Gigabit Toplumu İle Anadut Toplumu Arasındaki İletişim Savaşı

Her yazımı ilk hissettiğim, içselleştirdiğim ve okurun da aynı hazzı ve mesajı alacağına inandığım bir “hücre” üzerine bina etmeyi adet edindim. Üzerine inşaa ettiğim “önerme ve fikirler” nedense hep bana bir hücreden gelişip olgunlaşan, vücut bulan insan organizması gibi gelir.

Ana akslardaki değişimler, küçük hatta fark edilmeyecek kadar minik dokunuşlarla makas değişimlerine uğrar. Sonra üzerinden gerekli zaman ve gelişim evreleri geçince çok büyük farkların, hatta zıt kutupların oluşup şekillendiğine şahit olursunuz. Büyük Sirkeci Garında banliyö trenleri ile Avrupa’ya giden uzak yol trenleri aynı garda ve yan yana duran raylardan durup kalkarlardı. İstasyon başında yan yana 6 ray.. Ama kimi az ilerde hangara, kimi Halkalı’ya, kimi Almanya’ya uzayıp giderdi…

Kuşaklar arası iletişim ve evrilen sosyal yapılar üzerine bir takım tespit ve analizlerde bulunabilmek için “nedenler” daha çok ilgimi çekmektedir. Zira değişimlerin nedenleri sonuçları altında kalmış gerçekliklerdir.

Alvin Tofler’in “üçüncü dalga” kitabının özetini aktarmış olsaydım muradım gerçekleşmiş olurdu. Ancak nedensellik başlangıcını daha yakın tarihten alıp, internet ve teknolojik gelişimler üzerinden “kuşaklar arası iletişimi” ifade etmek kısmen daha özgün olacaktır.

Bilindiği gibi tarım toplumlarında stratejik kaynağın toprak ve iş gücü olmasına karşılık, endüstri toplumunda sermaye merkezî bir önem kazanmıştır. Oysa yeni toplumda ise bilgi stratejik kaynak hâline gelmiştir. Çünkü yeni toplumda teorik bilgiyi piyasada ürünlere ve hizmetlere başarılı şekilde dönüştürenler ile eğitim ve araştırma, geliştirme harcamalarına en çok yatırımı yapan işletmeler ya da toplumlar başarılı olmuşlardır.

Büyük ray değişimlerinin birisi de teorik bilgi ya da bilimsel bilgi alanında olmuştur. Önce, bilginin ne olması gerektiğine ve hangi katmanlardan sonra büyük noktanın oluşmasına karar veren zihinler, daha sonra bu “bilginin/verinin” nasıl toplanacağını, nasıl yönetileceğini ve nelerin ham datadan bilgiye dönüşmesini sağlayacağını kurgulamışlardır. Bilimsel buluşlar ya da teknolojik gelişimlerin ilk tohumlarından türeyen versiyonlarına kadar tüm küçük spermler hep aynı amaca hizmet eder pozisyonda kurgulanmıştır.

Stratejik hedefi “yönetmek” olan bilindik güç, üretmeyi değil ürettirmeyi, yapmayı değil yaptırtmayı, düşünmeyi değil düşündürtmeyi gibi makas değişiklikleri esasına dayanan, teknoloji ve bilimsel bilgilerle donatılmış yepyeni bir dünyada bir yaşam mücadelesi veriyor insanlık.  Nöro pazarlama, subliminal mesajlar, satın alma eğilimlerinin belirlenmesi, markalar üzerinden kimlik inşaası ve dolayısıyla “aşırı tüketim toplumu yaratma” büyük hedefe gidişte sadece birkaç enstrüman. Bu dinamiklerin seyrüseferi ise yeni medya araçları; kişisel bilgisayar, televizyon, video, müzik seti, radyo, telefon, faks ve bankamatik gibi çok geniş bir yelpazedeki teknolojileri tek bir cihaz içinde bir araya getiren çok işlevli tümleşik sistemler olarak kendini göstermekte ve işlevsellik alanları inanılmaz genişlikte bir yelpazeye yayılmaktadır. Sadece bu boyutuyla bile kuşaklar arası farklılık kendini ortaya koyarken resmin kalan kısmında değişen derinlikler ve süreçler yatmakta.

İlk çıkış noktasında yönetme ve köleleştirme yatan, niteliksel özelliklerin niceliksel verilere dönüştürüldüğü “big datalarda” depolanan, gerekli zamanlarda gerekli yol ve yöntemlerle siyasi, ticari, sosyal ve kültürel savaşlar için kullanılan robotik bir dünya…

Yaşadığımız dönemde teknolojiyi ancak sadece hayatı kolaylaştıran yenilikler olarak görmek, onun toplumsal etkilerinin göz ardı edilmesine neden olabilmektedir. Oysa internet, “hayatın sadece maddi yapılarını değil, daha temelde yaşantının bizzat kendisini de dönüştürmektedir.” Nitekim dizüstü bilgisayar, akıllı telefon, tablet gibi yeni medya araçlarının kullanımı, günlük yaşam pratiklerimizi biz farkında olmadan değiştirmiştir.

