Pandemi Muhasebesi

Nereden Nereye

2020 yılının başlarında Çin’in Wuhan şehrinden gelen ve başlarda gerçek mi kurgu mu olduğunu anlayamadığımız insanların çırpındığı, yere yığıldığı, kapsüllerde taşındığı görüntüleri korku filmi gibi izlerken, bu görüntülerin kısa sürede tüm dünyaya yayılacak bir pandeminin ayak sesleri olabileceğine pek ihtimal vermemiştik, belki de kabullenmek istememiştik.

Ne var ki, bizler daha ne olup bittiğin anlamadan aynı virüsün başka ülkelerde de tespit edildiği haberleri ardı ardına gelmeye başladı. Sınır komşumuz İran’da da vakaların görüldüğü ve virüsün hızla yayıldığı bilgisi gelince işin ciddiyetini ancak kavrayabildik. Çin’deki görüntüler hafızamızda hala tazeliğini korurken virüsün bir anda kapımıza dayanması hepimizi, korku, endişe ve paniğe sevk etti.

Çok geçmeden de korkulan oldu ve ilk vaka haberi geldi. Dünya Sağlık Örgütü’nün pandemiyi ilan ettiği 11 Mart günü ülkemizde de ilk vaka yetkililerce duyuruldu. Kovid-19 adı verilen koronavirüs artık resmen ülkemizdeydi. Birkaç gün sonra da ilk ölüm haberi de paylaşıldı. Bu haberler ülkede tüm moralleri bozdu ve halktaki tedirginlik iyice yükseldi. Hızlı bir şekilde tedbirler alınmaya başlansa da artık çok geçti. Vaka ve ölüm sayıları her gün katlanarak artıyordu. Önce eğitime ara verildi, okullar geçici bir süreliğine kapatıldı, sonra işyerleri için bir takım kararlar alındı. Uzaktan çalışma, uzaktan eğitim uygulamaları bir anda hayatımıza girdi. Derken sokağa çıkma yasakları, seyahat yasakları uygulanmaya başladı. Zorunlu olmadıkça insanların sokağa çıkmaması, temizlik/hijyen, sosyal mesafe ve akabinde maske kullanımına riayet edilmesi devlet yetkilileri tarafından sıkı sıkıya tembih ediliyordu.

Her şey o kadar hızlı gelişmişti ki, şaşkınlık içinde ne olup bittiğini anlamaya çalışıyorduk. Bir taraftan gözümüz kulağımız yetkililerden gelecek açıklamalardayken, diğer taraftan can havliyle İnternetten, sosyal medyadan bilgilenmeye çalışıyorduk. Koronavirüs Bilim Kurulu üyeleri her akşam televizyonlara çıkıyor, vatandaş da ekranlara kilitleniyordu rahatlatıcı, umut verici şeyler duyabilmek için. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca en yetkili otorite olarak her akşam güncel verileri açıklıyor, bir taraftan da halkı uyarmayı ihmal etmiyordu. Hepimizin tüm beklentisi vaka ve ölüm sayılarının bir an önce azalmaya başlaması ve ülkede hayatın normale dönmesiydi. Çünkü, daha önce hiç yaşamadığımız bu tecrübe hepimizi oldukça zorluyor ve pandeminin üzerimizdeki psikolojik yükü her geçen gün artıyordu.

Yaklaşık iki ay gibi zorlu bir süreçten sonra vaka/vefat sayılarının düşmeye başlamasıyla Haziran ayında normalleşmeye dönük adımlar da atılmaya başlandı. İyimser tahminler yapılıyor Eylül ayına kadar vakaların sıfırlanacağı öngörülüyordu. Lakin evdeki hesap çarşıya uymadı. Yaz dönemine girilmesi ve seyahat yasaklarının kaldırılmasıyla birlikte yoğun bir hareketlilik yaşandı. Yasakların gevşemesiyle vatandaşın kurallara uyma hassasiyeti de zayıflamıştı. Nitekim, sonunda takke düştü ve kel göründü. Vaka/vefat sayıları Eylül-Ekim döneminde yeniden zirveye çıktı; böylece ikinci pik denilen döneme girmiş olduk. Bir çuval incir berbat olmuş, onca emek, tedbir boşa çıkmıştı. Rehavetin bedelini tüm ülke olarak ödemiştik. İş orada da kalmadı, yılsonuna doğru daha kötü haberler almaya başladık. Virüs mutasyona uğrarken aşının da gecikmesiyle iş dünya çapında rayından çıktı.

