Güllüce’yi Sel Aldı / Y. Ziya Bahadınlı

Nüfusu artan Güllüce köyü, artık belediyelik olma yolundadır. Son kırk yılını bir kişinin muhtarlığında sürdüren köy, artık büyük bir şehir olmak üzeredir. Değişimin ve sınıf atlamanın yaşandığı bu köyde eski düzenini korumak isteyenler ile yeni gelişmeleri yaşamak isteyen halk arasında geçen seçim mücadelesini konu alan bir roman.

Uzun yıllar boyunca hâkim otoriteye teslim olmuş köy halkı, yeni yönetim şeklinin kendilerine sağlayacağı katkıları düşünerek seçim çalışmalarına katılırlar.

Belediyelik olmaması yönünde engeller çıkaran kahramanlarımız, Ankara’nın onayı gelince teslim olmak zorunda kalırlar. Artık yeni bir yönetimi ellerine almak için türlü türlü tezgâhlar kurmaya başlarlar.

Güllüce'yi Sel AldıRomanda üç önemli karakter bulunmaktadır. Kahramanlardan bir tanesi uzun yıllar muhtarlık yapmış olan Memiş Kâhyadır. Köylünün gönlünü fethedememiş ancak imkânsızlıklar ve eğitimsizliğin vermiş olduğu bir gerçekle yıllarca seçimleri kazanmıştır. Tehditlerle gelinen noktada bu değişime en çok direnen ve fakat çıkarlarını gözeterek en hızlı adapte olan kişidir. Türlü türlü entrikaları planlayan ve uygulamaya geçiren bir karakterdir.

Diğer kahramanımız Sadık. Yıllarca köyde bakkal işleten ve esnaflık yapan kahraman, Memiş Kâhya ile husumetinden dolayı adaylık yarışına katılır. Bu yarışa diğer kahramanımız gibi önceden karşı çıkar. Çünkü ekonomik gücünü kaybedeceğinden korkar. Ancak o da hızlı bir şekilde değişimi kabullenir. Ve çalışmalarını başlatır. Kendisine borcu olanlar üzerinden oy devşirmeye çalışır.

Diğer kahramanımız Ali. Bir evlilik geçirmiş ancak evli olmayan insanlarla diyaloğa önem vermektedir. Genç, okumuş nesille iletişimi kuvvetli olan birisidir. İdeolojik söylemleri olan ve çalışmaya önem veren Ali köyde yaşanan olaylar üzerine tepkiler geliştirerek halkın gönlünü kazanır. Bu tepkiler bazen toplu kavgaları da içermektedir. Kavganın haklı sebeplerle olması halkın tercihinde önemli bir etken olmuştur. Genelde diğer adaylar gibi ev ev dolaşıp oy toplamak yerine akrabaları ve dostları onun adına çabalamaktadırlar.

Köy, sınıf değiştirmek üzeredir. Belediyelik olmakla birçok değişim yaşanacaktır. Birçok imkâna kavuşacak olan köy halkı bu değişimi çok arzu etmektedir. Bunun için de, seçim dönemi her evde oy konusu açılıp doğru kişiyi seçme tartışmaları sürer gider. Bu uğurda kavgalara da sahne olan yoğun bir dönem yaşarlar.

Memiş Kâhya değişimi fırsata dönüştürmek adına çalışmaları erkenden başlatır. Etrafındaki insanlara köyün ortak alanından yerler tahsis eder. Çeşitli görevler vaat eder. Bir imam olmasına rağmen kadro vaadiyle ikinci bir imam dahi tahsis eder. Birçok problem kurgulayarak, kahramanlık edasına ulaşmak için türlü türlü oyunlar çevirir.

Memiş Kâhya, ilçede bulunan önde gelen devlet erkânı ile arası iyidir. Onlarla muhtarlık döneminden gelen ilişkilerini kullanarak kendini sağlama almaya çalışır.

Seçimlerde parti tercihi gerekli olduğu için önceki seçimlerde en çok oy alan partiden aday olacağı söylentilerini önceden yayar. Önceki seçimlerde bizim partiye karşı düşünceleri olumsuz olmasına rağmen hızlı davranarak adaylığını ilçe başkanlığından alır. Ancak parti tüzüğü bir süre sonra adaylığını fesheder.

Böylece Memiş Kâhya parti arayışını mecburen devam eder. Ankara’ya ziyaretlerde bulunur. Bu ziyaretleri sonucu güçlü bir partiden adaylığını onaylatarak çalışmaya başlar.

Bütün hedefi gücü elinde bulundurmaktır. Elinde bulundurarak devletin ve belediyenin imkânlarını şahsi menfaatleri için kullanmaktır. Memiş Kâhya’nın iki temel felsefesi bulunmaktadır. Seçimler bitene kadar; “iki elimizde iki silah, bir ona bir buna. Bu silahtan biri nedir bilir misiniz: Güleryüz. Sizi tıngırdatmıyorum, avradınıza sövseler gülümseyeceksiniz. Varıp değmiyor ya, uçkurları sıkıdır bizim avratların, korkmayın. Silahlardan biri de bol bol vaatte bulunacağız; asacağız, keseceğiz… İnanır bu köylü. “Verdiğin sözü niye tutmadın” demezler, unutulur gider. Babalınız boynuma bu böyle. İyi bilirim bizim köylüyü.” bu düşüncesi sürer. 

Seçim çalışmalarında aslında en akıllı tutumlar geliştiren odur ancak, köylünün gözünde fazla bir değeri olmadığı için fikirlerini çoğu zaman tehditlerle pekiştirmeye çalışır. En önemli tutumlarından birisi; “Akıllı avcı avının pesinden dağ taş gezmez. Acemi avcılar zaten avını ürkütür. Gelir sen vurursun…”dur.

