Mahalle Camisi ve Yaz Kur’an Kursu

Elif, be, te, se, cim, ha, hı, dal, zel, ra, ze, sin, şın, sad, dat, tı, zı, ayn, gayn, fe, gaf, kef, lam, mim, nun, vav, he, lamelif, ye…

Koca bir yaz boyunca sabah erkenden yola koyulur, Yenidoğan mahallesi Çekerek yolundaki caminin fevganesinde öğlen namazına kadar bunları ezberlemeye çalışırdık.

Bir taraftan harfleri ezberleyip, üstün, esre, ötre derken, öte yandan hep son dakikaya kadar mırıl mırıl tekrarlayarak; ettehiyyatü, konut duaları, zammı sureleri ezberleyerek, neredeyse her gün birisini okuyup, öğrendiğimizi ispat ederdik. Hoca, öğrenememişlerle yakından ilgilenirken; biz bilenler,  tepişir, konuşur, gülüşür hocanın da okuyanın da dikkatini dağıtır idik.

Yenidoğan mahallesi, Çekerek yolundaki caminin imam-hatibi Seyit hocanın (Allah rahmet eylesin) önümüzde olduğunu söylediği, bizim sabırsızlandığımız ama yaşayarak kendisinden çok yorulduğumuz bir hayatın, önemli yol ayrımında trafik işaretçisi gibiymiş meğerse…

Anlamıyorduk ama ne yöne gideceğimizi işaret eden, öğreten ve git diyen vizyoner bir yönlendiriciymiş…

Hala bildiğim tüm dualar, sureler onun öğrettiği ile bende saklı. Her gün tekrarlayarak ve zaman zaman onu hatırlayarak okurum…

Ben; 4 bilemedin 5 kez katıldım yaz Kur’an kurslarına. Sonra işin daha kurumsallaşmış, kavramlaşmış, kamulaşmış  ve bir yazılı programa dayalı yürütülmekte  olan İmam Hatip Lisesi süreci var ki; o gönül ve maneviyat binamın temelden yukarısını (su basmanından sonrasını) oluşturmakta.

Benim gibi mahalle camisinde yazları gidilen Kur’an kurslarına katılmışların sosyolojisi olsa olsa yazları Kur’an kurslarına gidilmesi yönündeki toplumsal kabul idi. Ancak bu durum arkadaşlarımın da orada olması gibi masum ve mevsimlik kültürleşmiş bir durumun ötesine geçmeyecektir.

Zaman olsa da o gün birlikte gittiğim arkadaşlarımla uzun uzun konuşsak. Lakin bugün bu “hatırlı hatıramı” uzatmaktan çok, Sorgun Yaz Kur’an Kursu Sosyolojisi üzerine en azından durumun fotoğrafını çekebilecek bir paragrafı paylaşmayı daha faydalı sayarım.

Biz, o gün Seyit Hoca kadar var olan, verebildiği ve alabildiğimiz kadar vakıf olduğumuz bir temelin üstüne kurduk, maneviyat dünyamızı…

Biz; dinle dünyamızı ilişkilendirirken evden ve mahalle camimizden tedarik ettiklerimizle yol aldık…

Bizimkisi hemen herkesin hatıratında öyle ya da böyle olan basit bir kesit. Oysa, genç  bir insanın” ilk”lerini yaşadığı, önce yalnızlaştığı sonra sosyalleştiği bir kurumdan;  şehir sosyolojisine en baştan dâhil eden, kollektif bir hayatın mayalandığı, dinle dünyanın birleştirildiği yarım asırlık geçmişe sahip Sorgun Kur’an Kursu’na dair birkaç satır sözümüz olacak;

Önce güncel haliyle konuya bakmak, ardından kanaatimizi açık etmek isteriz. Moda tabirle “bir algısı olan” ve üzerine “ittifakla hangi ailelerin çocuklarının okuduğu belli bir kurumu” yazıya dökeceğiz.

Bugünün kavram ve yaklaşımları ile Diyanet, yaygın din eğitiminin geliştirilmesi ve bu eğitimi veren personelin kalitesinin yükseltilmesi başta olmak üzere, günümüz koşullarına ve ihtiyaçlarına göre birçok bilimsel çalışma yapmakta.

Bu çerçevede Kur’an Kursları Öğretim Programının geliştirilmesi, ders materyallerinin hazırlanması, kurs binalarının iyileştirilmesi, öğreticiler için hizmet içi eğitim kurslarının düzenlenmesi, kursiyerlerin mezuniyet sonrası istihdam edilmesi gibi tepeden tırnağa branş branş çözümler geliştirilmekte.

Kur’an Kursları; öğretmeni değil, öğrenci ve problemlerini önemseyen, öğrencilerin gelişimlerini bir bütün olarak dikkate alan, “öğrenen merkezli” teknik ve yöntemleri kullanmayı amaçlayan, milli eğitimin temel hedeflerinin yanı sıra, araştıran, sorgulayan, anlayan, yorumlayan, çevresi ile uyumlu, işbirliğine açık, milli ve manevi değerlere önem veren öğrenciler yetiştirmeyi hedefleyen bir kurum haline geldi.

Sadece ürünü değil, süreci ön plana çıkaran, bireysel farklılıklara göre ölçme ve değerlendirmeyi mümkün kılan, doğru sonuçlar için bilimsel ışıklar altında çalışmalar yapılıyor.

Kur’an-ı Kerim, İbadet, Siyer, İtikat ve Ahlak’tan oluşan temel öğrenme alanlarının yanı sıra, kişinin yaşadığı hayatı anlaması, hayata katılımı, değerler sistemini benimsemesi bu alandaki kültür ve bilgi birikimine bağlıdır. Diğer taraftan kişinin kendi milli kültürünü ve evrensel kültürü tanıması, bunlara katkıda bulunabilmesi ve bir senteze ulaşabilmesi de mensup olduğu değerler sistemini iyi bilmesi ile  mümkündür.