İnternet, ilk dönemlerindeki en basit şekliyle bile, düşünüş ve yaşayış tarzlarını yeniden biçimlendirmiştir. Zamana-mekâna ilişkin sınırlar muğlaklaşmış, uzaklığa ilişkin algılar dönüşmüş, kendine özgü yeni bir dille kurulan yeni ilişki biçimleri belirmiş ve hatta inanç pratikleri dahi sanal ortamda kendine yer edinmiştir. Dahası, internetin ortaya çıkışıyla birlikte kimlik olgusu, bireylerin üzerine giydirilmiş bir şey olmaktan çıkarak bir stratejiye dönüşmüştür.

Ağlarda toplanan “kendi haklarında kendileri karar verdiğini” düşünen kimsesizler Twitter, Facebook, Instagram, Linkedin gibi sosyal ağlarda kümelenmişlerdir. Bilinirliği ve görünürlüğü teşvik edici biçimlerde tasarlanan bu ağlar, kişisel fotoğrafların yüklenebilmesi, eğitim, iş, politik görüş ve dini inanca ilişkin bilgilerin verilebilmesi yanında, bireyin beğendiği televizyon programları, dinlemekten hoşlandıkları müzikler ve sevdiği kitaplar gibi kültürel tercihlerini de içeren kimlik göstergelerinin aynı ortamda sunulabilmesiyle, özel ve kamusal alana ait sınırları bir anlamda flulaştırmıştır. Sanal düzlemlerde bedensiz kişilerin toplandığı büyük gettolar oluşmuştur. Bu gettolardaki insanlar, dünyanın neresinde olursa olsun en üst kimlikte Anglo-Amerikan kültürünün askerleridirler.

Kişisel yaşama ait ayrıntılar “müşteri sadakati, daha iyi hizmet, geri bildirim, para puan, sürpriz hediye, indirim kuponu” gibi bir çuval havuçla milyonların dünyası büyük şirketlerin ya da devletlerin Gigabit boyutundaki veri tabanları içinde toplanmakta ve saklanmaktadır. Konusuna göre bu veriler işlenip Anglo-Amerikan kültür askerleri üzerinde daha çok kazanç daha çok üstünlük için kullanılmaktadır. Bugün itibariyle Türkiye’nin nüfusu 78 milyonken online nüfusu 192 milyona erişmiştir. 192 milyon kimliğin tüm davranış haritaları, digital platformdaki izleri ve yoğunluk/sıcaklık haritaları bilinen en basit gerçekliklerdir. Paylaşılan mecralar, postlar ve zamanları, tetiklenme noktaları, Pavlov’un köpeklerinden daha gelişmiş boyutlara erişmiştir.

Temel mesele, “teknoloji” olmaktan öte “yönetim” ve “iktidar” elde etmektir. Bu fikrimi en başta belirttim.  İnternetin birey ve yeni toplumsal hareketler üzerindeki etkisini anlamak için ürettiği sonuçları görmek yeterli olacaktır.

2011’in ilk aylarında Tunus’ta başlayan ve ardından Mısır, Ürdün, Yemen, Libya’ya sıçrayan protestoları, ülkemizde de Taksim Gezi Parkı olayları, kitlelerin istenilen amaçlar doğrultusunda sosyal ağlar üzerinden nasıl organize edileceğini gösteren düşünmeye değer olaylardır.

Bu dünyanın en büyük mimarlarından olan Bill Gates’in şu sözü hiç aklımdan çıkmıyor: “Önümüzdeki 5 yıl geçirdiğimiz 50 yıl kadardır.  Son 15 yılın 150 yıla denk geldiğini düşününce 18 yaşındaki bir gençle 65 yaşındaki ebeveyni arasındaki “kuşak, yaş, anlayış, davranış, düşünüş, kültür, zaman, yaşam biçimi, araç kullanımı, hülasa dünya algısı arasındaki farklarını bu yazıya sığdıramam.

X,Y,Z kuşakların özellikleri ve aralarındaki farkları maddeler halinde sıralamaktansa NEDEN,  NASIL, NİÇİN sorularının cevabını daha çok merak ediyorum. Enseyi karartmama tek engel milletimin “kök hücresi” ne olan inancım. Değilse 10 yıl sonrasına daha da netleşmiş olacak “mumdan insanlar” dünyasında ben ne yapardım?

 

Aydın BARAN

SORGUN DÜŞÜNCE KULÜBÜ

Author: sevare

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*