Kitap İncelemesi: “Neden, Köy Enstitüleri?” / Cihandar Arıkan

Sorgun Düşünce Kulübü ile birlikte memleketimizin yetiştirdiği bir ismi daha eserlerinden tanımış oldum. Bu yazımı kaleme alırken Sorgun ilçesi Salur köyü doğumlu bir yazarla, Cihandar ARIKAN ile tanışmanın ayrı bir mutluluğunu yaşıyorum.

Cihandar ARIKAN ile birlikte köy enstitülerini daha yakından ve ayrıntılı bir şekilde tanıma fırsatı buldum. Kendi tanımlaması ile;

“Aslında “Neden, Köy Enstitüleri?” sorusu bu kitabın adıdır. Kitap okunduğu zaman görülecektir ki ne Köy Enstitülerinden önce, ne de sonraki eğitim kurumlarının hiç birisi, Köy Enstitüleri kadar iz bırakmamış, adından söz ettirmemiş ve o boyutta ses getirmemiştir. “ diyerek köy enstitülerindeki eğitimin önemine ve niteliğine vurgu yapmıştır Cihandar Arıkan.

Köy Enstitüleri ortaya çıktığı dönem itibariyle ciddi bir eğitim seferberliğini ortaya koymaktadır. İlkokul öğretmeni yetiştirmek üzere 17 Nisan 1940 tarihli ve 3803 sayılı yasa ile açılmış okullardır.

Kitabın içeriğinde öncelikle Osmanlı devrindeki eğitim süreci, sıbyan mektepleri, medreseler, Enderun mektepleri, askeri mektepler, azınlık ve tebaa mektepleri üzerinden, Tanzimat ve Meşrutiyet dönemindeki Batı etkisi ve sorunlar da dikkate alınarak analiz edilmiştir. Daha sonra Köy Enstitülerinin kuruluşundan kapanışına kadar olan süreç çok detaylı bir şekilde anlatılmıştır.

Köy Enstitüleri; köy öğretmen ve eğitmenleriyle köylerde tarım ve sağlık görevlisi olarak çalışacakları yetiştirmek amacıyla kurulmuş eğitim kurumlarıdır. Bu bakımdan köy enstitüleri Cumhuriyet döneminin toplum yapısını yönlendirici, eğitici uygulamalarının en belirgin örneklerindendir.

Türkiye’de zorunlu ilköğretim uygulaması, II. Mahmut’un 1824 yılındaki fermanıyla başlamıştır. Öğretmen yetiştirmek amacıyla da ilk öğretmen okulu 16 Mart 1848’de Dârulmuallimin-i Rüşdi açılmıştır. 1868’de ise ilkokul öğretmeni yetiştirmek amacıyla “Dârülmuallimin-i Sıbyan” öğretime başladı. Özellikle köylerde ilkokul ve öğretmen gereksinimini giderilememesi nedeniyle Mustafa Necati Bey’in Milli Eğitim Bakanlığı döneminde Köy Öğretmen Okulları açılarak bu soruna çözüm bulunmaya çalışılsa da bu okullardan da olumlu sonuç alınamamış ve 1932’de kapatılmalarına karar verilmiştir. Osmanlı döneminden başlayıp, Cumhuriyet dönemi ve günümüze 29 adet muallim (öğretmen) okulu kurulmuştur. Bunlardan Köy Enstitüleri dâhil önemli bir kısmı kapanmıştır. Günümüzde sadece Eğitim Bilimleri Fakültesi ve Eğitim Enstitüleri faaliyet göstermektedir.

