Delibaş | Salim TAŞÇI

Ay’ın şavkı gecenin karanlığını yerle bir etti. İğne düşse bulunur hale geldi. Sım sıcacık Dünya’yı kucakladı. Şah kartalın kanat çırpışı sanırsın ıslık çalıyor, uzaktan uzağa ibibiklerin ötüşü yankılanıyordu… Yarasalar bir o yana bir bu yana dönüp duruyordular. Hafiften yağmur çiseledi, toprak buram buram kokmaya başladı… Karayel ağaçları yalayıp geçti. Bahar yaza bir adım kalmıştı. Sarı çiğdem bitmiş, lale, sümbül boyun bükmüştü, çiseleyen yağmur sicime kesmişti, şafak sökmesinin eli kulağındaydı… Koyun sürüleri Ayrıklı yönüne sökün etmişti. Kimi sürülerde yazlak yönüne… Ardı ardına şimşekler çakıyor, yağmur göz açtırmıyordu, gökte ne ay vardı nede yıldızlar, herbiri bir yana kaçmışlardı! Saltanat yağmur ve sisindi, göz gözü görmüyor, koyun, kuzu meleşmeleri bir birine karışıyordu… Sanırsın gök yarılmış da Sorgun’un üstüne çullanıyordu! Sorgun, Sorgun olalı böyle yağmur yememişti!

Salih Paşa Camisinden namazdan çıkanlar, Ethem’in Zekeriya’nın sabahçı kahvesinde soluklandılar. Fettahlar’ın Rıza ve Kedi Ahmet emmiler “Bu yağmurun ardı tufandır.” dediler. Cubbuli’nin Memeli dayı tasdikledi “Böyle rahmet görülmedi”. Cemalka’nın Memmet emmi “Delibaş’a gün doğdu.” dedi… Abbas’ın Osman “Sürü Ayıklı’ya gitmişti, İnşallah geri dönmüşlerdir. Delibaş delirirse perişan oluruz.” diyerekten hayıflanıyordu… Yemenler’in Ali, Dağlı’nın Hasan çoktan sürünün peşine düşmüşlerdi. Ne hazindir ki, hiçbir sürü ağıllara sığınamadan meydanda kalmışlar, yağmuru iliklerine kadar çekmişlerdi… Çobanlar can derdine düşmüş, yabalarını bile bırakıp kaçmışlardı… Çapar itler de peşlerinden seğirtmişti. Gökte gürültü kesilmiş, yerde başka bir gürültü ortalığı kaplamıştı. Delibaş çayı çatır çatır önüne kattığı taşı, toprağı, ağacı sürükleyip geliyordu. Koyun sürülerinin yarısından fazlası da nasiplerini almışlardı !.. Kimisi çamura saplanmış, bir çoğu da sele kapılmıştı.

Delibaş, Delibaş olalı da böylesine coşmamıştı. Adı üstünde Delibaş! Ne akıllı tanır, ne de akılsız. Önüne kattığına vurur geçer, suyu köpüklü, mileklidir. Rengi kahverengiye çalar, ürperticidir. Rüyaya girince Eshab-ı Kehf uykusunda olsan uyandırır da etini çimdiklersin…

Hülasa, Yazlak’daki, sürü Ayıklı’daki sürünün çoğu telef olmuş, kasaba ağıta kesmişti. 40-50 davarı olan neyse de iki üç davarı olan neylesindi? Kimi kızına çeyiz, kimisi de oğlu için başlık parası yapacaktı… Olan oldu neylesin… Kuşluk vakti Delibaş Köprüsünün üstü seyir meydanı oldu. Delibaş’ın seli Aröz’ü unutturdu! Aröz’ün (Eğriöz) seli de su basman tarlaları bastı gitti. Tersahan tarlalarını milek kapladı. Yeni ekimler telef oldu, bıldır yerini gelecek yıla terk etti. Anadolu’nun yazgısı da bu olsa gerek, kuraklıkda, bulutlara bırakılan hayaller, yağmur duaları, yağmur yağınca afad, sırttan inmemesine çile… sonrasında manilere dökersin;

“Delibaş dellenmeden,

Gırgıyı, Ayrıklıyı

Sel almadan

Yazlağı, Geni,

Tersahan-ı afet

Vurmadan” gitmi desem,

Gelmi desem…?

X        X        X

Bu satırların yazarı sudan korkar olmuştur! Denize girip birkaç kulaç atınca, Delibaş’ın seli gözü önüne gelir ve denizden kaçar olmuştur. Eh yıllar çocukluğumu geri ver diyemeyeceğim…

Salim TAŞÇI

Author: Yönetici

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.