Sorgun’dan Çıktım Yola / Rauf Yücel

Sorgun’dan Çıktım Yola adlı anı kitabının ilk bölümünde yazarımız Rauf Yücel, annesinin, babasının çocukluğunu, evliliklerini, kendi doğumunu anlatıyor.

Kaleme aldığı hayat hikâyesini, 1946 yılından 1957 yılına kadar ki eğitim öğretim hayatını ayrıntılarıyla anlatıyor. Zaman zaman satır aralarında geçmiş tarihimizle ilgili çok önemli bilgileri bizlere güzel ve anlaşılır bir üslupla anlatıyor. Başta Sorgun’da yaşayan Ermenileri, Sorgun’un gelişimini, coğrafi yapısını, nüfusunu, kültürünü, Sorgun’un ve Türkiye’nin yakın tarihini, siyasi çalkantılarını aktarıyor. Yazarımız Rauf Yücel elde ettiği bilgiler üzerinden toplumsal sancıları da masaya yatırıyor ve kronolojik bir sırayla aktarıyor.

Bahattin Efendi, Köhne-i Kebir de medresede hocalık yapıyor. Bahattin Efendi’nin talebeleri arasında Kerim Ağa’nın oğullarından “Molla Salih” de var. Bahattin Efendi bir gün medreseye ders vermeye gelmiyor, ertesi gün medreseye geldiğinde Rauf adında bir oğlunu yitirmiştir. Talebesi Salih Efendi bu olaydan sonra hocasına hürmeten doğan çocuğunun adını Rauf koyuyor. Böylece 1939 yılında Rauf hocanın hayatı başlıyor. 1946 yılında Yeşilyurt İlkokulu’na başlıyor ve 1951’de mezun oluyor. 1951 yılında Sorgun ortaokuluna başlıyor. Resimlerden ve yazarın tarifinden anlaşılacağı üzere Sorgun ortaokulu bugün yerinde kapalı spor salonu olan Yenimahalle İlkokulu’dur. 35 öğrencisi ve 5 öğretmeni ile eğitim öğretim hayatına devam eder ve 1953 yılında Sorgun Ortaokulu’ndan mezun olur. Sorgun Ortaokulu 2,5-3 metre yüksekliğinde tek katlı 1930’lu yıllarda yapılmış taş bir binadır. Önceleri Halk evi ve parti binası olarak kullanılmıştır.

Rauf hoca 1954-1957 yılları arasında Yozgat Lisesi’nde okur ve oradan mezun olur. Yozgat Lisesi 1912 yılında yapılmış, “Sarı Mektep” diye ünlenmiş, 20’den fazla sınıfı ve laboratuvarları olan güzel bir okuldur. Yozgat o dönemde Sorgun’a göre çok gelişmiştir. Güzel meydanı, parke taşlarından yapılmış yolları, yüksek bir yere yapılmış hükümet konağı ve bütün evleri kiremit çatılı olan, o dönemin şartlarına göre gelişmiş bir vilayettir.

Sorgun’un gelişimi 1950’lerde başlıyor. 1960 yılına gelindiğinde kömür ocağının da açılmasıyla nüfusu ikiye katlanıyor. 1970’li yıllarda nüfusu on bini aşıyor. 1990’lı yıllarda ise yirmi bin nüfusu ulaşıyor.

1949’lu yıllarda Sorgun’da 10-15 tane Ermeni aile yaşıyor. Bunlara dikkat ettiğimizde hepsi de meslek sahibi alanlarında tanınmış isimlerdir. Bizim insanımız ise sadece lakaplarıyla tanınırken, Ermeniler usta sıfatıyla biliniyor. Yerli halk çiftçilik ile uğraşıyor. İki at, iki öküzün dışında tamamen insan gücüyle yapılan bir çiftçilik vardır o dönemde. Eğer o sene iyi yağmur ve kar yağarsa, çocuklar da asker de değilse, hayvanlar hastalanıp ölmemişse karnını doyuracak kadar ürün elde edebilmektedirler. Hatta bu kıtlık ve sıkıntı yedikleri yemek çeşitlerine bile yansır. Tarhana çorbası, bulgur pilavi, omaç gibi sınırlı sayıda yemek çeşidi vardır sofralarda…

1950 yılı… Türkiye Kore’ye asker gönderiyor ve bu sayede Türkiye Nato’ya kabul ediliyor. Sorgun acaba bu olayın neresinde? Sorgun’dan Kore’ye Meleğin Haydar’ın oğlu Hacı Yusuf gidiyor. Çiftçi olan baba bu sayede herkesten itibar görüyor. O günlerde Sorgun 2500-3000 nüfuslu kasabadır. Önce öldü sanılan Yusuf, daha sonra sağa salim Sorgun’a dönüyor. Sorgun halkını ve ailesini sevince boğuyor.

