Sorgun’dan Çıktım Yola / Anılar-2 (Nuri Kaya)

Saygıdeğer Rauf Hocam, bu güzel eserden dolayı şahsınıza teşekkür ederek başlamak istiyorum.

Birinci cildin bende doğurduğu heyecanın aynısı ikinci ciltte de gerçekleşti. İkinci cildin birinci ciltten farkı, sadece Sorgun’a vurgu yapılan bir kitap olmamasıdır. Üniversitede okuduğunuz yıllar için Ankara’ya, 1960’lı yıllarda Ankara’nın siyasi ekonomik ve kültürel hayatına, Adana’da görev yaptığınız yıllara,  ilk Almanya deneyiminize, iki yıl boyunca askerlik göreviniz için Ankara, İslahiye, Eğirdir’e, daha sonra görev yaptığınız Sivas Hafik’e, doktoranızı yaptığınız ikinci Almanya deneyiminize, Elazığ’da görev yaptığınız süre içerisinde Elazığ’a ve neredeyse Türkiye’nin bütün coğrafyasına vurgu yapmış olduğunuz bir kitapla karşılaştım.

Değerli Hocam, madem ikinci cildin bir an önce okuyucuyla buluşması için, yoğun bir çalışma ile bu güzel eseri ortaya koydunuz; biz de SDK olarak bu güzel eseri okumayı ve değerlendirmeyi bir vazife olarak gördük.

Birinci ciltte Sorgun’u her yönüyle öğrenmiştik. İkinci ciltte az da olsa Sorgun’a vurgu yapılmakla beraber artık hocamızın Sorgun’dan tam anlamıyla yola çıktığını anlıyoruz. İkinci cilt, Rauf Hocamın anılarının üniversite yıllarından kırk yaşına kadar geçen kısmını oluşturuyor. Anılarımızı hafızamızın bir köşesinde saklarız. Yeri geldiğinde onları hatırlar ve belirli ortamlarda anlatırız. Rauf hocam yaşadığı her şeyi çok iyi hatırlıyor, inceliyor ve yorumluyor. Kitabında bütün bu yaşadıklarının Sorgun’a yansımalarını çok güzel değerlendirip yazmış.

İkinci ciltte öne çıkan şehir Ankara’dır. Zira Ankara, üniversiteyi okuduğu ve askerliğinin bir kısmını yaptığı şehirdir. Bütün arkadaşlarını, hocalarının tamamının isimlerini, bunca yıl sonra hatırlayarak, yaşadığı dönemin tamamını ayrıntılarıyla aktarıyor. 1960’lı yıllarda 500.000 nüfusu ile Ankara siyasetin dışında eğitim ve öğretimin de başkentidir. 1950’den başlayarak 1977’ye kadar olan iktidarları, koalisyonları, seçimleri, darbeleri zaman zaman kendi yorumlarını da katarak bir edebiyat öğretmeni olmasa da, edebiyat öğretmeninden daha güzel ifadelerle anlatıyor.

1958 yılının Mayıs ayında Yozgat Lisesi’nden mezun olduktan sonra, Ekim ayında elinde tahta bir bavulla yeni hayatı için Sorgun’dan yola çıkar. 1964 yılında Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesini bitirinceye kadar Ankara’da yaşar. Veteriner Fakültesi 1 yıl uzayınca ilk Almanya deneyimi gerçekleşir. 2. Almanya deneyimi 5 yıl sürer. Almanya’da doktora bittikten sonra, 1971–1977 yılları arasında yeni kurulan Elazığ Veteriner Fakültesinde doçent olana kadar görev yapar. Elazığ’dan gayretli çalışmaları sonunda zor da olsa İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesine tayini çıkar.

1959–1964 yıllarında üniversite hayatında dikkat çeken hususları şöyle sıralayabiliriz:

Her üniversitenin kendi sınavını yapması.

Bazı fakültelerin lise okul derecelerine göre sınavsız alması.

En popüler bölümlerin Tıp Fakültesi ve Hukuk Fakültesi olması.

Bölümler arası fark derslerini vererek bölümler arası geçiş kolaylığı.

Lise mezunu veya üniversite mezunu olan her insanın devlet dairelerinde çok kolay iş bulabilmesi.

O dönemde devletin Ziraat Fakültesi ve Veteriner Fakültesi gibi bölümlerde okuyan öğrencilerine çok iyi burslar vermesi.

Yozgat Talebe Yurdu’nun çok aktif olması.

1959 yılından itibaren siyasi ve ekonomik hayatta dikkati çeken hususları ise şöyle sıralayabiliriz:

1959’da ilk kez bir ABD Başkanı Eisenhower Türkiye’yi ziyaret ediyor.

1960 yılında Mart-Nisan aylarında başlayarak Türkiye iç politikasında aylarca gergin bir ortam yaşanıyor.

29 Nisan’da Türkiye genelinde bütün üniversiteler süresiz tatil ediliyor ve herkes evine dönüyor.

Hemen arkasından 27 Mayıs’ta darbe oluyor. Darbecilerin başında Orgeneral Cemal Gürsel vardır. Toplam 37 subayın başını çektiği cunta Demokrat Parti’yi iktidardan indiriyor ve ülkeyi kaosa sürüklüyor.

1961 yılında halk oylaması yapılıyor ve yeni anayasa kabul ediliyor. Yeni anayasada hiç te demokratik olmayan darbeci Milli Birlik Komitesi’nin 23 üyesi Senato’da yaşam boyu Tabi Senatör olarak kalıyor.

O dönemlerde Almanya ile Türkiye arsındaki farkın çok büyük olduğunu görebiliyoruz. Bir tarafta İkinci Dünya Savaşına katılmış, mağlup olmuş ve harabeye dönmüş bir Almanya. Diğer tarafta “oh be ülkemizi savaşa sokmadık” diyen liderlerimiz… Bu dönemde dikkatimi çeken hususları şöyle sıralayabilirim.

Almanya’da normal bir ihtiyaç olarak görülen ve kullanılan otomobil, beyaz eşya ve elektronik eşyanın bizde çok lüks oluşu.

Siyasi çalkantıların ve koalisyon hükümetlerinin yıllarca devam etmesi.

Ekonomik kalkınmanın bir türlü sağlanamaması, büyük  şehirler dışında insanların çok zor şartlarda yaşamaları.

Okuma-yazma oranının çok düşük olması, o dönemde üniversite okuyanların akademik kariyer yapması ve iş bulma imkanlarının günümüze oranla çok yüksek olması.

Sonuç olarak Rauf Hocamın anılar dizisi bende heyecan yaratmaya devam ediyor ve edecek de… O dönemin renkliliğini, çeşitliliğini, sosyo- kültürel ve özellikle siyasi mesajlarını anılar kitabını okuyarak daha iyi anladım. Kaleminize ve yüreğinize sağlık hocam!

 

Nuri KAYA

Sorgun Düşünce Kulübü

 

Author: Yönetici

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*