Sonrasında bazı ülkelerde aşı üretimiyle ilgili peş peşe gelişmeler yaşansa da üretilen miktar dünya genelindeki talebi ve ihtiyacı karşılamaktan çok uzaktı. Yeterli aşı temin edilemediği için hedeflenen aşılama oranlarına ulaşılamadı. Kısmı aşılama ve alınan diğer tedbirler sayesinde Şubat ayına gelindiğinde vaka sayıları azalsa da, iyimser hava fazla sürmedi. Pandeminin bir yılı doldurduğu Mart ayında vaka sayıları mutasyonun da etkisiyle ülkemizde hızla katlanarak yeni bir pik yaptı ve 40,000’lere yaklaştı. Vaka yoğunluk haritamız bir anda kırmızıya döndü.

30 Mart 2021 itibariyle Türkiye’de kaydedilen toplam vaka sayısı 3.277.800’e, vefat sayısı ise 31,385’e ulaşmış durumda. Dünya geneline baktığımızda ise vaka sayısı 127.349.248, vefat sayısı 2.787.593. Bu verileri 7,9 milyar olarak tahmin edilen Dünya nüfusuna oranladığımızda şu ana kadar toplam nüfusun % 1,6’sı virüse yakalanmış durumda.  

Öyle anlaşılıyor ki bu virüsü yenmek göründüğü kadar kolay ve çabuk olmayacak. Ülke çapında tüm halkımızca yüksek bir bilinç ve farkındalık sergilemeden sonuç almak zor. Bu süreçte toplumun her ferdinin sorumluluk alması elzem. Virüsü ülke olarak yenmek de aslında bir şey ifade etmiyor. Dış dünyayla etkileşimimizi kesemeyeceğimize göre riske her zaman açığız. Dolayısıyla bu virüse Dünya genelinde bağışıklık sağlanmadıkça bize rahat yok!

Pandemi Hayatımızda Neleri Değiştirdi?

Pandeminin bir yılını böyle özetledikten sonra hayatımızda ne türden değişikliklere sebep olduğuna ve bundan sonra yaşanabileceklere dair bir şeyler söylemekte fayda var.

Çalışma hayatı pandemiden ciddi şekilde etkilendi. Bu süreçte birçok işletme/kuruluş, uzaktan çalışma, dönüşümlü çalışma, hibrit çalışma vb. uygulamalar içeren esnek çalışma modellerine hızlı bir şekilde adapte olmak zorunda kaldı. Yeni modele adaptasyon sürecini kolaylaştıran temel sebebin başta internet olmak üzere sahip olduğumuz teknolojik imkanlar olduğunu belirtmeden geçmemek lazım. Kuruluşlar, klasik çalışma modelinde peşinen kabullendikleri/katlandıkları bir çok maliyetten (mekan, ulaşım, yemek, enerji giderleri vb.) tasarruf edebileceklerini tecrübe ederek öğrenmiş oldular. Bu da önemli bir ezberi bozmuş oldu. Bunun yanında, esnek çalışma modelinin sadece maliyetleri düşürmediği aynı zamanda çalışanlarının verimliliğini de artırdığına dair geri bildirimler alındı. Tüm bu gelişmeler, ister istemez bir takım riskler doğurdu. Yeni iş modeli dijital ortama daha fazla bağımlılık doğurduğu için siber güvenlik her zamankinden daha önemli hale geldi.

Benzer bir ezber bozma eğitim/öğretim sahasında yaşandı. Uzaktan eğitime geçilmesiyle evler sınıfa döndü. Bu doğrultuda evdeki teknolojik altyapı da (internet, bilgisayar, tablet vs.) imkanlar çerçevesinde geliştirildi. Tabi, imkanı yetersiz olan çocuklar bu süreçte mağduriyet yaşadı ve eğitimleri ister istemez aksadı. Çocuk sayısı fazla olan aileler daha fazla etkilendi. Yeni durum hem okul yöneticileri, hem öğretmenler, hem öğrenciler, hem de ebeveynler için farklı bir tecrübe oldu. Yeni şartlara çabuk adapte olup başarı sağlayanlar olduğu gibi, bir türlü alışamayıp geri kalanlar ve kopanlar da oldu doğal olarak. Sular durulduğunda bir hasar tespiti yapıp çocuklarımızın kayıplarını telafi edecek yeni bir eylem planına ihtiyaç olacak. Diğer yandan, uzaktan eğitim tecrübesi düne kadar vazgeçilmez görünen okul müessesini ve klasik eğitim yöntemlerini tartışmalı hale getirdi. Bugün eğitim konusunda ülkenin en yetkili kişisi (Milli Eğitim Bakanı) pandemi tamamen sona erse bile eğitim/öğretimde hibrit bir modelin kalıcı olması gerektiği savunuyor ve hazırlıklar bu yönde yapılıyor.

