Sorgun’dan Çıktım Yola / Rauf Yücel

Sorgun’dan Çıktım Yola, Prof. Dr. Rauf Yücel’in anılarından oluşmaktadır. Kitap devamı da gelecek olan serinin ilk cildidir. Eylül 2013’te Sorgun Belediyesi tarafından yayınlanan eser 414 sayfadır.

Prof. Yücel, bu kitabı yazma fikrini şöyle izah eder: “Anılarımı yazma fikri bende 43 yıllık bir kamu hizmetinden sonra emekli olunca ortaya çıktı. Aslında bu fikir kafamda hep vardı. Kendi yaşam öykümden çok, bizim geniş ailenin ve özellikle anam başta olmak üzere babamın, kardeşlerimin, amca ve dayılarımın yaşam öykülerini yazmak istiyordum. Ancak, akademik hayatın yoğunluğu, bilimsel araştırmalar, tezler, ders notları, mesleki kitaplar, komisyon çalışmaları, jüri üyelikleri ve onların raporları, kongreler, seminerler, toplantılar, idari görevler derken bu fikir hep erteleniyordu.”

Tüm bu nedenlerden dolayı Rauf Yücel, emekli olana kadar bu fikrini uygulamaya geçirme imkânı bulamaz. Emekli olup Antalya’ya yerleştikten bir süre sonra tekrar bu işe kafa yorar ve 2010 yılında başladığı anılarının bu ilk bölümünü 3 yılda tamamlar ve geçtiğimiz Eylül ayında yayınlar.

Prof Yücel’in kalkıştığı iş, içinden çıktığı dışa kapalı, geleneksel toplum yapısını/anlayışını dikkate aldığımızda aslında büyük cesaret gerektiren bir iş. Çünkü yazar, ailesinin yeri geldiğinde en mahrem hayatını dahi ayrıntılı bir şekilde anlatmaktan çekinmemiş. Anı, otobiyografi vs. türünden kitap yazmak bizim oralarda pek karşılaşılan bir durum değildir. Bu cesaretinden dolayı Rauf Yücel hocamı kutluyorum.

Yücel, anılarını yazmaya karar verişini şu cümlelerle açıklar: “Çıkış noktam, sade insanların da anlatılacak bir hikâyelerinin olduğu düşüncesi idi. Onların da sevinçleri, kederleri, kin ve nefretleri, hırs ve tutkuları, aşk ve sevgileri, içinden geldikleri inançları, gelenek, görenek, adet ve töreleri, velhasıl yaşamın her türlü iniş ve çıkışları vardı ve bu insana özgü durumlar, onlar için yazılmaya değerdi.”

Yazarımız Prof Dr. Rauf Yücel, 1800’lü yılların başına kadar giderek kendi soy silsilesinden bahsetmiş bunu yaparken de Sorgun’un pek bilinmeyen tarihi ile ilgili de değerli bilgiler vermiş. Baba tarafından 5. göbekten dedesine kadar ulaşmış oradan hareketle liseyi bitirdiği 1950’lerin sonuna kadar kendi ailesi ekseninde adeta bir Sorgun tarihi yazmış.

Kitap, bir anı kitabı için ilginç diyebileceğimiz bir dil ve teknikle yazılmış. Klasik anı kitapları genellikle birbirinden bağımsız kesitlerden oluştuğu halde yazarımız bir roman kurgusuyla zaman ve konu devamlılığını esas alan bir eser ortaya çıkarmış. Bu da 414 sayfalık bu kitaba akıcılık sağlıyor, okuyucuyu sıkmıyor ve dahası bir sonraki bölüm için merak uyandırıyor. Bu kurgu çerçevesinde yazarımız birebir yaşanmış olayların yanında özellikle doğumundan önceki dönemde yaşananlarla ilgili hayal gücüne de başvurmuştur.

Yaş ortalaması 40 civarı olan biz Sorgun Düşünce Kulübü üyeleri için bundan 60 yıl ve daha öncesinin Sorgun’unu, bizzat yaşayan bir tanığın kaleminden okuma fırsatı elde etmek şüphesiz ki çok önemli. Elbette bizler de kendi aile büyüklerimizden eskiye dair çok şey duyduk ve dinledik, lakin bu çapta sistematik bir çalışmayla ilk kez karşılaşıyoruz. Eser bu niteliğiyle de bildiğim kadarıyla bir ilk ve bu açıdan çok önemli bir boşluğu dolduruyor. Bize bu değerli eseri kazandıran Rauf Yücel hocamıza ne kadar teşekkür etsek azdır.

