Sahi Mutlu muyuz?

Türkiye’nin stratejik önemi müthiş bir hızla artmaktadır. Gün geçmiyor ki ülkemiz hakkında her alanda güzel haberler almayalım. Hem ekonomik anlamda, hem de demokrasi anlamında baş döndürücü gelişmeler olmakta ve takip etmekte zorlanmaktayız. Belki de ülkemizde kısır döngü nedeni ile bu kadar hızlı gelişmeler olduğunu anlayamıyoruz. Ancak, yurt dışı gezilerimizde ülkemizin ne kadar hızlı büyüdüğünü, geliştiğini ve cıvıl cıvıl bir faaliyetin var olduğunu görüyoruz. Uluslararası arenada artık Türkiye’de söz sahibidir, bunu gururla söyleyebiliriz. Üniversitelerimizde eksikliklerimizin olmasına rağmen, akademik çalışmalarımızın kaliteleri ve uluslararası düzeydeki saygınlığımız gün geçtikçe artmaktadır.  Bunlar güzel şeyler.

Artık başörtüsü ile yatıp kalkmıyoruz, ya da Milli Güvenlik Konseyi’nde bugün ne gibi kararlar alınacak diye hepimiz televizyonun başına geçip heyecanla haberleri izlemiyoruz. “Bu ay maaş alabilecek miyiz?” “Veya dolar kaç lira olmuş?”  diye döviz bürolarına hücum edip maaşımızı dolara da yatırmıyoruz.

 

Normalleşmeye başlamışız. Çok rahatlıkla beğendiklerimizi veya eleştirdiklerimizi söyleyebiliyoruz. Alışveriş müptelası da olduk, demek ki yıllık gelirimiz de artmış. Üniversitelere giren öğrenci sayılarımızda da bir artış olduğu görülmektedir. Sanayimiz ilerliyor, müteşebbis ruhların sayısı artıyor, projeniz var ise kaynak bulmakta zorlanmıyorsunuz.  Olağanlaşmış trafik kazalarını artık eskisi gibi görmüyoruz. Otoyolların sayısında beklenenin üzerinde bir artış olmasından dolayı çok şükür ölüm oranlarında da bir azalma söz konusu.

 

Peki, bu kadar baş döndürücü güzel şeyler olurken, “Mutlu muyuz?” sorusu aklımıza geliyor. Şükretmesini biliyor muyuz?  İyiye iyi, kötüye de kötü diyebiliyor muyuz? Teşekkür etmesini becerebiliyor muyuz?

 

Galiba problemimiz burada. Belki de teşekkür özürlüyüz. Sevdiğimiz insana seni seviyorum bile diyemiyoruz, hatta iyi şeyler yapana teşekkür etmesini dahi beceremiyoruz. Burada, siyasetçilerimize de önemli görevler düşmektedir. Yapılan iyi işlerde, basının karşısına geçip “bu yapılanları destekliyoruz çünkü ülke menfaatinedir” diyebilen, erdem sahibi, hak söyleyen delikanlı siyasetçilere ihtiyacımız var. Çünkü milletimiz siyaseti seviyor ve sevdiği siyasetçinin her söylediğini doğru kabul ediyor, müthiş bir tarafgirlik damarımız var. Yanlış da yapsa benim partim diyoruz.

 

Hadi, bugün karşılıksız bir iyilik yapalım. Mesela bugün çocuğumuzdan başlayarak, “ders çalışman şartı ile…” demeden bir hediye verelim veya ona bir yemek ısmarlayalım. Sevdiğimiz insanlara “seni seviyorum” diyelim. Güzel bir şey yapan bir kişiye, onu sevmesek bile yaptığınız şey için “teşekkür ederim” diyelim.

 

Yoksa yine mutsuzları oynarız, haberiniz olsun.

Author: Site varsayılanı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*