Şövalyeler Ülkesi: Malta

Hayat boyu öğrenme programı (LLP) Grundving çerçevesinde “Never Too Late for European Synergy” konulu proje kapsamında Malta’ya dört günlük bir geziye katıldım. Türkiye ile birlikte Malta, Fransa, İspanya ve Yunanistan projeye ortak ülkelerdi. Projenin koordinatörü kendi okulumuzdan Öznur SAKA hocamızdı. Daha önce Türk Havayolları’nın Malta’ya direkt uçuşları yokmuş. İki yıl önce İstanbul Atatürk Havalimanından direkt uçuşlar başlamış. Uçaktaki yolcuların büyük bir kısmı yabancı idi. O ana kadar sadece adını duyduğum Akdeniz’de İtalya’ya bağlı olan Sicilya adasının hemen altında küçük bir ada ülkesi olan Malta, bir Avrupa Birliği ülkesi. Uçağa bindiğimizde çok heyecanlıydım. Acaba nasıl bir ülke ile karşılaşacağım diye merak ediyordum. Mayıs ayının 2’si idi. Malta’nın Valetta şehrinde küçük bir havaalanına indik. Havaalanına indiğimizde sıcak bir hava ile karşılaştık.

Otele doğru yola çıktık. Başkent Valetta ile otelimizin olduğu Meliha adlı şehrin arası araba ile bir saat idi. Yol boyu teraslanmış arazilerde çilek ve domates bahçeleri gördüm. Binaların tamamı Malta’ya özgü sarı taşlardan yapılmış binalardı. Malta, turizm, balıkçılık ve gemicilik ülkesi, ancak kendisine yeten bir tarımı var diyebiliriz. Nüfusu 450.000. İki büyük ada ve küçük adacıklardan oluşmakta. Doğası bozulmamış tam bir turizm cenneti. Her şehrinde küçük ama derin olmayan tertemiz kumsallar var. Yıl boyu sıcaklık 18-30 derece arası. Altı ay sıcak ve kurak, altı ay yağışlı bir iklime sahip.

Malta halkı, Katolik mezhebine bağlı bir millet. Halkına sorduğumuzda bu küçücük ülkede yılın her bir gününe denk gelecek şekilde 365 adet kilise olduğunu öğreniyoruz. Gerçekten de şehrin her tarafından görülebilen, her tepeye ihtişamlı kiliseler yapılmış. Şehre girdiğimizde “welcome” kelimesiyle birlikte “merhaba” kelimesinin bizi karşılaması ve trafiğin soldan akması sebebi ile halkın kültüründe Arap ve İngiliz etkisinin olduğunu görmekteyiz. En çok dikkatimi çeken ise, kendilerine özgü Malta Sarı Taşı’nın dışında yapılara çok az görmemdi. Tarihi yapıların tamamı özenle korunmuş ve günümüze kadar gelmiş. Bu yapıları turizm adına çok güzel kullanmaktalar. En çok sevilen ve yabancılara sunulan yemekleri tavşan ve balık. Yöresel olarak kurutulmuş domates, kaktüs reçeli, limon reçeli, anason kokulu balı ve zeytinyağı en çok tüketilen ürünlerdir.

Kanuni Sultan Süleyman, Rodos adasını 29 Aralık 1522’de fethedince, buradaki St. Jean Şövalyeleri, Malta ve Gozo adalarına yerleşirler. Bu ülkenin şövalyeler ülkesi olduğunu, hediyelik eşyalar üzerinde rahatlıkla görebiliriz. Hediyelik eşyaların büyük kısmı farklı boyutlarda şövalyelerden oluşmakta. Üstad-ı Azam La Valetta, Malta Adasını mükemmel bir savunma üssü yapar. Batıyı Osmanlı saldırılarına karşı yıllarca savunurlar. Bu sebeple Malta halkı, Osmanlı İmparatorluğuna mağlup olmadıkları için bu hikayeyi gururla anlatmaktadırlar. Çünkü Dünyanın en güçlü ülkesi Osmanlı İmparatorluğu, Akdeniz’deki küçücük Malta Adasını ele geçirememiştir. Malta’nın stratejik noktada mükemmel korumalı doğal limanları olduğundan savunması kolay olmuştur. Bu sebeple gemicilik sektörü de çok gelişmiştir.

Gezimizin birinci gününde otelimize yerleştik. Gezimiz tam da festival zamanına denk geldiği için gece gönlümüze hitap eden harika bir İspanyol müziği konseri, arkasından da gözümüze hitap eden havai fişek gösterisini izledik. Otelimize döndüğümüzde saat bir olmuştu ve birinci günü bu şekilde tamamladık.

Gezimizin ikinci gününde güzel bir kahvaltıdan sonra saat 8’de otelimizden ayrıldık. Malta’nın ikinci büyük adası Gozo’yu gezdik. Malta’nın üçte biri kadar olan adada 30.000 kişi yaşamakta. Ada doğasıyla, kumsallarıyla, tarihiyle muhteşem. Batı sahilinde Dwerja bölgesinde asırlar önce jeolojik kaymalar sonucu bir ayağı denizde kalmış devasa taş kemer Azure Window’u görmeye gittik. Sadece burayı görmek için binlerce turist Malta’yı ziyaret ediyor.

Gezimizin üçüncü gününde proje toplantısını yapmak için başkent Valetta’ya hareket ettik. Saat 4’e kadar Easy School adlı dil okulunda, ortak ülkelerle toplantı yapıldı. Toplantıdan sonra Valetta’nın tarihi mekânlarını gezdik. Turistler için özel hazırlan askeri töreni, şehir meydanında izledik. Tören gerçekten muhteşemdi. Bu gezimizde Malta’nın kebap kralı Sivaslı Cemil Ustayı anlatmadan geçemeyeceğim. Üç gün boyunca yemek konusunda, dini hassasiyetlerden dolayı, neredeyse doymadan gezdik. Fakat Cemil Ustanın nefis kebapları ve misafirperverliği bizi çok mutlu etti. Hatta yemekten sonra araba ile bir saatlik yol olmasına rağmen, arabasıyla otelimize kadar bıraktı. Buradan Milenyum Kebap’ın sahibi Cemil Usta ve ailesine tekrar teşekkürlerimi sunuyorum.

Gezimizin dördüncü günü Malta’dan ayrılık vakti gelmişti. Sabah her zamanki gibi sabah 8’de kahvaltımızı yaptıktan sonra başkent Valetta’daki havaalanına hareket ettik. Uçağımız havaalanından saat 11’ de hareket etti. Tadı damağımız da kalan ve çok faydalı olduğuna inandığım bu geziyi gezi çok yorulsam da mutlu bir şekilde bitirmiştim.

 

Nuri KAYA

SORGUN DÜŞÜNCE KULÜBÜ

Author: Yönetici

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*