Türküler Sevdamız, Türküler Destanımız

Türküler bir kültürün en önemli yapı taşlarından biridir. Kimi zaman sevdayı kimi zaman ekmeği, kimi zaman hayatı, kimi zamanda yaşanan yeri tam anlamıyla yansıtır türküler.

Yavukluya yakılır kimi zaman… Kimi zaman askere giden evlada, kimi zaman da hasta yatağında yatan yakına… Dertlerin tercümesidir türküler… Gönüllerdeki fermandır türküler…

Yozgat türkülerinin İç Anadolu bölgesi türkü kültüründe önemli bir yeri vardır. Çoklu enstrümanlara yer verilmez türkülerimizde. Saz ve söz kâfidir… Bir de yürekten söyleyen türkücü.

Yozgat’ın çok tanınmış türkülerinin başında Yozgat Sürmelisi gelir. Yozgat Sürmelisi yaşanmış öykülerin doğurduğu koca bir sevda, Yozgatlı’nın Aslı’sı, Şirin’i olup hat­ta kara sevdasıdır. O bir anlık sürmeli gözlere bakış, o gözlere yalvarıştır. Yüreklerde bü­yük aşklara, kara sevdalara başlan­mış olur sürmeli türküsüyle… Kor düşen yürekler sessiz sessiz yanar, ateşini genişletir ve ağızlardan sürmelinin sözleri ola­rak dökülür.

Söylenen sözlerde acı vardır, hasret vardır, çaresizlik ve gurbet vardır. Sürmelileri dinlerken bu kadar duygulanma­mızın sebebi bu sürmeli öykülerinde yakaladığımız duyguların kendimizde de bir yeri, bir acısının olmasındandır. Kısa­ca kendi aşklarımızı, kendi sevdalarımızı, hasretimizi, ekmek kavgamızı, sevip te alamadıklarımızı, aşk kavgalarımızı buluruz Yozgat’ın Sürmelilerinde, Yozgat’ın Sürmeli Türkülerinde…

Aynalı Körük, Garip Bülbül, Hastane Önü, Bir Çift Turna, Arpa Buğday, Asker Yolu Beklerim, Gam Gasavet, Ekin Ektim Çöllere, Sabahınan Esen, Trene Bindi de, Yeşil Ayna, Ziyanın Türküsü Yozgat repertuarlarının başlıca şaheserlerindendir.

Uzun havalarla başlar kırık havalarla devam eder türkülerimiz…

Rivayetlere göre komşu kızı ile beşik kertmesi olan bir genç, askerde vereme yakalanır. Hava değişimi olarak Yozgat’a (Akdağmadeni) gelir. Sözlüsünün ailesi gence kızlarını göstermek istemez. Genç tedavi için İstanbul’da hastaneye yatar, pencereden gördüğü incir ağacından aldığı ilhamla Hastane Önünde İncir Ağacı türküsünü söyler. Yakalandığı amansız hastalıktan kurtarılamayarak hastanede ölür. Ailesi cenazesini Yozgat’a getiremez. Cenaze İstanbul’da kalır. Kalır kalmasına da, aslında asıl akıllarda kalan delikanlının türküsü olur. Dillere destan olan, her hastaneye gittiğinde gözleri incir ağacı arayan sevdalıların türküsü olur. Yozgatlı’nın kültürü, Yozgatlı’nın sevdasını, çaresizliğini incir ağacından daha iyi başka hangi türkü anlatır?

Yine başka bir türkümüzün hikâyesi şöyledir;  Ziya Yozgat’ ın Karacalar köyünden yakışıklı bir delikanlıdır.  Aynı köyden Fikriye adlı kıza gönül bağlar ve onunla nişanlanır. Fikriye’nin babası Karacalar köyünün imamı Ali Hoca’dır. Baba tayin olur ve Kızıltepe köyüne imam olarak gider. Fırsat ya, Ziya da sık sık nişanlısını görmeye at sırtında gider. İki tarafta birbirini oldukça sevmektedir. Ziya bir gün ekin sularken üşütmüş ve karın ağrısından şikâyet etmektedir. Doktora gider ama fayda bulamaz, bir hafta içinde ölür. Bir başka söylentiye göre, Ziya Bey yakışıklı, at düşkünü, çok iyi atan binen, iyi cirit oynayan bir yiğittir. İki köy arasında oynanan ciritte attan düşer ve orada ölür. Fikriye, nişanlısının ani ölümü karşısında duyduğu acıyı ve kederi şiire döker böylece Ziya Türküsü ortaya çıkar. Ağıtın tamamı 30 kıtadır. Yozgat’ta çok sevilen ve söylenen bir türküdür.

Yozgat’ımıza ait türkülerin hepsinin hikayesini burada vermek zordur. Ancak türkülerin hikayesi hep farklı olsa da özü hep aynı. Hepsinin ortak noktası sevgi, aşk, çaresizlik, gurbet, ekmek davası, yaşam mücadelesi, yayla hayatıdır.

Eski sevdalar kalmadı artık uğruna türküler yazılacak… Belki eski hayat zorlukları da kalmadı… Ama şartlar ne olursa olsun herkesin yüreğinde idam ettiği bir sevgilisine Yozgat türkülerinde rastlamak mümkündür.   Yozgat türküleri hayatımızdan çok şeyleri içinde barındırır. Her mısrasında insanın kendinden bir şeyler bulmasına fırsat verir. İşte bu yüzden kültürümüzün temel taşı, işte bu yüzden kültürümüzün unutulmayan aynasıdır…

Türkülerimizin unutulmaması temennisiyle Ziya Türküsü’yle yazıma son veriyorum…

 

Çamlığın başında tüter bir tütün

Acı çekmeyenin yüreği bütün

Ziya’nın atını pazara tutun

Gelen geçen Ziyam ölmüş desinler.

 

At üstünde kuşlar gibi dönen yar,

Kendi gidip ahbapları kalan yar.

 

Benim yarim yaylalarda oturur

Ak ellerin soğuk suya batırır

Demedim mi nazlı yarim ben sana

Çok muhabbet tez ayrılık getirir.

 

At üstünde kuşlar gibi dönen yar,

Kendi gidip ahbapları kalan yar.

 

Ham meyveyi kopardılar dalından

Beni ayırdılar nazlı yarimden

Eğer o yar tutmaz ise salımdan

Onun için açık gider gözlerim.

 

At üstünde kuşlar gibi dönen yar,

Kendi gidip ahbapları kalan yar.

 

FATİH ŞAHBAZ

SORGUN DÜŞÜNCE KULÜBÜ

Author: Site varsayılanı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*