1933-1934 yılında kent çocuklarının çoğunluğu ilkokula gidebiliyorken, köy çocuklarından ancak çok küçük bir kısmı bu imkânlardan yararlanabiliyordu. Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 1935’teki IV. Kurultayı’nda ilköğretimin yaygınlaştırılması amacıyla bir dizi karar alınmıştır. Bunların en önemlisi, askerliğini onbaşı ve çavuş olarak yapan köy gençlerinin kısa bir eğitimden geçirilerek kendi köylerinde eğitmen olarak görevlendirilmesiydi. İlk uygulama 1936’da başladı ve 84 köylü genç Eskişehir’e bağlı Çifteler’de açılan bir kurstan sonra köy eğitmeni olarak görevlendirildi. Uygulamanın başarılı olması üzerine kursların sayısı artırıldı, eğitmenlere toprak, tohumluk ve tarım araç-gereci de verilerek bulundukları bölgede tarımsal çalışmalara öncülük etmeleri sağlandı. 1937’de konu daha kapsamlı bir biçimde ele alındı ve Milli Eğitim Bakanı Saffet Arıkan’ın hazırlattığı bir program çerçevesinde Eskişehir Çifteler’de (1937), İzmir Kızıl Çullu’da (1937), Edirne Kepir Tepe’de (1938) ve Kastamonu Gölköy’de (1939) deneme niteliğinde dört Köy Öğretmen Okulu açıldı. Edirne’deki okul önce Karaağaç’ta öğretime başladı, sonra Kepir Tepe’ye nakledildi.

Bu çalışma Hasan Ali Yücel’in milli eğitim bakanlığını üstlenmesiyle birlikte daha da genişletildi. Başlatılan yeni programın mimarı, dönemin ilköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç oldu. 17 Nisan 1940’ta çıkarılan 3803 sayılı Köy Enstitüleri Kanunu önceki deneme okullarının enstitüye dönüştürülmesini ve ayrıca 17 yeni köy enstitüsü açılmasını öngörüyordu. Bu okulların her birinin bir çevresi olacak ve bu çevre içinde yer alan illere, nüfusa göre öğrenci kontenjanı ayrılacaktı. Enstitülere, beş yıllık köy okullarını bitirenlerle üç yıllık okulları bitirenlerden iki yıllık hazırlık sınıfını başarıyla tamamlayanlar alınacaktı. Karma öğretim sistemine dayanan enstitülerin öğretim süresi beş yıldı. Öğrencilerin ilk üç yıllık başarı düzeylerine bakılarak en başarılılar öğretmenliğe, geri kalanlar öteki köy hizmetlerine yönlendirilecekti. Okullar aynı zamanda birer tarım işliği, sağlık ocağı olarak işlev görecek, çeşitli tohum ve tarım araçlarının ilk denemeleri buralarda yapılacaktı. 1942 yılında çıkarılan 4274 sayılı Köy Okulları ve Enstitüleri Teşkilat Kanunu’yla Enstitüler sağlam bir yapıya kavuştu.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın ayırdığı ödenekle, öngörülen 21 köy enstitüsünün kısa sürede kurulup tamamlanması olanaksız olduğundan, gerek yapım, gerekse öğretim ve uygulama harcamalarının karşılanmasında köy bütçelerine ve imeceye de başvuruldu. Enstitülere alınan öğrenciler okulun yapım işlerinde ve örnek tarım uygulamalarında da görev aldılar. Köy enstitülerinde okutulan derslerin %50’si kültür, %25’i tarım, %25’i de sanat ve teknik dersleriydi. Kültür dersleri haftada 22 saat, tarım dersleri ve çalışmaları her sınıfta haftada 11 saat, sanat dersleri ve atölye çalışmalar 11 saat yapılırdı. 5 yıllık eğitim süresi boyunca kültür dersleri 114 hafta, tarım çalışmaları 58 hafta, teknik dersler ve atölye çalışmaları 58 hafta, beş yıldaki sürekli tatiller ise 30 hafta olarak şekillendirdi.

Gerek ders içerikleri gerekse de uygulanan yoğun program ile köy enstitülerinin çok yönlü bir eğitim verdiğini söylemek mümkündür. Dördüncü sınıfta sağlık bölümüne imkân tanınmakta, sağlığa geçen öğrenciler ise sağlık elemanı yetiştirmek üzere eğitim görürlerdi. Sağlık eğitimi için okul revirindeki görevli doktordan yararlanılırdı.