Yazar anılarının bu ilk cildinde “anası ve babasını merkeze almış; büyük oranda onların yaşamını ve çektiklerini, kendisine anlatılanlar ve çevresinden duydukları çerçevesinde kurgulayarak aktarmıştır”.

Aile, yazarın babasının büyük dedesi İbrahim Ağa öncülüğünde 1800’lü yıllarının başında Tokat tarafından göç ederek Sorgun’a, o zamanki adıyla Köhne-i Kebir (Büyük Köhne) köyüne yerleşmiş. Rauf Yücel, yerleşmek için Büyük Köhne’nin seçilmesini “muhtemelen Büyük Köhne o yıllarda çevre köylerine göre daha büyük, arazisi daha geniş ve daha kozmopolit bir görünüm sergiliyormuş” şeklinde tahmin etmektedir. Aile, her ne kadar İbrahim Ağa döneminde buraya yerleşse de, Sorgun’da kök salmaları oğlu Ethem Ağa döneminde gerçekleşiyor. Ethem Ağa, yazarımızın hesabına göre 1825-1905 yılları arasında yaşamıştır. Gö Ethem lakaplı Ethem Ağa, “Köhne-i Kebir 1870’li yıllarda nahiye (bucak) merkezi olarak belirlendiğinde köyün uzun zamandan beri muhtarlığını yapıyormuş.”

Bu dönemde yaşanan en önemli gelişmelerden biri arazilerin özel mülkiyete geçişidir. Yazar bu gelişmeyi ve sonrasında olanları şöyle anlatır: “Tanzimat’la başlayan yenilik hareketlerinde, ilk kez 1847 yılında uygulamaya konulan arazilerin özel mülkiyete geçirilişi ve tapu sicillerinin çıkarılışı ile (Defterhane-i Amire), sanırım o yıllarda Köhne-i Kebir’in muhtarlığını da yapan Ethem Ağa, şimdi bizlere kadar intikal eden, Sorgun’daki pek çok arazimizin, kendi adına tapu kaydını yaptırmış.”

Ethem Ağa ve çocuklarının evleri, Büyük Köhne‘nin güney tarafında, Eğriöz Çayı ve Delibaş Deresi’nin birleştiği köşede bulunuyormuş. Yaşanan elim bir olay neticesinde yazarın babası Salih bugün Karşıyaka olarak bilinen yere taşınarak oradaki ilk evi yapmıştır.

Kitabın bundan sonraki bölümleri, yazarımızın baba tarafından dedesi “Kalp İmam” lakaplı Kerim Ağa (1860’lı yıllarda doğduğu tahmin ediliyor), babaannesi Mevlüde hanım, sonrasında babası Salih (1896’da doğmuş), halim selim ruhlu ağabeyinin tersine saldırgan karakterli, kaba saba bir adam olarak tasvir edilen, kitabın kötü adamı amcası Halit Ağa ve ailesi, anne tarafından dedesi Gedikhasanlı’lı Ahmet Ağa ve eşi Fadime hanım, dayıları ve tabi ki bu kitabın baş karakterlerinden annesi Emine hanımın hayatlarından kesitler sunmaktadır. Burada, o dönemler yazarın annesi Emine hanımın köyü Gedikhasanlı’da yaşamış olan ve orada vefat eden devrin büyük âlimi, yörenin kutbu ve manevi önderi Şakir Efendi’den ve onun Emine hanımın (yetişmesi ve karakterinin oluşması) üzerindeki etkisinden sık sık bahsediliyor. Bilmeyenler için Şakir Efendi’nin Yozgatlı Şeyh Ahmet Efendi’nin de hocası olduğunu hatırlatalım.

O dönemin Sorgun’unda henüz soyadı kanunu çıkmadan önce (ki bu kanun çıktıktan sonra bile bu alışkanlık uzun yıllar devam etmiştir) aileler “Miktatlar, Abbaslar, Köyağası Oğulları, Fettahlar, Bektaşlar, Ethem Ağalar, Osman Ağalar, Büyük Hocalar, Gözübüyükler, Hafizoğulları, Yemenler, Efendiler, Kiremitçiler vs.” adlarla ya da çeşitli lakaplarla anılmakta ve bilinmekteymiş. Yazarın babası da “Ethem Ağa’nın Salih olarak bilinirmiş. Soyadı Kanunu yürürlüğe girdiğinde aile Yücel soyadını seçmiş.

