Seçim Sonucunu Bol Köpüklü Türk Kahvesiyle İzleyelim!

Doğrusu, bu zamana kadar çok da sevmezdim kahveyi. Her ne kadar, Türkiye’de kahve bitkisi yetişmese de kültürümüze mal olmuş, bu sihirli iksiri, özellikle de, tempomun çok yoğun olduğu şu günlerde, bol köpüklü bir Türk Kahvesini içerek geçiriyorum. Galiba yeni ve bana iyi gelen bir alışkanlığa dönüştü bu.

Kültürümüzde, yaklaşık 600 yıllık bir mazisi var kahvenin… Herkes çıkış yerinin Yemen olduğunu zannetse de, Habeşistan’dan (Etiyopya) Yemen’e, daha sonra 16. Yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman döneminde İstanbul’a ve oradan da tüm dünyaya yayıldığını tarih kitaplarından öğrendim. Osmanlı tacirleri kahveyi ilk olarak, İtalya’da görücüye çıkarmışlar. Zamanın Papası ‘’içilebilir’’ onayı verdikten sonra da, İtalya’da çok revaçta bir içecek olmuş. Viyana’ya yaptığım bilimsel bir gezi esnasında, otantik bir kahve dükkanının sahibinden dinlediğim bir rivayete göre; Osmanlı Ordusu Viyana kuşatması esnasında, bir yenilgi alarak geri çekilmek zorunda kalmış ve çekilirken de çuvallarca kahveyi orada bırakmıştır. Bu kahveleri ele geçiren Viyanalı bir tüccarın, ‘’ben böyle pişirildiğini gördüm’’ demesi ile kavrulup, süt ve şeker de katarak kendilerince ilk kahvelerini yapıp afiyetle içmişlerdir. Bugün tüm dünyada bilinen ünlü Viyana Kahvesinin kökeninde de Osmanlının Viyana seferleri sonucunda oluşan kültürel etkileşim vardır.

Genel kanının aksine, kahvenin ana vatanının Brezilya olduğu bilgisi de yanlıştır ki, kahve ancak 1800’lü yıllarda Brezilya’da yaygınlaşmaya başlanmıştır.

Kahve; koku anlamına da gelir ki, insanda kahve kokusu farklı bir algı oluşturur.

Kız istemelerin, taziye ziyaretlerinin, bayram ikramlarının olmazsa olmazı olan kahve, kültürümüzde farklı ve seçkin bir yere sahiptir. Öyle ki ikramı bile başlı başına bir seremoni gerektirir. Kız istemelerde tuzlu yapılma esprisinden, lokumla veya Diyarbakır’da olduğu gibi gül şerbeti veya soğuk suyla ikramına kadar çok farklı bir yelpazede, kahve yaşamamızın en önemli zamanlarının tanığıdır.

Kahvenin faydaları da, saymakla bitmez: Sindirimi kolaylaştırır, şekersiz olması kaydı ile kilo aldırmaz, mide ekşimesini önler, hayalimizi genişletir, hafızamızı güçlendirir, zindelik verir, teskin edici ve dinlendirici özelliklere haizdir.

Kahve ile ilgili yanlış bildiğimiz bir şey daha var ki o detayı da paylaşmadan geçemeyeceğim; bizler kahve içtikten sonra suyumuzu yudumlarız. Oysaki kahve içmeden önce su içerek boğazımızı temizlememiz gerekiyor ki kahvenin tadını alabilelim.

Tabi ki, kahve kültürümüzün temelinde, paylaşmak vardır. Kahve içmenin asıl tadı dostlar ile olanıdır. Zaten de genel de kimse kahveyi yalnız içmeyi tercih etmez.

Derler ya;

“Gönül ne kahve ister ne kahvehane,
Gönül sohbet ister kahve bahane”.

Hatta misafirliğe gittiğimiz zaman bile küçük bir paket acı kahve götürürüz ki, sohbetimiz koyulaşsın.

Hadi, seçim sonucunu, çok sevdiğimiz arkadaşlar ile farklı bir partiye de oy verse bol köpüklü bir Türk Kahvesi ile birlikte izleyelim.  Sonuç ne olursa olsun, seçim sonucuna saygı gösterelim. Tatlı rekabet bitti artık. Kazanan, artık zaman hizmet zamanı diyebilmeli, kaybeden de kazananı tebrik edebilmeli.

Kazanan, ortak kültürümüz, birlikteliğimiz, biz ve Türkiye olsun.

 

Prof. Dr. Hamdi TEMEL

 

Author: Yönetici

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*