“-RİCA EDERİM, BUYURUN, YOL SİZİN HAKKINIZ”

Sanayi devrimiyle birlikte insanların yaşam standartları değişti. Bu gelişmenin hızı ve yoğunluğu her geçen gün daha da artmaktadır. On yıl öncesi ihtiyaç olarak görülmeyen birçok şey, yeni temel ihtiyaç listelerinde yerini aldı.

Bu gelişme ülkemizde de kendini göstermektedir. İnsanlığın huzuru için üretilen birçok şey, temel işlevinin yanında oluşturduğu negatif sonuçları da beraberinde getirmiştir. Pratik bir hayatı inşa edip insanın kendisi ve ailesi için zaman ayırması için uğraş verilmek istenirken, tam tersi bunun özlemiyle karşı karşıya bırakıldı. Böylece modern dünyada en çok sıkıntısı çekilen şey zaman olmuştur. Teknolojinin ve ulaşımın bu kadar yoğun olmadığı zamanlarda, günler öncesinden randevulaşarak vaktinde buluşmalar sağlanabiliyordu. İmkânların arttığı, ulaşımın üst noktaya çıktığı şu günlerde bunu yapmak neredeyse imkânsız. Çünkü her ürünün yaşam içine entegre edilmesindeki pervasızlıklarla birlikte yaşamayı zorlaştırdığı gibi kendimizle sorunlarımızı da arttırmaktadır. Daha çok üretim ve gelişim diyerek insanların temel ihtiyaçlarının ne olduğu gerçeğini unuttuk.

Bununla birlikte sorulması gereken birçok soru var iken hala umursamaz bir tavırla daha çok istemeye devam ediyoruz. Bu durum sadece ülkem için değil, bütün dünya için de geçerlidir. Belki de çok basit bir soru ile bu alanı kapatmak gerek; hani hayatımızı kolaylaştırıp daha çok kendimize ve ailemize zaman ayırarak mutlu olacaktık?

Belki de bu soruların içinde en önemlisi İstanbul’da ulaşımdır. Her yıl deniz altından ve üstünden, yerin altından ve üstünden, yollar, tüneller ve demir ağlar kuruluyor. Amaç; yoğunluğu azaltmak, insanların istedikleri yerlere, hedefledikleri zaman diliminde ulaşmasını sağlamaktı. Ancak yine de sevdiklerimizle buluşmamızda stresin eşlik ettiği gerçeklerden bir türlü kurtulamıyoruz.

Trafik büyük kentlerin vazgeçilmez ve çözülmesi zor olan bir problemidir. Çözdük dediğiniz andan itibaren yakın bir gelecekte tekrar o problemle karşı karşıyasınız. Madem ki üretimin önünü kesmek zor, biz de onunla yaşamanın pratikliğini öğrenmemiz lazım. Bir toplum içinde yaşadığımız gerçeğinden hareket edildiği sürece ve ortaya konulan kurallara uyuldukça bu problemler aşılacaktır. Daha çok yol olması iyidir ancak daha çok eğitime ihtiyaç vardır. Kural koyucuların toplumu eğitmeleri ve uymayanlar hakkında ciddi tedbirlerin alınmasında kararlı duruşlar sergilemeleri lazım.

İstanbul’da toplu taşıma aracında oturacak yer bulmak sizi mutlu edebiliyorsa eğer, olayı farklı açılarından irdelemek gerekir. Büyük şehirler mutlulukları ve hüzünleri kısa ömürlü modern bahçelerdir.

Eğitimin ve takibin ne kadar şart olduğunu gösteren birkaç tabloyu paylaşmak isterim. 25 yıldır yaşadığım bu şehirde eğitime ve duyarlılığa ihtiyaç olduğu kadar, denetleyicilerin de aktif olması gerektiğini sizler de göreceksiniz.

• Yol isteyen bir aracın 10 metre sonra başkasına yol vermemek için direnmesini ne ile açıklayabiliriz?
• Şeridini sürekli değiştirerek, daha hızlı yol almaya çalışanla, ışıkta aynı hizada karşılaşıyor olmanın anlamı nasıl idrak edilecek?
• Polis yok diye emniyet şeridini kullananlara küfredenlerin kısa bir süre sonra aynı şeyi yaptıklarını hangi dürüstlükle izah edebiliriz?
• Herkes, “kurallara uyulması halinde trafik derdinin olmayacağını haykırırken”, kural ihlalleri yapılmasını ne ile takip edileceğiz?
• Haktan hukuktan bahsedip, arabasına polis sireni takacak kadar cesaretli insanların hangi erdemli davranışına şahit olacağız?
• Tek yön levhasına rağmen gidiş-geliş şeridi olarak kullanana karşı, kendi hakkı olmasına rağmen hakkını savunamayanı kim koruyacak?
• Bizim güvenliğimiz için sokaklarda ve caddelerde duran polislerin varlığını, karşıdan gelene aktarıp tedbir almasını sağlayarak canavarlar ürettiğimizi nasıl bir yardımseverlik duygusuyla açıklayabiliriz?
• Aynı hatta aynı numarayı takan iki toplu taşıma aracından birisinin “özel halk otobüsü” olmasının özgürlüğünü yaşayarak binek bir otomobil özlemiyle caddeleri arşınlaması hangi duyarlılık örneğinin göstergesidir?
• Motoru çalışır vaziyette bırakarak “bir dakika” el işaretine sabır gösterip hakkını savunmak yerine nezaketin o dayanılmaz yaptırımını nasıl açıklayabiliriz?
• İki eli direksiyonu tutan otomatik vites araç sahibi bayan sürücülerin hallerindeki vurdumduymazlıklarıyla karıncaya başarıyı tattıran o muhteşem şoförlüklerindeki rahatlığı nereye koyacağız?
• Çok klişeleşmiş “uyuma numarasını” yaşlı insanlara da uygulama cesaretini esirgemeyen, “benim hakkımdır” diyen yeni özgürlükçü genç nesil ne ara ortaya çıktı?
• Oturmak için inilemeye başlayan kırklı yaşlardaki kadınların drama yeteneklerini nasıl değerlendirebiliriz?
• Trafikte en olmadık yerlerde durup yolcu indirip bindiren dolmuşların yolları kilitlemesine, neredeyse her bindiğinizde engelli adayı olabilecek kadar çılgınca kullananlara, yolculardan hiçbir sesin çıkmamasını acaba yeni ehliyet uygulaması ne kadar çözüm olacak?
• ………………………………….vb uygulamaların hepimiz yaşıyoruz.

Bütün bu örnekler; çok yönlü eğitimin önemi ve birlikte yaşamımızı kolaylaştıran kuralların uygulanmasının ne kadar gerekli olduğunu göstermiştir. Sorunsuz bir yaşamı kimse vaat edemez. Ancak sorunları çözme iradesinin bireyden başlayarak devletin bütün kademelerinde ortaya konulması lazım.

“-Rica ederim, yol sizin hakkınızdı” diyaloglarında buluşmak ümidiyle…

 

RECEP DAĞDEMİR
SORGUN DÜŞÜNCE KULÜBÜ

Author: sevare

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*