Ethem Ağa, ilk torunu olan yazarın babası Salih’i çok severmiş. Bu yüzden kendisiyle özel olarak ilgilenmiş, onu, Hoca Bahattin Efendi’ye göndererek Kur’an eğitimi almasını sağlamış, daha sonra da Bahattin Efendi onu medreseye kaydettirmiş ve tam 6 yıl medrese eğitimi almış. O dönemler kendisine “Molla Salih” denirmiş. Burada Bahattin Efendi’den de bahsetmek gerek. Bahattin Efendi, 1813 yılında yapılan Salih Paşa Camii’nin ilk imamı Feyzullah Efendi’nin torunu ve dönemim büyük hocası Ahmet Efendi’nin oğludur. Bahattin Efendi, Büyük Köhne 1926’da Sorgun adını alarak ilçe olduğunda ilk belediye başkanı olacaktır. Yazarımızın adı da Bahattin Efendi’nin küçük yaşta vefat eden oğlu Rauf’tan gelmektedir. Hocasını çok seven Salih, evladının kaybına çok üzülmüş, ileride bir gün oğlu olursa Rauf adını koymaya karar vermiştir. Öyle de yapmıştır, üstelik bir değil 2 Rauf’u olmuştur. Bunlardan ilki 4 yaşındayken Eğriöz Çayı kenarında oynarken suya düşüp boğularak ölmüş, çok sonraları doğan en küçük çocuğuna da yine Rauf (Prof. Rauf Yücel) adını vermiştir. Bu olay sonrasında, Salih dere kenarındaki evden ayrılarak Eğriöz Çayı’nın öteki yakasında çayın oldukça yukarısında, bugün Karşıyaka olarak bilinen bölgede yeni bir ev yapmış, zamanla Gö Ethem’in tüm sülalesi buraya ev yaparak küçük bir mahalle oluşturmuşlardır.

Yukarıda da bahsetmiş olduğum gibi yazarın anılarının ilk bölümü olan bu kitapta yazarın babası ve annesinin hayatı etrafında gelişen olaylara çok geniş yer ayrılmakta; bir roman diliyle bu olaylar ayrıntılı bir şekilde hikaye edilmektedir. Gerek annesinin, gerekse babasının, çocukluklarından başlayarak yaşadıkları yazıya dökülmüş; o dönem savaş yılları olması ünasebetiyle seferberlik ilan edilmesi ve eli silah tutan her erkek gibi babasının da askere alınışı, askerden kaçışı, yakalanıp tekrar götürülüşü, Çapanoğlu İsyanı, anne ve babasının evlilikleri, çocuklarının doğumları, ölümleri, bir dönem Mal Müdürlüğü’nde vergi toplama memuru olarak çalışan babasının köylülerin oyununa gelerek 6 yıl hapis cezasına çarptırılması (ki bu olay ailenin hayatındaki önemli kırılma noktalarından biri olmuş, aile ekonomik rahatlığını kaybetmiştir), onun hapiste olduğu dönemde sıkıntıların katlanmasına karşın annesi Emine hanımın tüm yükü cansiperane sırtlayışı, amcası Halit Ağa’yla mücadeleleri ve sürekli gergin giden ilişkileri, her yıl rutin şekilde yaşanan tarla, bağ, bahçe, işleri, ırgatlık, harman ve bağ bozumu, ahır ve kümes hayvanlarının bakımı ve tüm bunlardan elde edilen ürünlerle evin geçiminin sağlanması, uzunca bir dönem ihtiyaçtan dolayı evlerini kiraya verip ahırın bir bölümünde yaşamak zorunda kalmaları, sonrasında çocukların büyümeleri (ölen kardeşleri dışında ailenin en küçük ferdi Rauf Yücel’in Tekmile adında bir ablası ve Remzi ve Yusuf adlarında 2 ağabeyi vardır), okul hayatları, evlendirilmeleri teferruatlı bir şekilde anlatılmış.

