Kardeşim Benim!

Bu hafta sonu ailece yönetmenliğini Mert Baykal’ın üstlendiği, Burak Özçivit, Murat Boz ve Aslı Enver’in başrollerini paylaştığı “Kardeşim Benim” filmini izlemeye gittik. İtiraf edeyim ki uzun zamandır ailecek zevkle seyrettiğimiz ender filmlerden biri idi. Bazen güldük, bazen ağladık, bazen de düşündük. Kardeşliğin önemini  ve eksikliklerinin doldurulamaz olduğunu bir kez daha içimizde hissettik. Büyük kardeşin her zaman daha çok sorumluluk aldığı, her daim fedakârlığın büyüğünü onların üstlendiği filmlere bile konu olmuş. Küskünlük,  ölüm, sevinç, umut, kahkaha, eğlence ve sevgiyi bu filmde doya doya yaşadık…

Gerçekten de kardeş sevgisi bambaşka… Kavga da etsen zaman zaman, kırılsan hatta küssen bile sabun köpüğü gibi söner kızgınlıkların… Onun sıcak bir bakışı, bir tatlı gülümsemesi eritiverir aradaki buz dağlarını… Şu bir gerçek ki her zaman, şartlar ne olursa olsun en yakınındır kardeşin, seni senden çok koruyanındır, sevenindir… Her türlü sorunlarını paylaştığın, derdine derman bulduğun yegâne varlıktır yeryüzünde kardeş… Kimi zaman daha çok ilgi beklediğin, her türlü kaprisine katlanacağını bildiğin için çekinmeden nazlandığın… Belki de bu yüzdendir ne zaman başımız dara düşse herkesten önce kardeşimizden medet ummamız…

Kardeşine sarılmak, onun sıcaklığını hissetmek çok farklı dünyalara götürür seni. Çünkü onda anne – baba kokusunu hissedersin. Hele de anne ve babanı kaybetmişsen, sadece onların kokularını hissetmek için bile kilometrelerce yolu aşıp kardeşlerini ziyaret edersin…

Annenin yemeklerini tatmak istersen, kız kardeşinin yemeklerini tadarsın, onun mutfağı adeta annenin mutfağıdır. Ya da babanın davranışlarını özlersen, eminim erkek kardeşinde numunelerine rastlarsın…

Kardeş sohbeti de bir başkadır, hatıralar canlanır gözlerinin önünde. Çocukluğuna inersin, ya da senin çocukluğunu kardeşlerinin seni çocuklarına anlatması ayrı bir keyiftir. Çocuklarımızın da hakkıdır tabi ki bizim çocukluğumuzu bilmeleri. Net tanıklardır onlar, çocukken yaşadıklarının. Bazen el işareti ile susturmaya çalışırsın kardeşini. Çocukken yaptığın yaramazlıkları anlatmaları pek hoşuna gitmese de atılan kahkahalara ortak olursun. Sonrasında sohbet ortamına ve hemen müdafaaya geçip sende başlarsın kardeşlerinin yaptıkları yaramazlıkları anlatmaya. Saatlerin nasıl geçtiğini anlamazsınız bile… Bir yanda çaylar içilip kuruyemişler yenirken, “işte huzur bu” dersin onlara bakarak sessizce içinden…

Şu zamanda ne kadar yoğun olsak da, kardeşlerimiz aslında bir telefon kadar yakındır. Arayıp hatır sormak zor olmasa gerek. Bir telefonla bile olsa aile bağlarımızı kuvvetlendirmek çok kolay.   Biz yapmalıyız ve örnek olmalıyız ki, çocuklarımızda bizi takip etsinler ve kendi kardeşlerine, kuzenlerine ileride biz olmayınca da sahip çıksınlar. Yoksa bu devirde gittikçe yalnızlaşıyoruz…

Hadi, vakit bu vakit… Al eline telefonunu hiç bir nedenin yokken sadece sesini duymak için ara kardeşini, eski hatıralarınızı konuşun…  Ve eğer benim gibi anne babanızı kaybetmiş iseniz,  onların kokusunu kardeşlerinizde arayınız… Eee ne duruyorsunuz?

Prof. Dr. Hamdi TEMEL

 

Author: Yönetici

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*