Dünya Neden Müslümanlara Küstü?

Bir gün âlim bir zat, çok sevdiği talebesine “şu bahçeye meyve ağaçları dik” diye nasihat etmiş. Talebesi de hocasının öğüdünü dinleyerek bolca meyve ağacı dikmiş. Gecesini gündüzüne katarak o meyve ağaçlarının büyümesini sağlamış, herkesin gıpta ile baktığı büyük bir meyve fidanlığı yapmış. Gün geçtikçe o çok sevdiği meyve ağaçlarına büyük bir sevgi hissetmeye başlamış ve bağlandığını da hissediyormuş. Hocası talebesini özlemiş ve bir gün ziyaretine gitmiş ki ne görsün; talebesi ilmi falan bırakmış, sadece ağaçları ve dalları ile meşgul olmaktadır. Büyük bir kızgınlıkla ağaçların dallarını kırmaya başlamış. Talebesi ağlamaklı ve dehşetli bir ses tonu ile “Hocam bir hata mı yaptım?” demiş. Hocası da hepimize nasihat edercesine “Ben sana ağaçları bahçeye dik dedim, kalbine değil” diye cevap vermiş…

 

Aslında, bu hikâyede hepimizin ders alması gereken hususlar var. Doğru; eğer bir görev aldı isek, onun en iyisini yapmak zorundayız.  Çünkü millet olarak, verilen bir görevi kutsal kabul etmişiz. Gecemizi gündüzümüze katarak o verilen görevi layığı ile bitirmeyi kendimize düstur edinmişiz, zaten başarıda ondan dolayı gelir. İşinde hem hal olmak da buna denir.

 

Ancak, bazen bu sorumluluk duygusunu başkalarıyla yarış ve daha fazla kazanmak için bir hırs haline dönüştürmüşsek, onun ile yatar onun ile kalkar olmuşsak, içtiğimiz suda, yediğimiz lokmada bile hırsımıza yenik düşünüyorsak orda durup bir düşünmek lazım.

Bazen öyle bir hırsa bürünürüz ki, dünyayı yutsak doymayız deriz. Oysa dünyevi meselelerin kırılacak cam parçaları olduğunu da biliriz. İçimizde var olan merak, hırs ve dünya muhabbeti manevi duygularımızın ve aklımızın da önüne geçebiliyor. Önceliklerimizin sırası değişebiliyor. Kendimize, ailemize ve sevdiklerimize zaman ayıramıyoruz.

 

Dünya zevkleri, bizi inanılmaz derecede mal ve mülk sevdasına itiyor. Kendimizden geçtik, bir de çocuklarımıza, gelinlerimize veya damatlarımıza miras hazırlama derdine giriyoruz. Bin bir hırsla hazırladığımız dünyalıklar, eğer çocuklarımıza iyi bir de eğitim veremediysek, bizler bu dünyadan gider gitmez miras kavgasına sebep olabiliyor.

 

Hz. Mevlana, “bir insanda, kendini yüksek görme, hırs ve şehvet varsa, bunlar o konuşurken soğan yemiş gibi kokar” demiş.6

 

Müslüman’ız diyoruz, ama Müslüman’ca yaşayamıyoruz.  Oysa yapılacak işler o kadar çok ki…

 

Dünyadaki Müslüman ülkelerin durumuna bakın; hepsinde bir iç çekişme ve buhran, acaba gerçekten çok mu dünya hırsı gösteriyoruz…

 

Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de, meşhur Estergon Kalesi’nden aşağı doğru inerken Macaristanlı yaşlı bir teyze önümüzü kesiyor, yarım yamalak İngilizcesi ile: “Siz Türk’sünüz galiba, konuşmalarınızdan anladım” diyor ve başlıyor anlatmaya… “Sizler atalarınız ile ne kadar öğünseniz azdır, çünkü bu zamana kadar gelen yabancılar hep Macaristan’dan bir şeyler aldılar, oysa sizin atalarınız bize fakirlerimiz için çorba yaptılar, banyo yapmamız için hamamlar yaptılar, bizlere medeniyet getirdiler” dedi.

 

Hırs konusunda, eminim önce kendimizin, sonra da Türkiye’nin öncülüğüne ihtiyaç var. Kısır döngüleri bırakıp, dünyaya model olacak bir sistem ile insanlığa faydalı şeyler yapma zamanı geldi de geçiyor bile…

 

Acaba diyorum, şu an Dünyanın Müslüman ülkelerine küsmesinde hırsımızın payı yok mu?

Author: Site varsayılanı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*