Sıla Dergisi / Durali Doğan

Bu ay ki çalışma kapsamında Sorgun’da yayınlanan “Sıla” isimli dergiyi inceledim. Dergi 1996 yılında yayınlanmaya başlanmış ve toplam 6 sayı yayınlandıktan sonra 1998 yılında yayımı durmuş. Sıla dergisi 3 ayda bir yayımlanmış.

Derginin sahibi ve Mes’ul Müdürü Rasim Kayhan. Genel Yayın Yönetmeni Durali Doğan. Yayın Kurulu ise Nazım Torun, Bahri Koçoğlu, Hacı Yiğit, Muttalip Taş, Yusuf Özcan, Celal Oğuz, İsmail Büyükerol ve Selvinaz Erdoğan’dan oluşuyor.

Derginin ilk fiyatı 100.000 TL, son fiyatı ise 250.000 TL.

Sıla dergisi “3 aylık kültür ve sanat dergisi” şeklinde tanımlanmış ve inceleyebildiğim kadarıyla gerçekten de tam bir sanat ve kültür dergisi. Sanat ve kültür ile alakalı zengin bir içeriğe sahip olmakla birlikte edebiyat, tarih ve sosyoloji alanlarında da doyurucu bir içeriği var. Böylesine zengin içeriğe sahip bir derginin sadece 6 sayı yayınlanıp sonlanması gerçekten üzücü ve düşündürücü bir durum.

Dergi içeriği ile ilgili incelemelerim neticesinde derginin daha iyi anlaşılabilmesini teminen dikkatimi çeken konu başlıklarından bir kaçına burada değinmek isterim.

Öncelikle benim açımdan önemli ve anlamlı olan Rahmetli Babamın derginin ilk sayısında yazmış olduğu yazıyı ilk defa bu vesileyle okumuş olmamdı. Nakliyeciler Kooperatifi Başkanı olduğu o dönemde “Nakliyecilerin ekonomiye katkısı” başlığı ile bir yazı yazmış. Okuyunca çok duygulandım. Toplum adına yaptığı her işi büyük bir özveri ve dürüstlükle yapan; eş, dost, akraba canlısı; toplumun çıkarlarını her şeyin üstünde tutan; yardımsever, çalışkan ve fedakar bir insan olarak yaşayan ve 2010 yılında ebediyete intikal eden Babamı rahmetle anıyorum.

Bizim de çalışma yaptığımız Salih Paşa Camisi ile ilgili  bir yazıda ilginç bilgiler edindim. Bu yazıda 1800’lü yıllarda Sorgun’da bugünkü Hükümet Konağı’nın arka tarafında bir Kilise olduğunu öğrendim. Salih Paşa son dönem Osmanlı subaylarından Tosya’lı (Kastamonu) bir kumandanmış. Ordusuyla Sivas’a giderken, bu muhitte askerleriyle konaklar ve bugünkü caminin karşı tarafındaki kiliseyi görür kilisenin karşısına bir cami yapılmasını emreder. Caminin Hacı Halil adlı bir usta tarafından yapıldığı rivayet ediliyor. Cami 1955 yılında Kaymakam Nazım Kemal ve Müftü Atıf Kılıç tarafından tamir görmüş. Cami 180 yıl ayakta kaldıktan sonra 1993 yılında yıkılmış ve yerine yenisi yapılarak 1997 yılında ibadete açılmış. Bu konu ile ilgili çok detaylı özgün bir çalışma kardeşimiz Adnan Korkmaz tarafından tamamlanmak üzere ve çok yakında yayınlanacak.

