Sahi Aşk Neydi?

Âşık Veysel eşine öylesine sevdalıydı ki, kendisini alamadan hep kıskanırdı Esma’sını… Deliler gibi âşık olduğu, kendisine onca şiirler yazdıran ve önüne bir tas çorba koyan kadını asla ömrü boyunca unutamadı. Aslında biliyordu, aynı zamanda akrabası da olan eşinin kendisini bir gün terk edip gideceğini…

 

Gizli gizli âşık olduğu kadınının çorabına para koyardı. O gün geldiği zaman, sevdiği kadın sersefil olmasın diye…  Kendisini terk edeceğini bile bile, giydiği çoraba en az bir ay yetecek kadar para koyabilecek kadar sevmişti o kadınını.  Düşünsenize bunu kaç kişi yapabilirdi. Aşk buydu galiba…

 

Ya da içinize bir aşk ateşi düştüğü zaman, hiç düşünmeden Ferhat gibi koca dağları sevdiğiniz Şirin için delip geçebilmekti aşk…

 

Ya da çöllerde Leyla’nızı aramak Mecnun gibi… O aşk öyle sarar ki sizi, taaa Mevla’nıza götürür…

 

Öyle şeyler yazdırır ki aşk size, karşınızdakine “Güzelliğin peş para etmez, bu bendeki aşk olmasa” dedirtir…

 

Sahi aşk ne idi? Unutuldu mu o yüce duygu? Peki, bu gün aşktan anladığımız nedir? Nefsin oyuncağı mı olmak, yoksa ulvi duygular ile tatlı bir heyecana kapılıp uykusuz gecelere giriftar olmak mı?

 

Belki de bir aşığın sevdiği kadının bir saç telini görmek için hayatını feda etmesiydi aşk… Veya bu satırları okuyan gençliğin, ben bu satırlardan bir şey anlamadım, “hayat çok kısa değmez bir kıza” nakaratıydı…

 

Çok mu değiştik acaba? Çünkü biz millet olarak çok duygusal bir toplum idik. Şarkılarımız, türkülerimiz hep aşkı anlatırdı. Gönül penceremiz öyle genişti ki tüm dünyayı kucaklayabilirdik. Sevgi dağarcığımız tüm gönül dostlarını kapsama alanına alırdı. Duygusal bir şarkıda göz pınarlarımızdan damlalar süzülür, “Senin duygularını, acılarını ben de paylaşıyorum” derdik adeta…

 

Millet olarak bir deformasyon mu geçiriyoruz acaba? Sevdiğimiz türküleri artık gençlerimiz dinlemiyor. Benim sevdiğim şarkıları oğlum veya kızım dinlemek bile istemiyor. Daha sesli, gürültülü ve anlam içermeyen şarkıları seviyorlar. Sanki kendi çocuklarımız değiller. O duygu yüklü geçmişimiz siliniyor, yepyeni çok aşklı hayata sürükleniyoruz.

 

Filmlerimizi de izliyoruz, aslında hemen hemen hepsi aşk üzerine odaklanıyor, ama ne aşk!

 

Benim bildiğim aşk bu değil. Lütfen ayakta kalan güzel hasletlerimizden biri olan aşk üzerine çok oynamayalım. Eskimez duygularımızı yeniden yeşertelim, karşımızdaki sevmese de biz ona sevgiyi öğretelim ve tattıralım. Yoksa naylondan aşklar türedikçe türüyor, haberiniz olsun…

Author: Site varsayılanı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.