Köy enstitüleri uçtan uca, bilime ve uygulamaya dayalı ilkeli bir okul modelidir. İş eğitimini üretime, bilgi ve becerisini yaşama aktarmayı becerebilen insanların yetişmesinde bu enstitülerin payı büyüktür.

Köy enstitülerine öğretmen yetiştirmek amacıyla 1942-43 öğretim yılında Ankara Hasanoğlan Köy Enstitüsüne bir Yüksek Köy Enstitüsü eklendi. Köy Enstitülerinin en başarılı öğrencileri, öğretmenler kurulu kararı ve sınavla üç yıllık bu okula alındı, ilk yıl Kızılçullu ve Çifteler Köy Enstitülerini bitirenlerin tamamı Yüksek Köy Enstitüsü’ne alındı. Diğer köy enstitüleri henüz mezun vermemişti. Köye yönelik bir araştırma enstitüsü olması da amaçlanan Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsünde Türkiye’nin en seçkin eğitimcileri, üniversite öğretim üyeleri ve devlet yöneticileri görev aldı. Derslerin bir bölümü Ankara’daki bazı fakülte ve yükseköğretim kurumlarında görülüyor, bazı uygulamalı dersler ise ilgili devlet kuruluşlarında işleniyordu. Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü kısa sürede başlı başına bir kültür çevresi durumuna geldi. Bu enstitü, kapatıldığı 1947 yılına değin 209 mezun verdi.

Çifteler Köy Enstitüsü bulunduğu çevreye somut olarak, buğday, arpa gibi hububatın yanı sıra sebze ekimini de getirmiştir. Kavak ağacı dışında bir ağaç dikimi bulunmayan coğrafyaya akasya dikiminin yanı sıra, bağ, meyve bahçesi, sebze bahçesi oluşumu sağlamıştır. Buradan hareketle köy enstitülerinin ve   mezunlarının tarım üzerinde meydana gelen ürün çeşitlenmelerinde  (bakliyat, sebze,, meyve yetiştiriciliği ve ağaç dikimi)  doğrudan etkilerinin bulunduğu söylenebilir.

Köy enstitüsü mezunu ilk 1941 öğretmen 1944 yılında köy okullarında görev aldı. 1948’de Van’a bağlı Erciş’te açılanla birlikte toplam sayısı 21’e ulaşan köy enstitülerinden kapatıldıkları 1953 yılına kadar 1.398’i bayan, 15.943’ü erkek olmak üzere 17.341 köy öğretmeni diploma aldı. 1936-1947 yılları arasında faaliyet gösteren eğitmen kurslarından ise 8.675 eğitmen mezun oldu. Sağlık bölümlerinden de 1.248 sağlık memuru yetişti.

Cihandar Arıkan eserinde her bir köy enstitüsünün kuruluş ve kapanış öyküsünü ayrı ayrı kaleme almıştır.  Eserin son kısmında kendisinin de mezunu olduğu Pazarören Köy Enstitüsü’ndeki anılarına yer vermiştir.

Çok partili rejime geçildikten (1946) sonra, yeni kurulan Demokrat Parti’nin (DP) yoğun eleştirileriyle karşılaşan köy enstitüleri bu dönemde belirgin bir duraklama geçirdi. 1947’de, Reşat Şemsettin Sirer’in Milli Eğitim Bakanlığı sırasında, eğitim programları temelli yitikliklere uğradı ve Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü kapatıldı, Köy enstitülerinin yönetici ve öğretmenleri değiştirildi. İbrahim Hakkı Tonguç görevden alındı. Aynı yıl, eğitmen kurslarına son verildi. DP’nin iktidara geldiği 1950 seçimlerinin ardından önce sağlık bölümleri kapatıldı sonra da köy enstitülerinin programı klasik ilk öğretmen okullarının programıyla birleştirildi (1951). Birkaç yıl sonra da çıkarılan 6234 sayılı yasayla köy enstitüleri tümüyle kapatıldı (1954). Köy enstitülerinin adı İlk öğretmen Okulu olarak değiştirildi.