Çoğumuzun yakından bildiği Topuç’un asıl adının Kamil Ağa olduğunu öğrendim. Topuç’un resmini görünce eski günler canlandı gözümde çok duygulandım. Benim de Topuç’la ilgili birkaç anım var elbet birçoğumuzun olduğu gibi. Durali Doğan hocamız Topuç’la ilgili bir anısını anlatmış, onu burada nakletmek isterim:

“Sorgun Lisesi’nde Edebiyat öğretmenliği yaptığım yıllarda, bir Cumhuriyet Bayramı töreni için, tören yerine öğrencilerimizin yanında yürürken “Topuç”u çok heyecanlı bir görevi ifa ederken gördüm. Önde okulun flaması ve bayrağımız, ardında bando takımımız yürüyordu. Topuç ise o her zamanki tavır ve davranışlarının dışında, resmi bir görevli, polis gibi görev başındaydı. Öğrenci kortejinin önünü açıyor ve yolu kapatmaya çalışan halkı uyarıyordu:

-Çekilin Devlet geliyi…Devlet geliyi..Gurban..Çekilin Devlet geliyi…Ve öğrenciler tören alanına Topuç’un komutasında giriyorlardı…

Ve Durali Doğan Hocamızın son sözü: “Vatanımıza ve Milletimize uzanan kanlı elleri ve onların-kendilerince-akıllı piyonlarını ve Türkiye Cumhuriyeti’ni yok etmeye çalışan gafilleri düşündükçe, Topuç’u hep ibretle ve saygıyla anacağım.” Yıl 1998.

6 sayı olarak yayınlanan derginin neredeyse her sayısında yer alan başlıklardan bir tanesi şehit haberleriydi. Toplumsal hafızamız çok zayıf maalesef. Şehit haberleri ve haberlerde yer alan hikayeler gerçekten çok can acıtıcı. Tabi her zaman ateş düştüğü yeri yakıyor. Bu haberleri duyduğumuzda, can acıtıcı hikayeleri okuduğumuzda içimiz acıyor fakat bir süre sonra herkes her şeyi unutup kendi hayatını yaşıyor. Hiçbirimiz bu acıyı yaşayan ve yıllar geçse de içi yanan anaların, babaların, kardeşlerin, bebek yaşta yetim kalan yavruların neler yaşadığını, neler hissettiğini bilemeyiz.

Bu haber başlıklarından birkaç tanesine burada yer vermek istiyorum:

Kımalı Resûl’ün Türküsü”: Bekir efendi oğlu, Döndü Hanım’dan olma Resul Elhan; 26 yıl iki ay ve 17 gündür ömür sürdüğü yalancı dünyadan, haince, arkadan atılan kahbe kurşunlarla şehadet şerbetini içerek ayrıldı. Haberden bazı alt başlıklar şöyle:“son sözü LAİLAHEİLLALLAH oldu”, “Yedi kardeşin en küçüğüydü”, “Düğün hazırlığı tamamdı”. Şehidin hatıra defterinden notlar: “05.02.1995 Yine sabah oldu ve bu seferde Tunceli’den konvoy getirdik, götürdük. Orucumu yolda ayva yiyerek açtım.”

“Şehitler Kervanı Uzayıp Gidiyor-Tam 121 Şehit”: Son bir ayda kaybettiğimiz beş şehidimiz: Yavuz Fakılı, Nurettin Türkmen, Harun Duman, Ersoy Öcal, Mikail Çetin.

“Kınalı Mustafa’nın Türküsü”. Mustafa Erciyas 1989 yılında Diyarbakır’da şehit düşmüş. Burcu adındaki kızı henüz bir kaç aylıkmış. Eşi şehit düştüğü günle ilgili olarak şöyle bir şey anlatmış: “Son günlerinde çok durgundu. Sanki üzerimde bir ağırlık var derdi. Hasta gibiydi. Her gün bir ihtiyacımızı getiriyordu. Evin her eksiğini tamamlayıp bir yere gidecek bir insan gibi davranıyordu. O gün izinliydi. Sabah saat sekizde nöbetçi arkadaşı çağırdı. Giderken “Arkamdan bakma” dedi. Her göreve gidişinde gözden kayboluncaya kadar arkasından bakardım. O gün arkasından hiç bakmadım. Helikopterle giderken hiç konuşmamış..”

Şehit Mustafa’nın yazdığı bir şiir:

Anam

Ben ölürsem şu genç yaşta

Sakın ağlama olur mu anam

Baykuş öterse mezarımın başında

Yollarımı gözleme olur mu anam

 

“87. Şehidimiz Uğur Çiftçi” Uğur Çiftçi Yozgat Darıcı Köyü’nden. 1995 yılında şehit olmuş. Son günlerinde durgun bir hal sergileyen Uğur, operasyona giderken “Bu sefer terörist vurmadan gelmeyeceğim. Ölürsem şehit, kalırsam gazi olacağım. Onlardan mı korkacağım” demiş. Not defterine şu şiirleri yazmış.

