Bozkıra Adanan Bir Yürek: Mustafa Çiftçi

Nerede bir Yozgat kelimesi geçse hemen heyecanlanırım, içim kıpır kıpır olur. Mikro milliyetçilikten öte Yozgat bir sevdadır içimde. Orada büyüdük, hayallerimizi orada kurduk, ilk kez o memlekette âşık olduk, en derin duygularımızı orada yaşadık. Orada terledi bıyıklarımız, ilk halay başını orada tuttuk. Oranın ekmeğini yedik, oranın suyunun içtik.  Ve en sonunda anayı babayı oranın toprağına verdik.

Yozgat, o bozkır, o güneşe doyan yeşile doymayan münbit topraklar, yazın kavuran sıcağı, kışın donduran soğuğu ile birçok acıyı, hüznü ve beraberinde sevinç ile mutluluğu barındırır içinde.

Gurbet ellere düştükten sonra daha da arttı Yozgat’a olan sevdamız. Uzak olduğumuzdan mıdır, içinde yaşarken fark edemediğimizden midir, yaşlandığımızdan mıdır ya da büyük şehir hayatının verdiği yorgunluktan mıdır bilmiyorum ama Yozgat’a dair her şey burnumuzda tütüyor.

Meğer ne çok şey var imiş Yozgat’a dair yaşanan ve yaşanması gereken. Kimilerimiz bir kısmını orada yaşamış, kimilerimiz yaşayacaklarının bir kısmını oraya bırakmış, kimisi de yaşlılığında yaşamak üzere orada yaşamayı hayal etmiş, ertelemiş ama doyamamıştır Yozgat’ın hayatına. Ama Mustafa Çiftçi adeta Yozgat’ı yaşam felsefesi yapmış; edebiyatını, yazılarını, zevklerini, sevincini, acısını, sevdasını, duygularını ve her şeyini Yozgat ile konumlandırmış. Mustafa Çiftçi‘deki bu aşkın Yozgat aşkı adeta kendisinin karakteri olmuş.

Mustafa Çiftçi, gerçek hayatta da edebiyatta da Yozgat ile bütünleşen ve Yozgat’tan beslenen bir yazar. Yazarın Adem’in Kekliği ve Chopin, Bozkır’da Altmışaltı ve Ah Mercimeğim isimli eserlerini okudum. Belki içinde kendime ait kesitleri bulduğumdan belki de yazarın çok ustaca kullandığı duygu dilinden olmalı ki her üç eser de beni benden aldı götürdü. Hikâyeleri o kadar naif, o kadar tabii o kadar ruha dokunuyor ki Yozgat’ın böyle bir yazara sahip olması, benim de Yozgatlı böyle bir yazarla hemşeri olmamın verdiği haklı gururu yaşadım tüm eserlerinde.

Bu üç eserde de hikâyeler dürümümüzdeki çökelek, tandırdaki bazlama, can eriğindeki tuz, yavan ekmek yanındaki katık, soba üstündeki kestane, kuzinedeki patates, bozkırdaki kavurucu sıcak, kulakları gıpçıtan soğuk, sevgisini belli edemeyen baba,  dert açılan ana, gariban Anadolu çocuğu olup çıkıveriyor karşımıza. Bazen güldürüyor bazen hüzünlendiriyor gibi genel ve basit cümleler etmeyeceğim Mustafa Çitçi’nin hikâyelerine. Bazen ciğerini dağlıyor taaa orta yerinden, bazen de su serpiyor umudun en güzel yerinden. Hikâyelerinin hepsi de bozkırda yeşil buğday başağına esen sam yeli veya ruha haz veren enteresan bir esinti gibi.

Her bir hikâyesi çok kıymetli olan yazar Mustafa Çiftçi’nin Bozkırda Altmış Altı isimli eserindeki Taksici Sadi ile Haydar arasında geçen “Ensesi Sararmış Adamlar” isimli hikâye çok etkileyici.  Haydar’ın, Sadi öldükten sonra kızı Sibel’e durumu izah etmesi çok manidar.

“Haydar her akşam aynı yerleri anlatıyordu: Cumhuriyet meydanında tur atan adamlara bakıyorum. Burası ölmeden önceki son durak Sibel. Burada sırası gelen Büyük Cami’ye gidiyor. Orada musalla taşında yerini alıyor. Burası sanki otobana sapmadan önceki son çıkış gibi. Buraya düşersen artık çıkışın sadece mezarlığa oluyor. Biliyor musun kendi aralarında hurdalık diyorlar buraya. Yani emekli erkeklerin hurdalığı. Memur, işçi emeklisi olmaları şart değil, hayattan emekli olmuş gibiler.  Bazıları hiç parka gelemiyorlar. Parktaki masalara oturdukları zaman çay içmeleri gerekecek ya, onun için aşağıdaki meydanda vakit geçiriyorlar. Bazılarının ayakkabısı rugan. Merak edip sormuştum rahmetli Sadi’ye, bu rugan ayakkabılar nerden çıktı diye. Sadi anlatmıştı. Bu ayakkabıları devlet, rütbeli askerlere verirmiş. Onlar da babalarına veriyormuş. Düşünsene Sibel, o ayakkabıları giyecek kadar muhtaç olanları var. İçim acıyor onları gördükçe.”

Beğenilmemenin, modernizme karşı gelenekselliğin, alkışa karşı duanın, maddi varlığa karşı garibanlığın, gurura karşı mütevaziliğin, şımarıklığa karşı ahlakın ve erdemin, isyana karşı şükrün, muhafazakârlığın ve gerçekliğin gücüne ve tadına talip ve haiz olan koca yürekli yazardır Mustafa Çiftçi. Eserlerinde alın terini, anlatmaya olan iştahını, el emeği ve göz nuru hayat hikâyelerini bulabilirsiniz.

Kendisini Bozkır’a, Yozgat’a adayan samimi, şehrine gönülden bağlı kıymetli yazarımıza hayatında başarılar diliyorum.

Fatih ŞAHBAZ

SORGUN DÜŞÜNCE KULÜBÜ

Author: Yönetici

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*