İç Uzakların Ortasından Kanak Akar!

Şeyhu’l Ulema Şakir Efendi

Kapatıp gözlerinizi içlere, içlere doğru bakınız. Hani içselleştirmek, içine sindirmek var ya, söylediğim ondan da öte… Bir mesele kişi ya da bölge, belki bir hatıra, yıkık bir damı saatlerce seyretmek, iç uzağa bakmak.

Bunu zaman zaman yaparız hatta “gözümüz dalınca misafir gelecek!” diye bekleriz. Daha içeri, daha yoğun, daha sakin, daha kalbi baktığınızda, misafirin siz olduğunu görürsünüz. Mütefekkirin, fikri fakirleşir. Köpükleşmiş, nam salmış, edası cakası tükenmiş yıllar yılı “sönmüş ocak” gibi his tutmuş yüreğine indikçe sadeleşir, sadeleştikçe kurumun karası toprağın yarası olduğunu görür. İnceden sızı sardığında yüreğini, yaklaştığını hisseder. İçselleşir. İçselleştikçe sakinleşir, sükûnet fırtınadır artık.

Yazla kışın, siyahla beyazın, sıcakla soğuğun, iyi ile kötünün hülasa biri diğeriyle kaim her şeyin mücadelesi hiç durmadı, durmayacak!

“Ol” dediğinden beri bitmeyen savaştır süren… Galibin ve mağlubun ayrıldığı ince çizgi, dünya gözüyle ancak ufukta belirir… Ve o an, iç uzakta hissedildiğin de, göz onu uzakta görür.

“Memleket ve İnsan” üzerine dinleyip, demlendiğimiz “hakiki insan” hikayeleriyle yola revan oluyor ruhlarımız. Toprağın gerçeklerini – azık koyup heybemize iç yolculuğa can atıyor heveslerimiz. “İnsanın kutbuna” yaklaştıkça hakikatin bozkırdaki sesi geliyor iç kulaklarımıza.

Tabansızların çarıkları altında ezilen topraklarda, kaputtan kalplerin “yer demir gök bakır” bellediği bozkırda; İRFAN UFKUNDA BİR ŞAHİKA yükselir yerden göğe.

ŞEYHU’L-ULEMA ŞAKİR EFENDİ’nin bitmeyen hatrına dair; ilahiyatçı yazar Seyit Burhanettin Kapusuzoğlu’nun kaleme aldığı, Sorgun Belediyesi yayınlarından neşredilen bu eser; insanın kutbunu, bozkırın otağ direğini, ilmin irfanın merkezini anlatmış.

Eser, ilk bölümlerinde bozkırın ilim medreselerini, içe yakın merkezlerini bir bir anlatıp, coğrafyanın resmini çizmiş.

Bozok diyarının içlerde taht kurmuş, ilmin iklimini oluşturmuş irfan ufkunun şahikası, “hazreti insan”ın tarif ettiği Şakir Efendi’nin öğrencilik, eğitim ve müderrisliğini son demde de bir büyük eserin inşasındaki ihtimamını aktarmış.

Bozok bozkırında; ilim irfanın ocağı olan Şakir Efendi’yi ve onun insanlığa sunduğu bir başka hazreti insan Şeyhzade Ahmed Efendi’nin oluş sürecini arı duru anlatmış.

Eserin içlerine yolculuk edildiğinde hazreti insan Şakir Efendi’nin evliyaullah halini, naif sade bir üslupla aktardığına şahit olursunuz. Ahalinin onlarca yüzlerce yerli yersiz sualine, ihtiyacına, korkularına umutlarına kimi zaman hal ile kimi zaman söz ile kimi zamanda sorulmadan cevaplar vererek ilmin zekatını da bedelini de her nefeste tattırmıştır.

Mihenk taşları gibi temsilleri ile uzak zamanların pusulalarını zamanın ruhuna uygun ifade etmiş, “demir pislik tutmaz” diye nasihatlerde bulunmuştur.

Mazlumların halini hal ile yakınlaşarak anlayan hazreti insan Şakir Efendi, geleceğe miras olarak yetiştirdiği Şeyhzade Ahmet Efendi’nin sık ziyaretlerinin her seferinde daha o hane-i devletinin önünde belirmeden oğluna “Ahmedim geliyor karşılayın!” diyerek sevgisini ve hürmetini hiç elden bırakmamış.

Bozok yaylasına, bozkırın ahlak vahası, maneviyatın bir sonraki kalesi, ilmin ve ihsanın merkezi olacak talebesi Ahmed’ine iç geçirip yoksun kalmanın hüznünü aktarmıştır. Konyalı Mehmed Vehbi Efendi’nin iki ciltlik HÜLASATÜL-BEYAN tefsiri Türkçe baskılı eserini Ahmed Efendi okurken; “Ah Ahmedim ah! Biz böyle ilmin Türkçe’ye döneceğini bilemedik. Eğer bilseydik hocan neler yazardı neler!” diyerek ilmin saklı hazinesi, iç geçirmiş, buz dağının kalan kısmını işaret etmiştir.

Şakir Efendi, bozkırın ortasında Bozok’un ilim ve insan tarihinin tam ortasından geçmiştir.

Ahir ömründe gözleri kalan ve artık sadece içe bakan Şakir Efendi, son deminde iki gözü Ahmed’ine; “abdestini buradan al Ahmed’im, görmüyor musun odanın ortasından Kanak akıyor” diyerek dış gözün görmediği, için içinde olduğu hakikati bize gösterip göçüp gitmiştir içinden Kanak’ların aktığı, hayallerimizin yola revan menziline…..

Anlayan, dinleyen, yazan, yazdıran bilcümle kullara şükranlarımı arz ederim.

Bozkırdan Kanaklar akmış, içimizden kanaklar aksın….

 

Aydın BARAN

SORGUN DÜŞÜNCE KULÜBÜ

 

Author: sevare

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*