Ömür bir yapraktır

Elbet bir gün solacak

En güzel hatıralar

Bu defterde kalacak

 

Annem beni yetiştirdi

Bu vatana yolladı

Teslim etti al sancağı

Allah’a ısmarladı

 

“Kınalı Numan’ın Türküsü”: Numan Şahin, Sorgun Sarkışla Köyü’nden. 21 yaşındayken 1985 yılında şehit düşmüş. Annesi oğlunun şehit olacağını rüyasında görmüş. Şöyle anlatmış rüyasını: Günler öncesiydi, hep Numan’ı düşünüyordum. Avluya bir cemse asker geliyor, içinden iki asker inip evimize geliyor. Pürsilah olmuşlar. Numan’ı soruyorum, hiç kimseden çıt çıkmıyor. Sessiz sedasız çıkıp gidiyorlar.

Şehidin bir şiiri:

Anasız, babasız baca tüter mi?

Yapraksız dalda bülbül öter mi?

Saymakla 550 gün biter mi?

Kısmetse bir gün dönerim ana

 

Çantamın bağını anam bağladı

Hemi dua etti, hemi ağladı

Onu susturmak kolay olmadı

Sakın benim için ağlama anam

 

Trenin yolu demir değil mi?

Treni yürüten kömür değil mi?

Gurbette geçen ömür değil mi?

Kısmetse bir gün dönerim anam

 

“Kınalı Ali’nin Türküsü”: Terhisine 27 gün kala şehit olmuş Garipler Köyü’nden Ali Selvi. Babası şöyle demiş: 1972 yılında köyde dünyaya geldi. Çok sevgili büyüttük.Annesi “Büyüse de askere gitse hiç ağlamam” derdi. Ama askere giderken çok ağladı ve hala ağlıyor. Annesi şöyle anlatmış: Pusulası çıkınca yeni yaptığı evin dört bir yanını dolaşmış. Dikkatlice bakmış her yanına. Babasına dedim ki: “Bak Ali eve bakıyor. Herhalde dayanamıyor. Bir gün öncede arkadaşına demiş ki: Askere gitmek zoruma gitmiyor da lakin yaptığım evde bir gün olsun oturmadım. O gün o halini görünce ben testiyi alıp çeşmeye gittim. Dayanamadım yavruma. Bir daha da o evde oturmak nasip olmadı. O gün çok acılı uğurladık. O izninde de çok durgundu.

Şehidin yazdığı bir şiir:

Bayram sabahı eller öpülür

Benim gözümde yaşlar dökülür

Silah alnımda boynum bükülür

Beni hatırlayınca ağlama anam

 

Kışlanın başına bülbüller öter

Anamın hasreti burnumda tüter

Hiç üzülme anam bugünlerde biter

Oğlum asker diye ağlama anam.

 

Ve bunlar gibi daha onlarca, yüzlerce, binlerce acı hikaye. Bu vatan uğruna canını feda eden tüm şehitlerimize Cenabı ALLAH’tan rahmet diliyorum.

Dergide dikkatimi çeken bir diğer konu ise çok sayıda ve gerçekten çok güzel yazılmış şiirler idi. Ben burada yazdığı şiirleri bir kitap olarak ta yayınlayan İsmail Büyükerol’un çok hoşuma giden bir şiirine yer vermek istiyorum.

Üçü, beşi, yüzü, bini

Birleyene selam olsun

Kalbindeki kibri, kini

Körleyene selam olsun

 

Çiçekleri deste deste

Derleyene selam olsun

Gerçekleri bir nefeste

Gürleyene selam olsun

 

Karda, kışta, siste, pusta

Lafta değil işte usta

Şerde değil, hak hususta

Terleyene selam olsun

 

Dünya yalan altın tepsi

Gelir geçer inan hepsi

Uslanmayan azgın nefsi

Zorlayana selam olsun.

 

HATİP SORGUN

SORGUN DÜŞÜNCE KULÜBÜ

Author: Site varsayılanı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*