Sadık efendi ise önceleri karşı olduğu belediyelik kesinleştikten sonra çalışmalara başlar. Adaylığını iktidar partisinden koymak için Ankara’ya kadar gider. Ve onayı alır.

Güllüce’ye döner dönmez çalışmalarına başlar. Çocuklarını okutmaya çalışan Sadık, köydeki gelir kapısının kapanmasından korkar. Etrafındaki insanları ikna ederek seçim çalışmalarına hız verir. Köylünün ekonomik durumu iyi değildir. Aldıkları giyecek ve yiyeceklerin parasını harmandan harmana vermektedirler. Bunu bilen Sadık, kendisine borçlu olanların listesini çıkarır. Hatırlatmalarda bulunur. Her hatırlatma bir vaat ve tehdit içermektedir. Duygusal baskı da cabası…

Borç korkusu her ailede tartışmalara neden olur. Oyu böyle bir tehditle vermek istemeyen aileler zor durumda kalırlar.

Sadık, yeni bir hamle ile kimlerden oy alacağının hesabını yapar. Bunun için şimdilik sadece oy karşılığında eşya dağıtır. Kime ne verdiğinin ve oy vereceklerin de listesini oluşturmaktadır. Kaybedince verdiklerinin fazlasıyla almanın hesabını yapmaktadır.

Ali’nin ideolojik tutumundan rahatsız olan Sadık, uzun süre küs durduğu Memiş Kahya ile barışmayı bile dener. Ancak başarılı olamaz. Çalışmalarına milletvekilini de davet ederek kazanmayı garantiye almak ister.

Ali ise herhangi bir propaganda çalışması yürütmez. Ancak Memiş Kâhya’nın karşılıksız verdiği arsaları gören Ali ve arkadaşları müdahale ederek kavgayla engel olurlar. Bu olaydan sonra arkadaşları toplanarak onu aday seçerler. Memiş Kâhya’nın kurnazlıkla onaylattırdığı adaylığını il başkanının yanına giderek iptal ettirir. Artık partinin tek adayı Ali olmuştur.

Memiş Kâhya’nın ikinci imam olarak atadığı kişinin ikinci kez öğle ezanı okumasıyla tartışma çıkar. Tartışma kısmi darba kadar varır. Bütün arkadaşları toplanarak buna müdahale ederler ve böylece Memiş Kâhya’nın oyununu ikinci kez bozarlar. Bu da halkın gözünde önemli bir müdahale olmuştur.

Bir diğer önemli olay, milletvekiline sorulan sorular üzerine çıkan kavgadır. Bu daha büyük bir kavgadır. Seçime çok az bir zaman kala çıkan olay fazla büyümeden sona erer. Kavga biterken romanın önemli bir karakterinin söylemini paylaşmalıyım.Irasıl. Meczub bir karakterdir. Olayları anlamlı bir şekilde toparlayan, veciz sözlerle süsleyen bir karakterdir. Kavgadan sonra: “Hiç üzülmeyin uşaklar!” diye bağırdı Irasıl. “Bir üzüm hırsızı üzüm çalacağı bağa girdiğinde bir de bakmış ki, bağ sahibi bir kütüğün dibinde bağdaş kurmuş cıgara içiyor. Hırsız şaşırmış, ne söyleyeceğini bilememiş, şaşkınlığından: ”Bizim it buraya balta getirdi mi?” diye sormuş. Bağ sahibi adam bağa neden geldiğini anladığından: “Balta………., it babayın ağzına….., üzüm hırsızı seni!” diye kovalamağa başlamış. Bağımıza biri girdi. Bizi bağda uyanık görünce şaşırdı. Bizde bağa gireni de yardım edeni de kovaladık,”

Adayların hiçbirinin köyün geleceği için bir projesi bulunmamaktadır. Memiş ve Sadık gücü elinde bulundurmak üzerine, Ali ise gücün bu iki kişide değil,  halkta olması gerektiği üzerine düşünür.

Her üç aday seçime girer. Seçimi Ali kazanır. Bütün hesaplar alt üst olur. Ancak oy kullanıldığı sırada havada ciddi değişiklikler başlar. Yağmur yağmaya başlar. Bir sonraki güne kadar süren yağmur neticesinde elliye yakın insan ve yüzlerce hayvanı sel alıp gider. Reisliğini yaşayamayan Ali en yakın arkadaşlarını sele verir.

Romanda sele dair bu kısmı yorumlarınıza bırakıyorum: “Sel! Memiş Kâhya’nın kahkahasından sonra senden daha da iğreniyorum! Bir güç ki yoksulu daha yoksul, zengini daha zengin, hırsızı daha hırsız yapıyorsa, bu güç kimden gelirse gelsin, ister doğadan, ister toplumun bir kesiminden, bağırarak söylüyorum: iğreniyorum o güçten, başkaldırıyorum o güce!

Selle birlikte yapılması gerekenler ortaya çıkıyordu. Doğru ve sağlıklı bir yapılaşma.

Romanda yöresel dil kullanılmış olup sade bir anlatım tercih edilmiştir. Kitap 204 sayfadan oluşmaktadır.

Yusuf Ziya Bahadınlı’ya, Yozgat’ın dili ve kültürüyle bezenmiş bu romanı bizlerle paylaştığı için sonsuz teşekkürlerimi sunarım.

 

RECEP DAĞDEMİR

SORGUN DÜŞÜNCE KULÜBÜ

Author: Site varsayılanı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*