Babası Salih bey, oldum olası çiftçilikten hoşlanmayan, Osmanlı dönemindeyken medrese eğitimi almış, okumayı yazmayı seven, Latin alfabesine geçilince de 3 günde yeni yazıyı öğrenmiş, bu sayede kendisine Mal Müdürlüğü’nde memurluk görevi verilmiş yeniliklere açık (oğlu Rauf Yücel’in doğum tarihini- 29 Mart 1939- gününe kadar not etmiştir ki bu o dönem için çok yapılan bir şey değildir. Bizim kuşağın bile çoğunun nüfus cüzdanlarındaki doğum tarihleri doğru değildir), kavga gürültüden hoşlanmayan, ince ruhlu bir adammış. Memuriyeti esnasında köylülerin oyuna getirmesi sonucu hapis cezası almış, hapisten çıktıktan sonra da hiçbir zaman düzenli bir işi olmamış, böyle olunca da evi çekip çevirmek büyük oranda annesi Emine hanımın sırtına kalmıştır. Manevi yönü çok güçlü, mütevekkil birisi olan Emine Hanım, o dönem Anadolu’da muhtemelen birçok örneği bulunan çalışkan, azimli, cefakâr ve fedakâr bir kadınmış. Sadece ev işlerini değil, aslında o zamanlar birçok kadının kaderi olduğu üzere bağ, bahçe, tarla, ahır vs. işleri de annesi yapmak zorunda kalmış. (Bizlerin annelerinin ve ninelerinin de benzer şartlarda yaşadıklarını hep duymuşuzdur).

Aile, gerek Sorgun’da ekilip biçilen arazilerden elde edilen, gerekse bir dönem Emine hanımın ağabeyleri tarafından köyden (Gedikhasanlı) gönderilen erzakla ve de beslenen hayvanların sütünden yapılan ürünler ve zaman zaman büyüyen yavrularının satışından elde edilen gelirlerle geçimini zor da olsa sağlayabilmiş. O dönemler bir iki temel ihtiyaç dışında pazardan, bakkaldan hazır ürün almak çok nadirmiş ve pek de hoş karşılanmazmış.

Kitapta ağırlıklı olarak işlenen dönem, 1920’lerin sonlarından Rauf Yücel’in 1950’lerin sonlarında liseyi bitirişine kadar devam eden 30 yıllık dönemdir. Bu dönemin Sorgun’u; Salih Paşa Camii’nin civarında yerleşmiş birkaç mahalleden oluşan, küçük bir çarşısı, pazarı, hanları,  çeşmeleri, değirmenleri ve bağlarıyla 1960’a gelindiğinde bile nüfusu 2500-3000’i ancak bulan; halkın büyük çoğunluğunun çiftçilik ve hayvancılıkla geçimini sağladığı, yerleşik Ermeni nüfus ve sonradan yerleştirilen Boşnak göçmenlerin ise daha çok zanaat ve esnaflıkla iştigal ettiği; tek camili, tek ikokullu, tek ortaokullu; mektep, cami, hükümet konağı ve belediye gibi resmi binalar dışında çatılı evin pek bulunmadığı (babası Salih’in Karşıyaka’da yatığı ev ilk kiremit çatılı evlerden biridir); uzun yıllar bir sağlık ocağının dahi olmadığı (ki sırf bu yüzden Rauf Yücel’in 2 ablası; birisi 2 yaşında, diğeri ise 15 yaşında ilçede doktor olmadığı için bugün basit denilebilecek hastalıklardan kurtulamayarak ölmüşlerdir); doğru düzgün bir yolu bile olmayan, elektriğin 1950’lerin sonuna kadar henüz gelmediği; buna karşın yaklaşık 120 köyün bağlı olduğu, civarın merkezi olma özelliğini taşıyan bir kasabadır.

Bizim kuşağın ve çocuklarımızın şu an içinde bulunduğu lüksü, konforu ve teknolojinin sunduğu birçok kolaylığı düşündüğümüzde sanki aradan 60-70 yıl geçmemiş de çağlar geçmiş sanırsınız. Elbette Rauf Yücel hocamız gibi hem o dönemin zorluklarını, yokluklarını ve imkânsızlıklarını görmüş, yaşamış, hem de günümüzün şartlarına vakıf insanların bu değişimi/dönüşümü algılaması bizden çok daha farklıdır. Günümüzün sunmuş olduğu rahatlığın kıymetini yeni nesillerin anlaması çok zor; çünkü, onlar bu konforun içine doğuyor ve ellerindekilerle hiçbir zaman yetinmeyerek hep bir fazlasını istiyorlar.

