ırazılığı ile olacah.

Gerçi millete ne diyecağan? Birinci cilt 414 sayfa, ikinci cilt 428 sayfa, üçüncü cilt 563 sayfa, ettimi sana 1405 sayfa yazı. Ha deyinci ohumah golay mı bu gadar yazıyı?  Ferhad’ın dağları delen azmi lazım.

Yazan nası yazmış acep bunca yazıyı? Bi de Sorgunnuymuş. O nası Sorgunnuymuş öyle? Ohuma yazmaya ayırdığı vakit annattığımız minval üzere az olan Sorgunnuya kerc eder gibi bunca yazı galeme almış. Hadi gendi emağne acımamış yazmış. Nası ohuyacah deyin Sorgunnuya da mı acımamış?

Neyse ki kitaplar tek tek alıştıra alıştıra yayınnandı da milletin ödü ocağı gopmadı. Yoğsam milletin yürağne inerdi.

Adamın biri koylük yerinde bi gavgaya garışmış, mağdur olmuş. Ohuma yazması yoh. Gasabaya inmiş şikâat dilekçesi yazdıracah. İstidacıya gitmiş. Olayı annatmış. İstidacı, bi saat soğna uğra dilekçeni al demiş. Adam, bi saat soğna uğramış. İstidacı “dilekçeyi ohuyum öyle veriyim” demiş ve ohumaya başlamış. İstidacı dilekçeyi ohuduhca adam hüngür hüngür ağlıyomuş. İstidacı dayanamayıp “dayı niye ağlıyon?” deyinci, adam da: “Ben ağlamayım da kimler ağlasın yavrum ? Bahsana başıma neler gelmiş?” demiş.

Rauf Hoca da Sorgun’dan çıhıp yıllarca üniversite hocalığı yapıp dünyayı gezip gordükten sonra yaşadıhlarını “Ben yazmayım da kimler yazsın?”  diyerek yazmış, çoh mu?

Yorgancıya dinnen demişler ayağa galhmış. Rauf Hoca’nınki de o hesap. Hayatı yazı çizi işiynen geçtikten soğna emekli olup dinnenirken yazmış üç kitabı. Bu üç kitap Rauf Hoca’nın Sorgunnuya emeklilik hedayesi sizin annıyacağınız. Ne diyek? Savolsun, varolsun!

 

*******************************************************************************************************

 

Prof. Dr. Rauf Yücel’in Üç Ciltlik Anıları

Prof. Dr. Rauf Yücel’in anılarının, bir ve ikinci cildinin ardından üçüncü ve son cildi de yayınlandı. (Sorgun’dan Çıktım Yola / Anılar 3)

Prof. Dr. Rauf Yücel, yaşamının emekliliğe kadar olan yaklaşık yetmiş yıllık dönemini yedi yılda kaleme alarak anılarını yazma işini tamamlamış bulunmakta. Yaşanmış her on yıla yazmak için ortalama bir yıl ayrılmış gibi bir sürede yazılmış anılar.

Akademik bir zihin ile yazımına ayrılan uzun yılların bir araya gelmesinin bir sonucu olarak olsa gerek, ilk iki ciltte olduğu gibi, anıların üçüncü cildinde de “Kalmasın âlemde hiç bir şey nihan”  tarzı bir yaklaşımla her şey çok açık ve ayrıntılı olarak anlatılmış.

Prof. Dr. Rauf Yücel birinci ciltte (414 sayfadan oluşmakta);  doğup büyüdüğü, çocukluk ve ilk gençlik yıllarını geçirdiği Sorgun’u insan, tabiat ve sosyal yapısı ile ele alıp “Sorgun Sorgun olalı böyle ayrıntılı anlatılmadı” dedirten bir şekilde anlatmıştı. Bu ayrıntılı anlatışla Sorgun’un toplumsal hafızasını tek başına kayda alarak, ortaya özgün bir Sorgun tarihi çıkarmıştı. Prof. Dr. Rauf Yücel Sorgun’u hayatının odak noktası olarak tanımlamaktadır.

Prof. Dr. Rauf Yücel İkinci ciltte (428 sayfadan oluşmakta); ağırlıklı olarak Ankara’daki üniversite eğitimini, Adana’daki ilk mesleki yaşantısını, askerliğini, evlenmesini, Almanya’da yaptığı doktorasını,  Fırat Üniversitesi Elazığ Veteriner Fakültesi‘ndeki altı yıllık görevini anlatmıştı. Prof. Dr. Rauf Yücel bu dönemlerini “Olgunlaşma Dönemi” olarak tanımlamaktadır.

Prof. Dr. Rauf Yücel son olarak üçüncü ciltte (563 sayfadan oluşmakta); daha çok karakterini ve hayata bakış açısını yansıtmaya çalıştığını söylemektedir. Üçüncü ciltte Prof. Dr. Rauf Yücel’in İstanbul Üniversitesi’ne geçişinden emekli olduğu güne kadar geçen 29 yıllık dönem anlatılmaktadır. Bu ciltte anlatılan başlıca konular: İstanbul’a yerleşme, ev sahibi olma, çocuklarını büyütme, fakülte içi mücadeleler, ast ve üst kademeler arası ilişkiler, öğrenciler ile ilişkiler, hayvanı hastalanmış olanlarla ilişkiler, eğitim ve öğretime yönelik düşünceler, mesleki gelişim ve akademik formasyona ait girişimler, çağdaş bilime ulaşma çabalarıdır. Prof. Dr. Rauf Yücel bu dönemlerini “Olgunluk Dönemi” olarak tanımlamaktadır.