1950 yılının ilkbaharında ezan okuma özüne dönüyor. Yazar kitabında ezan ile ilgili şunları söylüyor: “Ezanın Arapça okunmaya başlamasıyla, bizde bu olayların etkisinde kaldık ve sevindik. Oysa büyüyüp aydınlanınca bu işin inanç ve imanla ilgisi olmadığını sadece namaza bir çağrı aracı olduğunu anladık. Ha Arapça ha Türkçe, ne fark eder ki?”

Hâlbuki Ezan, İslam’ın evrenselliğinin ve bütünlüğünün delilidir. Yani dünyadaki birliğinin sembolüdür. Her ülkede Arapça aslından başka dillere tercüme edilen ezan tevhid inancını zedeler.

1951 yılında Sorgun’a ilk jeneratör kurulur ve Sorgun elektriğe kavuşur. İlk yazlık sinema da o sene açılır. Bir yıl sonra ise ilk kışlık sinemada açılır. Bu kışlık sinema aynı zamanda düğün salonu olarak da kullanılırdı. O yıllarda belediye binasının altında bir de Ziraat Bankası şubesi vardı.

1952 yılında Bulgaristan’dan yirmi iki aile Sorguna göçüyor. Sorgun halkı yeni bir kültürle tanışıyor ve kaynaşıyor. Mesela ilk somun ekmeğini göçmenlerden görüp öğreniyorlar ve göçmenlere de yufka ekmeğini öğretiyorlar. 1952 yılında Sorgun Ortaokulu’na Raif Akbulut adlı Helsinki olimpiyatlarında güreşte altın madalya kazanan bir beden eğitimi öğretmeni atanıyor. Raif hoca spor ve kültürel etkinlik adına Sorgun halkının o güne kadar bilmediği jimnastik, çuval içinde koşma, kaşıkla yumurta taşıma, bayrak yarışı, kasadan atlama gibi birçok etkinlik öğretiyor öğrencilere.

1953 yılında Sorgun evlerinin damlarının %90’nı toprakla kaplıydı. O dönemde Sorgun’da TMO bir silo yaptırıyor. Sorgun ve çevresi o dönemde tahıl ambarıydı. Bir yıl sonra da belediye TMO’nun biraz uzağına şehrin su ihtiyacını karşılaması için su deposu yaptırıyor.

1956 yılında TMO’nun yanına yirmi kadar kooperatif evi yaptırılıyor. Sorgun modern yapılarla tanışıyor. Bu dönemde Sorgun’da iki tane tuğla ocağı vardı. Bu evler tuğla ocağında yapılan tuğlalardan yapılmıştı.

1957 yılında Demokrat Parti erken genel seçim kararı almıştı. Seçim sonucunda CHP 30 milletvekilini 185’e çıkarmıştı o dönemde de seçim sisteminde çarpıklıklar vardı. Seçim sistemine göre bir ili tümüyle bir parti kazanıyordu.

1958 Temmuz ayında bir Pazar günü Yozgat’ta Kıbrıs’a destek mitingi yapılıyor. Mitinge Kayseri İmam Hatip Lisesi mezunu daha sonradan Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitiren Yasin Yordanlı (daha sonra soy ismini Hatipoğlu olarak değiştiriyor) da katılıyor ve çok güzel bir konuşma yapıyor. Mitingden bir gece önce Sorgun tarihinin bir kara lekesi olan bir olay yaşanıyor. Yirmibeş otuz serseri Ermeni vatandaşlarımızdan Karabet, Bedrik, Avidis kardeşlerin ailelerini dağa kaldırıp tecavüz ediyor. Bu olaydan sonra Ermeni aileler (kasap Mihran usta, terzi Artin, berber Aram usta, kunduracı İshak usta, demirci Ohannes usta, kunduracı Ezik usta, kunduracı Hidayet usta) birer birer Sorgunu terk ediyor. Bu olaydan sonra Sorgun’a polis teşkilatı bir komiser ve üç polis tayin ediyor.

Kitapta dikkati çeken en önemli tarihi olaylardan biri de birinci ve ikinci İnönü savaşlarından sonra Ankara hükümeti Çapanoğlu Halit Bey isyanını bastırmak üzere Çerkez Ethem’in müfrezesini gönderişidir. Çerkez Ethem bir yıl süren bu isyanı bastırarak geri döner.

Kitap adına uygun bir ruh hali içerisinde sona eriyor. Yazar en mahremini, kişisel anılarını aktardığı bu kitabında lise hayatından sonra Sorgun’u terk edişini bir ayrılık havasında anlatıyor. Prof. Ruf Yücel, uzun zamandır üzerinde taşıdığı yükü Sorgun halkına karşı sorumluluk vazifesini, emekli olduktan sonra yazdığı anı kitabı ile yerine getiriyor. Uçağın yere indiğinde yolcuların oh çektiği gibi rahatladığı hissini bütün okurlarına yansıtıyor…

 

NURİ KAYA

SORGUN DÜŞÜNCE KULÜBÜ

Author: Site varsayılanı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*