Bir taraftan çocuklara dinin inceliklerini öğretir ve gereklerini yerine getirmelerini onlardan isterken, diğer taraftan da günlük hayat ile dini ilişkilendirmek zorundayız.

Şimdi günümüz kavramlarıyla özetleyecek olursak; Kur’an kurslarının MEB’e bağlı aynı düzeydeki herhangi bir eğitim kurumunun öğretim programı ile farklı olduğunu düşünmüyorum. Elbette içerik farklılığı vardır. Ancak pedagojik ve sistematik dizinlerinde ortak paydaları büyüktür.

Bu kurum örgün din eğitimindeki hedeflere paralel olarak; çocukların kendini gerçekleştirme, toplumsal hayatın dini boyutuna uyum sağlama, dinin evrensel boyutunu kavrayabilme, dini aslına uygun öğrenme, kültürün dini boyutunu benimseyerek onu ilerletecek güce sahip olma, ahlaki alanda dinin katkılarından faydalanabilme gibi yetenekler kazanmalarını öngörmektedir.

Ülkemizde din eğitimi, bugüne kadar bilgi aktarmakla sınırlı kalmıştır diyebiliriz. Hedef bilgi aktarmak olarak konulunca, ezber ön plana çıkmış ve ezberlerin toplamı dersin başarısı olarak kabul edilmiştir. Bu süreçte  çocuğun anlamadığı ve dini gelişimine zarar verebilecek bilgilerin de aktarılmış olma ihtimali vardır. Öyleyse  din eğitimi, sadece bilgi aktaran bir süreç değil, imanın gerçekleşmesine, dinin anlaşılmasına, davranış  kazanmaya ve yaşamda karşılaşılacak dini problemleri çözmeye yardım edecek bir süreç olmalıdır.

Kur’an kursu eğitimi, ahlak eksenli dini bir yaşantının temelini teşekkül ettirirken; ana ders Kur’an-ı Kerim’in ana mesajındaki alt dinamikleri olan, sevgi, saygı, doğruluk, dürüstlük, sorumluluk, sözünde durma, fedakârlık, hoşgörü, cömertlik, çalışkanlık, kardeşlik, temizlik,  samimiyet, misafirperverlik, özverili olmak, paylaşımcılık, iyilik, aileye önem verme, adil olma, dayanışma, diğergamlık, yardımseverlik, vatanseverlik ve özgürlük bilinci ve duygusunu da aşılamalıdır.

Sizleri biraz sıktım belki ama şu aşağıdaki birkaç sözü diyebilmem için buna ihtiyaç duydum. Zira o günün koşullarında yapılanların bugünün koşullarında yapılanlara göre daha kıymetli olduğuna inananlardanım. Sadece teslimiyetle Sorgundaki Kur’an kursuna oğlunu veren baba, işte yukarıdaki beklentilerini kavramlaştıramadan ama hissederek ve ihtiyaç olduğunu bilerek yazdırdı.

Oğlunun dinini diyanetini öğrenmesinden tutunda, sosyalleşmesini ve şehir kültürüne alışmasını istediği için hocaların disiplinine eyvallah dedi. Eti senin kemiği benim derken, ciğerparesini feda ettiğinden değil, onun hayatının kaynak kodlarını emin olduğu merkezde yazdırdı. Temel bilgilerin öğrenilmesinden hafızlık eğitimine kadar tüm kademelerde öğrenim süreçlerindeki riskleri üstlendi.

Kur’an kursunda okurken oğlunun temel becerilerini açığa çıkarmasını, mesleği ne olursa olsun, hayatın her safhasında tüm insanlar için gerekli olan anahtar becerileri kazanmasını hayal etti.

Ahlâklı olma, hoşgörülü olma, çevre bilinci, değerlere önem verme, etkileşim ve iletişim kurma, katılım ve işbirliği, araştırma ve karar verme, duygu yönetimi, amaç belirleme, kendini tanıma ve ifade etme, zamanı ve mekânı doğru algılama, öğrenme ve kendini geliştirme, sorumlu davranma ve sorun çözmeyi öğrenmesini istedi.

Köyüne göre Sorgun şehirdi.

O kültürüne yabancı olduğu muammanın içine en sığındığı limandan yanaştı.

Genelde fakir ve kenar mahalle çocuklarının itibar ettiği bir kurumdu Sorgun Kur’an Kursu. Fakirin toplanma merkezi gibi algılanan, hayır ve yardımlarla ayakta kalabilen, masumların ve mazlumların korunduğu yer olarak bilirim Sorgun Kur’an Kursunu.

Gitmedim ama bugün orayı konu edinenleri, konuşanları, konuşulsun isteyenleri ve kendisinin temeli olarak görenleri gördüğümde, ilim irfan merkezi bilirim.

Fakir, hayata dair mücadelesinde ilk oltasını orada alır eline. İlim için yol alır, okullar okur ama hep irfanı ilk mektebidir.

Kısaca en başta söyleseydin de; “3 gram bal için bir çuval keçiboynuzu çiğnetmeseydin” diyebilirsiniz. Amma ömür dediğiniz de saniye saniye yaşanıyor, tek kelimeyle anlatılıyor. Değil mi?

Kuranlara, okuyanlara, okutanlara, koruyup devam ettirenlere selam olsun…

 

Aydın BARAN

SORGUN DÜŞÜNCE KULÜBÜ

 

Author: sevare

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.