Kitabın son bölümleri yazarımız Rauf Yücel’in lise sonuna kadar Sorgun ve Yozgat’ta geçen eğitim hayatını anlatır. İlkokulu benim de mezun olduğum Sorgun Yeşilyurt İlkokulu’nda, ortaokulu da yine Sorgun’da okuduktan sonra, liseyi Sorgun’da lise olmadığı için Yozgat’ta tamamlar. Babası, ağabeyleri Remzi ve Yusuf’u zanaat ve meslek sahibi olmalarını istemiş birisi nalbantlık, diğeri ise kalaycılık öğrenmiş. O dönemler çocukların okutulması, hele hele yüksek eğitim alması çok düşünülmezmiş. Yetişen çocuklar için öncelik o dönem Sorgun’un ana geçim kaynağı olan çiftçilikte ve sonrasında birilerinin yanına çırak verilerek meslek sahibi olunmasındaymış. Okumak ise son seçenek olarak görülürmüş. Ağabeylerinin çiftçilik dışı mesleklere yönelmesi aslında Rauf Yücel için bir fırsat olmuş. Onlar çalıştığı için evde birisinin bulunması, bağ, bahçe ve hayvanların otlatılması işlerinde anne ve babasına yardım etmesi gerekiyormuş. Böyle olunca Rauf hem okumuş hem de okuldan arta kalan zamanlarda ve özellikle yaz tatillerinde ailenin işlerine yardımcı olmuş. İlk ve ortaokul dönemlerinde çok öne çıkan bir öğrenci olmamıştır. Bunda ailede eğitime önem verilmemesinin yanında (olsa da olur olmasa da olur tavrı) evde sürekli olarak yapması gereken diğer işlerin oluşu ve bu sebeple de yeteri kadar ders çalışma imkânı bulamayışı da etkili olmuştur. Rauf Yücel ortaokulu bitirdikten sonra liseye devam etmeye karar verir ve bu konuda babası da ona destek olur, üstelik ilk yıl sınıfta kalmasına rağmen bu desteğini sürdürür. Sonraki yıllar sınıfta kalmadan liseden mezun olan Yücel, Ankara Veteriner Fakültesi’ne kaydını yaptırır. Diploma notundan dolayı Tıp Fakültesi’ne girememesi Yücel’de bir burukluk yaşatsa da, bugün mesleğinde geldiği nokta ve elde ettiği saygınlıktan dolayı pişman değildir sanıyorum.

Kitap boyunca dikkat çeken şeylerin başında Rauf Yücel’in sıra dışı hafızası gelmektedir. Beraber okuduğu sınıf arkadaşlarının ve öğretmenlerinin büyük çoğunluğunun isimlerini bugün bile soy isimleriyle birlikte hatırlamaktadır. Aynı şekilde dönemin Sorgun’unu tarif ettiği bölümlerde, mahalle mahalle tek tek sokakları, her sokakta sırayla kimlerin yaşadığını sanki bugünü anlatır gibi anlatışı, hanları, çeşmeleri, değirmenleri yerleriyle birlikte isim isim sayması hayranlık vericidir. Mekan tarifleri ve tasvirleri de oldukça ustaca. Bu anlatım ve tarifleri öylesine etkileyici ki, sanki o günün Sorgun’una gitmiş ve o sokaklarda yürüyormuşsunuz hissine kapılıyorsunuz.

Kitap, o dönemin kültürel yaşantısına da çokça değinmektedir. Düğünler vs. çok teferruatlı bir şekilde anlatılmakta; insanların birbirleriyle ilişkileri, meselelere bakış açıları ve dünya görüşleri de okuyucunun dikkatine sunulmaktadır. Aynı şekilde her yıl aynı düzen ve disiplinle yapılan (bağ, bahçe, tarla işleri, kışın tüketilecek tüm gıda maddelerinin yazdan hazırlanması gibi) rutin işler de benzer bir titizlik ve ayrıntıyla anlatılmaktadır. Bu da elimizdeki eserin özgünlüğünü ve değerini öne çıkaran en önemli yönlerinden biridir.

Sonuç olarak, Yücel ailesi özelinde Sorgun’un yakın tarihine ışık tutan çok değerli bilgiler içeren ve bu açıdan bir kaynak kitap olarak her zaman başvurulacak kalitede özgün bir kitap olan Sorgun’dan Çıktım Yola, bu türde yazılan ilk ve en kapsamlı eser olması sebebiyle de öncü bir misyon taşımaktadır. Bu kitap, anılarını yazmak düşüncesi taşıdığı halde bunu hayata geçiremeyen Sorgunlulara yol gösterecek ve cesaret verecektir. Kim bilir içimizden birine, bir SDK üyesine ilham verecektir. Rauf Yücel hocamıza büyük bir titizlik ve emek ürünü olan bu eserinden dolayı teşekkür ediyor, ikinci cildi de en yakın zamanda okumayı ümit ediyorum.

 

ABDULLAH ALPAYDIN

SORGUN DÜŞÜNCE KULÜBÜ

Author: Site varsayılanı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*