Bir akademisyen olan Prof. Dr. Rauf Yücel’in günlük hayatı ve dolayısıyla uzun yılları; öğrenciye teorik ve pratik dersler vermek, hayvan muayene ve tedavi etmek, ameliyat yapmak, akademik kurullarda görev almak, ana bilim dalını yönetmek, dekanlıkla yazışmalar, mesleki konularda meslektaşlarının yazdığı bilimsel makaleleri incelemek, ders kitapları kaleme almak, mesleki makaleler yayınlamak, hafta sonu klinikte yapılan toplantıları koordine etmek, anabilim dalındaki personelin sorunlarına çözüm üretmek, genç akademisyenlere yol göstermek türünden işlerle geçmiş. Yine işinin bir parçası olarak üniversitenin her öğretim elamanına sunduğu gerek yurt içi gerekse yurt dışı bilimsel ve mesleki toplantılara katılma imkanlarını değerlendirerek ülkemizin ve dünyanın birçok yerine tutku düzeyinde bir coşkuyla seyahatler etmiş.

Araba almak, arsa almak, ev yaptırmak, yazlık yaptırmak, kısa süreli özel veteriner kliniği işletmek gibi meşguliyetleri olmuş.

Prof. Dr. Rauf Yücel’in üç ciltlik anıları farklı farklı okumalara konu olabilir. Onun anıları; bir akademisyenin anıları olarak okunabilir, bir veterinerlik fakültesinin tarihi olarak okunabilir, Türkiye’de veterinerliğin gelişimi ve Dünya’da veterinerlik olarak okunabilir, veterinerlik özelinde Türkiye’de bilimsel eğitim ve sorunları olarak okunabilir, bir Anadolu kasabasının geçmişi olarak okunabilir, seyahat notları olarak okunabilir.

Kendisi ile aynı kasabanın çocuğu olan biz ise onun anılarını, ailenin zor günlerinde gelir olsun diye evlerinin kiraya verilip, kendi ifadesi ile “ahırın bir köşesine” taşınmış olmak gibi yokluklar barındıran bir geçmiş içinde, elbisesini, geçtiği derenin suyuyla temizleyerek kaydolduğu ilkokul ile başlayan eğitim yolculuğunu ülkenin en büyük üniversitesinde ana bilim dalı başkanlığı ile tamamlamasının Anadolu çocuklarına verdiği umut olarak okuyoruz.

İnsanın hayatındaki her olay, kimi zaman acı, kimi zaman tatlı, kimi zamanda buruk bir tat bırakarak anılardaki yerini alır.

Prof. Dr. Rauf Yücel’in acı, tatlı, buruk anıları bir bütün olarak göz önüne alındığında; onun, hayatının temeline insana yoğun ilgiyi ve sevgiyi yerleştirmiş biri olduğu görülür. Akademisyenlerde çokça rastlanan gönül katılaşması hastalığına Prof. Dr. Rauf Yücel’de rastlanmaz.

İnsana yönelmiş ilgi ve sevginin en gözlenebilir tezahürü olan paylaşımcılığa onun anılarında sıkça rastlamak mümkündür.

Anılarında onu, Almanya’nın Münih kentinde bulunan bir mekândan her yıl gelip yararlanması için kendisine yapılan teklifi 17 genç meslektaşının yurtdışına çıkmalarını sağlama fırsatına çeviren paylaşımcılığı yaparken görürsünüz.

Anılarında onu, yoğun bürokratik işlemlerle bizzat uğraşarak ve başlarında bizzat bulunarak otuz küsur öğrencisini Avrupa’ya geziye götürürken görürsünüz.

Anılarında onu, tatilinin bir kısmını danışmanı olduğu doktora öğrencilerine ayırıp, onların tezlerinin yazımına yardımcı olurken görürsünüz.

Anılarında onu, mesleki makaleleri genç meslektaşları ile birlikte yayınlamayı tercih ederken görürsünüz.

Onun hayatına anlam veren insana ilgi ve insan sevgisinin anlaşılması için, hayatının her döneminde çevresine bakılması yeterlidir. Hayatının her döneminde çevresinin onun sevdiği ve onu sevenlerle dolu olduğu görülecektir.

Eğer şahsiyetin temel belirleyicilerinden biri kişinin çocuklukta yaşadığı sosyal ortamın çocuktaki etkileri ise, Prof. Dr. Rauf Yücel’in kişiliği ve karakterini şekillendiren en önemli unsur, anılarında kendisi üzerindeki etkisini babasına kıyasla on kat fazla olarak nitelediği annesi Emine Hanımdır. Emine Hanım, canı gönülden inanmış, fedakâr, cefakâr, çileli, mücadeleci bir Anadolu kadınıdır. Bu anlamıyla Prof. Dr. Rauf Yücel, Anadolu kadını Emine Hanım’ın mayaladığı bir Anadolu çocuğudur.

Mayası temiz Anadolu çocuğu Prof. Dr. Rauf Yücel Hocamıza, Sorgun’u merkeze alarak yazdığı üç ciltlik anıları için teşekkür ediyoruz.

 

Adnan KORKMAZ

SORGUN DÜŞÜNCE KULÜBÜ

 

Author: sevare

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*