Hava Bedava, Su Bedava…

Sınırlarını henüz bilemediğimiz evrende, şu anki bilgilerle bilebildiğimiz kadarıyla, canlı yaşamına uygun tek gezegen bizim gezegenimiz olan Dünyamız.

Evrende ve Dünyamızda yaşam için gerekli muazzam bir denge var. Her şey sanki milimetrik bir hassasiyetle ayarlanmış gibi. Herhangi bir şey sanki olduğundan milim farklılaşsa tüm yaşam yok olacak gibi. Dünyamızın konumu, eğikliği, Ay’a, Güneş’e uzaklığı vs.

Dünya içerisinde de muazzam bir denge var. Yaratılmış olan her şeyin bir görevi var. Bunlardan biri yok edildiği zaman, yaşam için ayarlanmış olan bu hassas denge kaybolmaya başlıyor.

Yaşamımız için gerekli olan ve bize karşılıksız sunulmuş olan havanın, suyun, toprağın, yeşilin kıymetini anlaşılmaz bir şekilde bilmiyoruz. Yaşamımız için zorunlu olan nimetleri fütursuzca, düşüncesizce yok ediyoruz. Havayı, suyu, toprağı kirletiyoruz. Neden?

Aç gözlülüğümüz, sorumsuzluğumuz ve düşüncesizliğimiz yüzünden…

Daha fazla para, rant için yeşili yok ediyoruz. Yeşil alanları beton yığınları ile dolduruyoruz.

İhtiyacımızdan çok fazlasını tüketmek suretiyle havayı, suyu, toprağı kirletiyor, zehirliyoruz.

Düşünmüyoruz ki, arabasız, televizyonsuz, telefonsuz, vs.  yaşayabiliriz ancak havasız, susuz, yeşilsiz, topraksız yaşayamayız. Her şeyi üretebiliriz ancak bir damla su, bir nefes hava, bir avuç toprak üretemeyiz.

Bizlerin, ihtiyaçlarımızın ötesinde lüzumsuzca tüketerek, gelecek nesilleri yaşam için gerekli olan havadan, sudan, yeşilden, topraktan mahrum bırakmaya hakkımız yok. Bu büyük bir sorumsuzluk, nankörlük ve düşüncesizliktir.

Biz insanlar, doğal ihtiyaçlarımızın çok ötesinde tüketiyoruz. İsteklerimizin sınırı yok. Aslında insanlar ihtiyaçlarının çok ötesinde tüketmek için zorlanıyorlar. Daha çok tüketim demek, daha çok üretim ve yok olan ve kirletilen doğal kaynaklar anlamına gelmektedir.

Üretim artışına paralel artış gösteren enerji kullanımı sera gazı ve kirletici emisyonları ve artık ile atıkların da artmasına sebep olmaktadır. Hepsi de petrol ürünlerine bağımlı olan ulaşım araçlarının sayısı ve kullanımı ile emisyonları ve kirleticilikleri sürekli artmaktadır.

Küresel ısınma nedeniyle 20. yüzyılda deniz seviyelerinde yaklaşık 25 cm’lik bir artış oldu, önemli buzulların bir kısmı yitirildi, bir kısmında da önemli oranlarda geri çekilmeler gözlendi, Dünya’nın çeşitli yerlerinde yağış miktarları değişti, kimi bölgelerinde yaşanan fırtınalar ve seller arttı. Bütün bunların yanı sıra, geçtiğimiz yüzyılda dünyanın sıcaklığı yaklaşık 0,6 °C kadar arttı. Artan sıcaklık yüzünden kimi bölgelerde tarımın çok zarara uğrayacağı, kuraklık ve temiz su sıkıntısının baş göstereceği, bölgesel su dengelerinde bozulmaların, yüzey akışı ve toprak neminde değişimlerin olacağı, Hollanda, Bangladeş ya da Mississippi deltası gibi alçak bölgelerde ciddi toprak kayıpları olacağı, ormanlar, sulak alanlar gibi doğal ekosistemler üzerinde büyük baskılar oluşacağı, böcek ve kemirgen hayvanların taşıdıkları hastalıklar yüzünden sağlık sorunlarının artacağı ve göçlerin yaşanacağı tahmin edilmektedir.

Dünya’da yaklaşık 1,4 milyar kişi yeterli içme suyundan, 2,3 milyar kişiyse sağlıklı sudan yoksun. Dünya’nın 1/3’ü önemli boyutlarda su sıkıntısı çekerken bu oranın önümüzdeki dönemde daha da artacağı öngörülüyor. Dünya’nın en büyük dördüncü gölü olan Aral Gölü’nün yüzde 60′ı kurumuş durumda. Su sıkıntısının Dünya genelinde elde edilen hasatın yüzde 10 oranında düşmesine neden olacağı tahmin edilmektedir. Dünya nüfusu bugün 7 milyar, 2050′de 9.6 milyar olacak. Su ihtiyacı da buna paralel artacak. Nüfusumuz sürekli artış gösteriyor ama kaynaklarımızda bir artış yok! Aksine, uygulanan politikalar ve aşırı tüketim hevesiyle kaynaklarımız her geçen gün daha da tükeniyor.

Biz insanlar, zorunlu olmayan şeylerden daha fazla, daha fazla tüketme sevdasıyla yanıp tutuşurken; yaşam için zorunlu olan havayı, suyu, toprağı, yeşili yok ettiğimizin ve gelecek nesilleri bir yudum temiz suya, bir nefes temiz havaya, bir avuç temiz toprağa ve bir tutam yeşile muhtaç bırakacağımızın farkında mıyız acaba?

Gandi’nin Birleşik Kral­lık’ın kalkınması ile ilgili olarak “Bugünkü zenginliğinize ulaşırken Dünya’nın kaynaklarını tükettiniz, Hindistan’ın kalkınması için kaç Dünya gerekir?” sorusuyla vurguladığı gibi ekonomik büyüme ve kalkınma yarışında öne geçmiş ülkelerin bugünkü yaklaşımları ile Dünya nüfusunun onların yaşam standartlarına ulaşması hedefi gerçekçi midir? Ya da bunun maliyeti nedir? Dünya buna dayanabilir mi?

 

Hatip SORGUN

SORGUN DÜŞÜNCE KULÜBÜ

 

 

Author: sevare

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.