Kuruluş amacı itibariyle çok yönlü ve ilkeli eğitimi esas alan köy enstitülerinin dayattıkları modelden mi yoksa siyasi bir tepkiden mi kapatıldığını söylemek bugün bile mümkün değildir. Elbette ki bu okulların salt ideolojik olarak kapatıldığını söylemek kolaycılıktır. Zira toprak reformu başta olmak üzere siyasi politikaların önünde köy enstitüleri engel olarak görülüyordu. O dönemin konjonktürü içerisinde siyasi bir propaganda olarak yürütülen karma veya kız ayrı erkek eğitim modeli tartışmaları da kapanmada öne çıkan hususlardan biridir. Belki o dönemde ortaya konulması planlanan bir eğitim modeli kapanmaya dayanak teşkil etmiştir bunu bilemiyoruz. Ancak ideolojik ve siyasi sebepleri ya da kapatılmanın nedenlerine yönelik tartışmaları bir kenara bırakır isek köy enstitülerinin çok yönlü, uygulamaya dönük eğitim modelinin alternatifinin ne olduğu hala günümüzde cevaplandırılması gereken önemli bir sorudur.

Günümüzde uzmanlığa dayalı eğitim modeli tek tip, branşlaşmış bir işi iyi bilen diğer işleri çok bilmesine gerek olmayan insan modeline odaklanmaktadır. Bu husus doktorluk gibi belirli birtakım uzmanlık alanları için gerekli hatta zorunluluk dahi olabilir. Ancak insan yetiştiren, geleceğe yön veren öğretmenlik gibi bir meslek için Köy Enstitülerinin çok yönlü bakış açısına uygun eğitmen yetiştirmesi bu okulların topluma en büyük katkısını göstermektedir.

Küçüklüğümden bir anım ile konuya bir bakış açısı katmak isterim. Bir gün evimize yakın ve öğretmen olan komşumuzu ahırda inekleri beslerken görmüştüm. Bir başka gün tarlada çalışırken bir gün de müzik aleti çalarken. Çok şaşırmıştım. Gerçekten bir öğretmeni bir gün kara tahta önünde ders verirken, bir gün kara lastik ile ahırda ineklere yem verirken, bir müddet sonra da tarla işleri ile uğraşırken ve sonunda müzik aleti çalarken görmek beni çok şaşırtmıştı. O günkü şaşkınlığımı küçük olmam nedeni ile kısa sürede atlattım. Ancak uzun süre sonra aynı öğretmen ile bir gün karşılaştığımda şaşkınlığıma ve merakıma ilişkin kafamdaki bu soruyu hocama sorma fırsatı buldum. Hocanın verdiği cevap basitti. Köy enstitüsünde bizlere öğretmenliği de, tarımı da, tarlayı da, müzik aleti çalmayı da öğrettiler.

Sonuç olarak kapatılmaya neden olan haklı veya haksız unsurlardan bağımsız olarak, özünde değer üreten, bu ülkeye katkı sunan, bilime, teoriye, uygulamaya ve ezberden öte öğretmeye odaklanan bir eğitim sistemi geliştirilmesine bugün dahi ihtiyaç bulunmaktadır.

Fatih ŞAHBAZ

SORGUN DÜŞÜNCE KULÜBÜ

Kaynaklar:

Cihandar ARIKAN,  2012, Neden Köy
Enstitüleri, Markiz Yayınları ve Yeni Kitapevi, İstanbul

Recep Dağdemir, Tekne Kazıntısı ve Köy Enstitüleri (https://sorgundusuncekulubu.com/tekne-kazintisi-ve-koy-enstituleri/)

https://toplumsaltarih.wordpress.com

https://tr.wikipedia.org

Author: Yönetici

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*