Dinle(nil)mek -Anla(şıl)mak

Hayatta en güçlü insanlar her şeye güç yetiremeyeceğinin idrakinde olan kimselerdir. Zayıf insanlar ise bunu kabullenmeyip aksi doğrultuda rol kesip görüntü vermeye çalışan insanlardır. İki eski arkadaş uzun süre sonra karşılaşırlar;

 

Güçlü görünen zayıf insan tipi, modern dünyanın bireyi her yönüyle kendine yeter hale getirme projesinin kötü sonucudur.

– “Merhaba Ali, nasılsın?”
– “İyiyim, ya sen?”
– “Ben de iyiyim. Uğraşıyorum işte.”
– “Ne yaptın geçen ay bir araba alacaktın?” (15.saniye, Skor:1-0)

Sorarken bir taraftan elindeki anahtarını “bak ben aldım. Hem de kralını” der gibi sallamaya başlar. Ali:
– “Yok ya, arabayı beğenmedim. Rengi de güzel değildi. Hem sahibini hiç sevmedim.” diyor ama imkânsızlıktan alamadığını söyleyemiyor.

Ali, kendini kötü hissetmeye başlar. Taarruza geçmeli artık.
– “Sahi, senin oğlan ne yaptı sınavda? Kaç puan aldı? Yeni açıklandı. Bizimki 438 aldı. Seninki kaç puan aldı?” diye sorar.
Bu sefer arkadaşının canı sıkılmaya başlar. Çünkü çocuğunun aldığı puan üniversiteye girmek için yeterli değildir. Elindeki anahtar cebe doğru yol almaya başlamıştı bile.
– “İstediği bölümü kazanması için yeterli değildi. Bir daha hazırlanacak. Aslında sınav salonunda karışıklık olmuş. Hem de şifre bile varmış. Ayrıca bu sene sorular da çok zormuş.”
Son cümleyi düşünmeden söylemişti, ama yapacak bir şey yok. Olan olmuştu artık.
– “Yoo!  Hiç de öyle değilmiş. Sorular gayet iyiymiş. Çalışanın yapabileceği sorularmış.
Şut ve gol. Durum 1-1 oldu. İkisi de birer gol attılar. Gerçeklerden uzaklaşmak için ikisinin de haklı birer sebepleri oldu nihayet. İkisi de birer kanadı kırık kuş gibi kaldılar ortada.

Birisinin mutlaka bu içeriği değiştirmesi lazımdı. Aynı kişiden ikinci golü kalesinde görmek istemez hiç kimse. Ve hızlı bir şekilde konu spora gelir. En zevkli konulardan bir tanesidir. Çünkü sınır yok. Başkaların dünyasını konuşmak kadar risksiz bir eylem yoktur bu hayatta. Taş duvar ustalarının büyük taşları beslemek ve sağlamlığını arttırmak için kullandığı küçük taşlar (çakıl) gibidir.

– “Ya bu Galatasaray’ın hali ne olacak? “
– “Çok kötü durumda. Ama gelecek yıl böyle olmaz.”
– “Aslında ben biliyorum sebebini…”
– “Nedir sebebi?”
– Yanlış transfer yaptılar. Bir de başkanın burnu çok havada. Geçen gördüm Bakırköy’de. Adam burnundan kıl aldırmıyor. Üç dört tane koruması var. Sen kimsin de o kadar korumayla geziyorsun. Önce takımına bak sen. Hep götürücü bunlar.
– ………
Sonunda ikisinin de istediği oldu. Topu taca attılar. Aslında topu patlattılar. Yedek topta olmayınca alan değiştirmek en iyisi oldu. İki samimi (!) arkadaş böylece renkli (!) bir gün geçirdiler. Geriye dönüp baktıklarında ise hayatlarına denk gelebilecek bir konu üzerine konuşamadılar. Bir destek oluşturamadılar. Aslında dinlemediler bile birbirlerini.

Sizce kim kimi dinledi? Kim anlamaya çalıştı? Kim neye değer verdi?
Haklısınız, hiç kimse dinlemedi. Karşılıklı bir değer oluşturamadılar. Çünkü güçlü görünmek zorundaydılar.

Bir imajınız var. Onu zedelememelisiniz. Böyle bir iletişim huzmesi daha sonraki buluşmalara nasıl yansır sizce?

Birinci ihtimal: Artık buluşmamaya başlarlar. Herkes kendi kabuğuna çekilir. Kendi dünyasındaki doğru bildiği yanlışlarıyla boğuşur durur. Kıyaslayabileceği ve değerlendirebileceği bir ortamı olamaz artık. Ancak, hedeflediği imaj noktasına gelince ininden çıkar. Meydanlara çıktığında da yaşanmış iletişim deneyimi olmadığı için kazaları her dakika artacaktır.

İkinci ihtimal: Yaşamlarından olmayan konular sohbetlerinin merkezini oluşturacaktır. Spor, siyaset, diziler ve filmler, magazin, vb. Bu konularda konuşulmalıdır elbette, ancak; sadece bunlar konuşuluyorsa sorun vardır. Sadece küçük taşlarla ne kadar sağlam bir ev yapabilirsiniz ki?

Üçüncü ihtimal: Diyalog aşağıdaki gibi devam ederse nitelikli ve anlamlı bir yaşamın kapısı aralanır.
– Merhaba Ali, nasılsın?
– İyiyim, ya sen?
– Ben de iyiyim, işte uğraşıyorum.
– Ne yaptın geçen ay bir araba alacaktın.
– Yok yaa, arabayı alamadım. Alırsam çok zorlanırım. O yüzden birkaç ay daha beklemek zorundayım.
– Aslında gelirin iyiydi senin. Hayırdır planlamadığın ekstra harcamaların mı oldu?
– ……………….
– ………………..
– Sahi senin oğlan ne yaptı sınavda? Kaç puan aldı? Yeni açıklandı. İstediği yere girebiliyor mu?
– İstediği bölümü kazanması için yeterli değil aldığı puan. Kerata çalışmadı ki! Sürekli bilgisayar ve televizyon.
– Sıkma canını. Çocuğun da üzerine gitme. O dersini almıştır. İstersen ben de konuşayım. Belki bir şeyler yapabiliriz. Stresli bir iş. Seni de üzer.
– Evet, ne yapacağımı da pek bilmiyorum.
– …………….
– ……………
Böyle bir diyalog, kişileri zaman içerisinde günlük sıkıntılarla kolay mücadele edebilen ve arka bahçesini kuranlar sınıfına dâhil edecektir. Bu şekilde bir diyaloğu gerçekleştiren birey, maddi olarak sürekli gördüğü ama belki de manevi yani duygusal olarak çok da fark etmediği eşini görür, çocuğunu görür; hatta kendini dahi görmeye başlar bir hale bürünür. Dinlemediğimiz insanların bizi dinlemesini beklemek abesle iştigaldir. Kaldı ki, dinleyemediğimiz kişiyi de anlamamız mümkün olmayacaktır.

Şimdi söyleyeceğim ifade ilk bakışta size egoistçe gelebilir ama emin olun öyle değil: Her şeyden önce  insanları kendimiz için dinlememiz lazım. Dinledikçe farkına varacaksınız ki; bu aslında sadece bizim değil çevremizdeki herkesin hayatını kolaylaştıracaktır. Şunu unutmamak gerekir diye düşünüyorum:

Dinlemek değer vermek demektir. Her dinlemenin bir çözüm olması gerekmiyor. Sadece değerli olduğunu hissetmek ister insan.

Author: Site varsayılanı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.