Sorgun’da Teravih

Ramazan ayına has ibadetlerimizin içerisinde yer alan Teravih Namazı ve Ramazan Orucunun kültürümüzde ayrı bir heyecanı ve yeri bulunmaktadır.

Ramazan Orucuna başlamadan bir gün önce başlanan Teravih Namazının ayrı bir bütünleştirici yeri olup, herkesin hayat hikâyesinde Teravih Namazlarına ve Teravih Namazı sonrasına ilişkin güzel hatıraları bulunmaktadır.

1990-2001 yılları arasında benimde kafamda teravihe ilişkin birçok hatıra bulunmaktadır. Yazımın konusunu da ağırlıklı çocukluğumdaki teravih namazlarından bahsedeceğim.

Güzel memleketim Sorgun’umda Teravih gelmeden Teravihi hızlı kıldıran, hatimle kıldıran, hatimle kıldırmayıp yavaş kıldıran, hatimle kıldırıp hızlı kıldıran, jet imamlar tartışılır; ardından ilk namazın kılınmasıyla cami ve imamlara ilişkin tecrübeye dayalı kavramsal çerçeve çizilirdi. Allah kabul etsin herkes de tercih ettiği yerde namazını kılıverirdi.

Tabii biz çocuk olduğumuz için çok fazla seçim şansımız olmazdı. Eve yakın cami hangisiyse ona giderdik. Çocuk olduğumuz için de çok akşam dışarıya çıkma şansımız olmadığı için teravihten sonra bir iki saat oyun oynama şansımız olurdu.

Camide kömürlü soba, sobanın yanında yaşlı amcalar bulunur, erken gidip sobaya yakın yer bulanlara ise herkes imrenirdi. Ne doğalgaz vardı ne kalorifer… Ama Teravihin ilk rekâtına kadar cemaatin nefesi camiyi ısıtır, Teravihin ilk rekâtına niyetten önce de bu sefer kazaklar, ceketler çıkarılırdı.

Her küçük bir büyüğün yanına emanet edilirdi, ta ki çocuklar şımarmasın gülmesin diye… Emanetimizi alan amcalar namazda sürekli bizi keser, kaçmaya çalışsan omzundan yakalarlardı. Çocukluk ya işte gülerdik… Bahanen de hazır: Çocuksun işte… Belki de o zaman bazı şeyleri kavrayamamaktan gülermişiz.

Teravih namazının selam arasında imam mutlaka fırçalardı… Gülmeyin, ne gülüyorsunuz diye… Zaten selam arasında bütün çocuklar ciddiyet halini alırdı. Kimse imamdan üstüne bir şey alınmazdı…

Teravih namazı sonrası mendil kapmaca mı, modik mi, yakan top mu dersin, yumuçma mı, uzuneşek mi? Her birini oynardık doyasıya… Mahallenin ihtiyarları tat vermezlerdi ama… Hemen bağırırlar: “Uyuyacıyk lan gidin galen eviniz barkınız yok mu” diye sofranırlardı. Az ileri kaçar oradan da kovulur, sonunda evin yolunu tutardık…

Küçüklere bu fırsatları sunan Teravih büyüklere de ayrı fırsatlar sunardı… Ev ve akraba ziyaretleri, teravih sonrası buluşmalar, sohbetler, çay ve kahve randevularından tutunda dükkânların açılmasına kadar herkesin hayatını şekillendirirdi.  Kısacası büyük küçük hepimizin hayatına ayrı bir anlam katardı Teravihler… Şimdi olduğu gibi eskiden de…

Ramazanın ortasından Kadir Gecesine kadar cemaat sayısında hızla bir düşüş yaşanır, çocuklardan oluşan cemaatinde kıymeti artardı imam nezdinde… Bu da biz çocukları sevindirirdi. Yaşlı amcaların ilk günkü “kolunu kanadını kırarım, bacaaandan dutar gapıya atarım, aaaazını bunnunu yolarım” vb. tehditlerinin yerini “uslu dur emmin kolen olsun” sözleri alırdı.

Ama şu kesindi.  İlk gününden son gününe teravih her yere bereketiyle gelirdi… Dualar edilir, hep bir ağızdan, salâvat getirirdi yaşlılar, kadınlar ve çocuklar… Affedilirdi kimi zaman borçlular… Cami de gülse de çocuklar… Evet, özlüyorum çocukluğumda ki teravih namazlarını.

2010 yılından bu yana pamuklu şeker dağıtıyormuş Salih Paşa Camii’nde çocukları teşvik etmek için bir vatandaşımız (Allah kabul etsin). Duam şu ki; Allah camilerimizden çocuk sesini eksik etmesin! Allah Teravihin bereketinden, maneviyatından memleketimizi yoksun bırakmasın!

 

FATİH ŞAHBAZ

SORGUN DÜŞÜNCE KULÜBÜ

Author: Site varsayılanı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*