Gül Gayri Ayasofya’m!

Onun adını ilk kez tarih kitabının “İstanbul’un Fethi” adlı bir bölümünde lisede iken okumuş ve sonra da tarih hocamdan duymuştum. Dersimizin hocası, heyecanla İstanbul’un nasıl fethedildiğini anlatıyordu. Kendimizi öylesine derse kaptırmıştık ki, sanki tarihi yeniden yaşıyorduk. Eminim hocamız dese idi  “hadi çocuklar fethe!” hepimiz birer yeniçeri olup, adım atarak değil, koşarak gidecek kadar duygu yüklenmiştik.  Bazılarımızın gözlerinden sevinç gözyaşları akıyor, tarihimizle tekrar gururlanıyorduk.  Hocamız dedi ki: “…ve İstanbul 1453 yılında fethedildi, bir devir kapandı yeni bir devir açıldı”. Sonra birdenbire durgunlaştı. “Ayasofya’’ dedi duygusallaşarak; Fatih Sultan Mehmet Han’ın Ayasofya’ya girişini anlatmaya başladı; “O büyük kumandan ve o eşsiz Fatih, o efsane şehre İstanbul’a girer girmez, atını o zamanın kilisesi olan Ayasofya’ya doğru sürdü, Hıristiyan aleminin, o en yüce mabedinin kapıları açılınca atından indi ve iki rekat şükür namazını eda etti” diye de devam etti. O an sanki hepimiz “Şükür Namazı” kılıyorduk. İlk emrini vermişti o koca Fatih: “İlk Cuma namazını burada kılacağız, tarihi resimlere dokunmayınız, yıkmayınız, tahrip etmeyiniz, sadece kıble tarafını kireçleyiniz, heykelleri kıblenin önünden kaldırınız, arkaya koyunuz”,  diye emrediyordu. Buradan da,  artık tüm dünyanın Fatih Sultan Mehmet Han olarak anacağı o şanlı komutanın, başka inançlara, başka kültürlere olan saygısının ve engin hoşgörüsünün yanı sıra, tarihi eserlere de ne kadar önem verdiğini anlıyorduk. İlk Cuma namazının kılınmasında imamlığı, Büyük Fatih’in hocası, o büyük âlim, koca Akşemseddin yapıyordu.  Akşemseddin, Cuma hutbesinde o meşhur Hadis-i Şerifi sanki Fatih’in gözlerinin içine baka baka söylüyordu; “İstanbul’u fetheden ne güzel asker, ne güzel komutandır.” Gözleri dolmuş bir halde ve sesi titreyerek anlatıyordu hocam… O esnada hepimizin ilgisini çeken bu halin nedenini konuşmanın devamında anlamıştık…

Fatih, 1 Haziran 1453 yılında kurulan Vakfiyesinde, “İşte bu benim Ayasofya Vakfiyem, dolayısıyla kim bu Ayasofya’yı camiye dönüştüren vakfiyemi değiştirirse, bir maddesini tebdil ederse onu iptal veya tedile koşarsa, fasit veya fasık bir teville veya herhangi bir dalavereyle Ayasofya Camisi’nin vakıf hükmünü yürürlükten kaldırmaya kastederlerse, aslını değiştirir, füruuna itiraz eder ve bunları yapanlara yol gösterirlerse ve hatta yardım ederlerse ve kanunsuz olarak onda tasarruf yapmaya kalkarlar, camilikten çıkarırlar ve sahte evrak düzenleyerek, mütevellilik hakkı gibi şeyler ister yahut onu kendi batıl defterlerine kaydederler veya yalandan kendi hesaplarına geçirirlerse ifade ediyorum ki huzurunuzda, en büyük haram işlemiş ve günahları kazanmış olurlar. Bu sebeple, bu vakfiyeyi kim değiştirirse, Allah’ın (CC), Peygamber’in, meleklerin, bütün yöneticilerin ve dahi bütün Müslümanların ebediyen laneti onun ve onların üzerine olsun, azapları hafiflemesin onların, haşr gününde yüzlerine bakılmasın. Kim bunları işittikten sonra hala bu değiştirme işine devam ederse, günahı onu değiştirene ait olacaktır. Allah’ın azabı onlaradır. Allah işitendir, bilendir. Fatih Sultan Mehmet Han” diyordu.

Bu sözlerden sonra hepimizin içi titredi, gözleri doldu. Ogün bugündür, hep o ders aklıma gelir. Burada siyasi polemiğe girmek istemiyorum. Çünkü bu olay siyaset üstüdür. Ama artık Ayasofya ile ilgili ciddi adımların atılma zamanının geldiğine inanıyorum. Ey Fatih Sultan Mehmet! Belki bilmeden seni kırdık, emrine itaat edemedik, özür diliyoruz ve buna emin ol! Eninde sonunda senin vakfiyen tekrar istediğin tarzda hizmetine devam edecektir.

V. yüzyılda  “Hagia Sophia”(Kutsal Bilgelik) adını alan ve daha sonra “Ayasofya” adıyla anılan bu eşsiz eserin gelecek Kadir gecesinde cami olarak açılması ve diğer dinlerinde faydalanabileceği ibadethaneye çevrilmesi ülkemizdeki kültür ve inanç eşitliğine dayalı birlikteliğin perçinlenmesinde büyük katkı sağlayacağına inananlardanım. Bütün zamanların en büyük mabedlerinden biri olan Ayasofya ülkemizin aydınlığı için, inanç eşitliği için, kardeşliğimizi pekiştirmek için hoşgörünün simgesi, sembolünün adı olacaktır.

Gül gayrı Ayasofya’m! Eminim ilk toplu cuma namazında Fatih ve Akşemseddin de aramızda olacaktır.

 

Prof. Dr. Hamdi TEMEL

Author: Yönetici

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*