İnsanların evde mecburi olarak daha fazla zaman geçirmesi ve uygulanan yasaklar en çok e-ticaret oluşumlarına ve lojistik sektörüne yaradı. Yüzbinlerce insan internet alışverişiyle ilk defa bu dönemde tanışınca bu sektörler katlanarak büyüdü ve talebi karşılamakta çok zorlandı. Yine bu dönemde başta gıda mamülleri olmak üzere bazı ürünlere talep çok arttı. Aşırı talep fiyatların da yükselmesine yol açtı. Panik ve endişe, insanları gereğinden fazla alışveriş yapmaya ve evlerde ürün stoklamaya sevk etti. Özellikle pandeminin ilk günlerinde market raflarının boşaldığına şahit olduk.

İnternet üzerinden alışverişin sağladığı konfor ve insanların buna çabuk alışması, uzaktan çalışma konusunda yaşanan siber güvenlik risklerinin bir benzerini burada da doğuruyor. İsim, kimlik no, adres, e-mail, telefon numarası, kredi/banka kartı vb. kişisel verilerimiz mecburen birçok platformda işleniyor. Alışveriş siteleri bu verilerin güvende olduklarını iddia etseler bile % 100 güvenliğin mümkün olmadığını biliyoruz. Daha birkaç gün önce meşhur bir site, 21 milyon müşterisinin kişisel bilgilerinin hacklenerek ele geçirildiğini açıkladı. Bu gelişme müşterilerde ciddi bir paniğe sebep olurken, hem ilgili firmaya hem de benzer platformlara olan güveni sarstı. Bu örnek ne ilk, ne de son olacak. Bundan sonrasında da bu türden saldırılara hedef olacağız. Kişisel verilerimizi ve mahremiyetimizi ne kadar tedbir alırsak alalım korumakta çok zorlanacağız. Kısacası, gelecekte daha büyük sınavlara hazırlıklı olmamız gerekecek.

Gelişmeler öyle gösteriyor ki, pandemi sona erse de hem çalışanların, hem de öğrencilerin evde her zamankinden daha fazla zaman geçireceği yeni bir döneme giriyoruz. Bu da, yaşam biçimimizi, alışkanlıklarımızı kaçınılmaz bir şekilde etkileyecek gibi. Her şeyden önce ev artık yalnızca bir yaşam alanı olmayacak, yer geldiğinde işyeri, yeri geldiğinde de okul olacak. Evlerimizi gelecekte bu ihtiyaç doğrultusunda tasarlayacağız ve düzenleyeceğiz. Gelecekteki evlerimiz muhtemelen şimdikilerden farklı olacak. Mobilyalardan ziyade teknolojik ekipmanlar daha çok yer tutacak. Akıllı evler doğal olarak yaygınlaşacak.

Şimdilerde fragmanını izlediğimiz yeni yaşam biçiminde aile fertleri aynı çatı altında daha fazla bulunurken birbirleriyle temas ve iletişimleri eskisinden daha az olacak. Diğer yandan, dışarıdakilerle temas da azalacak. Sosyalleşme ihtiyacı sanal ortamlarda giderilecek. Bu da mevcut toplumsal ve kültürel yapımızı fazlasıyla etkileyecek. Birbirimize güvenmemiz, birbirimizi anlamamız, birbirimizi tanımamız, birbirimize anlayış ve tahammül göstermemiz daha da zorlaşacak. Toplumsal bağlar ve birlik duygusu zayıflarken toplumsal ve hatta aile içi yabancılaşma daha ileri seviyelerde yaşanacak. Pandemi sürecinde özgürlükleri iyice kısıtlanan ve yalnızlığa mahkum edilen yaşlılar bundan sonra daha da yalnızlaşacak.

Kısaca, yeni bir insan, yeni bir toplum ve yeni bir dünya bizi bekliyor.

Abdullah ALPAYDIN

SORGUN DÜŞÜNCE KULÜBÜ

Author: Yönetici

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*