Çocukluğumuzun Bayramları

Hep sorarız ya “nerede o eski bayramlarımız” diye… Böyle bir ruh hali içerisinde uzun süre oldum. Ama yıllar sonra anladım ki, sadece bizim çocukluk zamanlarımıza denk geldiği için anlamlı oluyormuş bayramlar…

İşin aslı yeni bir deneyim kazanıyorsun. Bütün ilk deneyimler hatırlanır ve özlemi çekilir.  Şimdiki yirmili yaşlardaki gençlere sorsanız onlar da geçmişte yaşadıkları o bayramları güzel yad edip şu andaki bayramların ruhsuzluğundan dem vururlar.  Olan şey; sosyalleşme sürecindeki önemli bir deneyimin gerçekleşmesidir. Başlangıcı ve sonu belli olan bir oyun gibidir. Öyle bir sosyalleşme ki büyüklerde bu oyunun bir parçası olup rollerine bürünürler.

Belki de büyüklerimizin de katıldığı bir oyun olduğu için çok anlamlı gelirdi dünyamıza… Bu oyunda bir gün önce kavga eden büyükler bir gün sonra barışırlardı. Husumetler ve küslükler bir anda biterdi. Biz çocukların anlamlı bulduğu buydu. Bu günde yeni bir rol dağıtımı vardı. Herkes kendisine verilen rolden memnundu. Çocukların özlediği de bu olsa gerek… Herkesin bir kaç gün güzel şeyler konuştuğu, kalplerin kırılmadığı geniş bir kurguydu bayram.

Tabii ki, her dönemin kendine ait enstrümanları vardır. İşte bizim de kendi çocukluk dönemimizin o birkaç gününe has ritüeller kalıcı hafızamızda yer ediniyor ve yaş ilerledikçe hep o şekli ile arayıp duruyoruz.

Benim çocukluğumda özellikle Ramazan bayramında önemli bir etkinlik vardı. Bayrama hazırlık her evde olurdu. Durumu ne olursa olsun herkes kendi imkânları nispetinde hazırlıklarını yapardı. Bunlardan başlıcaları tatlılar ve böreklerdi. Benim yaşadığım köyde bunlara ek olarak küçük çörekler yapılırdı, köydeki çocuk sayısına denk gelecek kadar… Ayrıca, eğlence mekânları düzenlenirdi.

Bayram sabahı erkenden kalkılır ve birkaç gün önce alınan yeni elbise ve ayakkabılar hayaller eşliğinde, annelerimiz tarafından giydirilerek camiye gönderilirdik. Normal vakitlerde ve hatta Cuma namazında bile toplanamayan cemaat toplanırdı. Herkesin gözleri güler, neşeleri yüzlerine vururdu. Cemaatin bir kısmının, bir yıl içerisinde sadece iki defa camiye gelmiş olmalarının vermiş olduğu acemilik bütün hareketlerinde belli olurdu.

Namaz bittikten sonra köyün büyükleri geniş bir daire oluşturur, hızlı bir bayram merasimine geçilirdi. Bütün köy camide bayramlaşırdı. Tabi bir kısmı Ramazan’dan çıkmış olmanın vermiş olduğu mutlulukla bayramlaşmaya katılmayıp dışarıda daha küçük grupla sigara eşliğinde görevlerini yerine getirirlerdi.

Sonra herkes evlerine dağılırdı.

Evin büyüğü yerine geçer ve bayramlaşma başlardı hemen. Bir sıra oluşurdu evde. Evin reisinin eşi en önde bayramlaşır, eşinin elini öperdi. Bir bayrama daha ulaşmış olmanın verdiği hüzün ve mutlulukla hemen ev reisinin yanına otururdu. Artık diğerleri tek tek bayramlaşmaya başlardı.

Uzakta olanlar ya da yakın bir zamanda hakkın rahmetine kavuşanların ulaşamadığı bu anlar için duygulu ortam oluşurdu. Yakın zamanda kaybedilen birisi var ise o evde matem devam ederdi. Köy halkı ilk önce o evi ziyaret ederdi. Kayıpların olmadığı evlerde hüzünlü dakikalar kahvaltı hazırlığı ile bölünürdü ve kahvaltılar yapılırdı. Geniş ailelerde, büyüklerin olduğu evlerde ilk gün bayram ziyaretine çıkmak imkânsızdı. Çünkü herkes ilk önce o eve gelirdi.

Fakat çocuklar için bu geçerli değildi. Kahvaltılar yapıldıktan sonra köy çocukları toplanırdı bir meydanda. Bu yer bir gün öncesinden tespit edilmiş olurdu. Herkes elinde bir poşetle bütün arkadaşların toplanmasını beklerdi. Sonra tek tek evlere bayramlaşmak için gezilirdi. Şekerin lüks olduğu bir dönemde her evden her bir çocuk için hazırlanmış olan çörekler verilirdi. Herkese bir tane çörek düşerdi. Üç dört saat süren bayramlaşmadan sonra bütün çocuklar evlerine dönerlerdi. Hiçbir evde çörek eksik olmazdı.

Büyüklerin de katıldığı, kadın ve erkekler için ayrı ayrı düzenlenmiş eğlence yerleri vardı. Buralarda salıncaklar bir gün öncesinden hazırlanırdı. Çocuklar için de hazırlanmış bu mekânlarda herkes eğlenirlerdi.

Bayramların böyle geçtiği çocukluk dönemlerimizi ileriki yaşlarda özlememek ne mümkün? İşte bu yüzdendir ki, çocukluğumdaki o bayramların tadını yakalamış değilim ve yakalam da imkansızdır.

 

RECEP DAĞDEMİR

SORGUN DÜŞÜNCE KULÜBÜ

Author: Site varsayılanı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*