Türkülerimiz

Bu ayki dosya konusu kapsamında Yozgat Türkülerini işlemekteyiz. “Türkü” hakkında bazı tanım ve teknik bilgiler şu şekildedir.

“Türkü, Türkiye‘nin sözlü geleneğinde, bir ezgi ile söylenen halk şiirlerinin her çeşidine verilen ad. Türkü sözcüğü, Türk adının sonuna, ilgi eki olan “î” ekinin getirilmesiyle ortaya çıkmıştır. “Türkî“: Türk’le ilgili, Türk’e özgü anlamında kullanılır.

Türkü, kendine özgü ve belirli bir ezgi ile söylenen, hece ölçüsüyle yazılan ve zamanla anonimleşen birnazım biçimidir. Türküler ana dörtlüklerle, onu izleyen nakaratlardan oluşur. Türkülerdeki dörtlüklere (üçlük veya ikilik de olabilir)“bent” adı verilir. Nakaratlar ise halk dilinde bağlama ve kavuştak olarak adlandırılır. Kavuştaklar her ezgiden sonra tekrar edilen ikilik (ya da daha çok) dizelerdir.

Türkü’nün belirli bir şekli yoktur. Türkü tipinin en belirgin özelliği melodisidir. Hece sayısı itibariyle bir sınırlama olmaz. Türkülerin büyük çoğunluğu anonimdir ya da ağızdan ağza söylenirken söyleyeni kaybolmuştur.

Mahmut Ragıp Gazimihal, ezgilere göre usulsüz ve usullü türküler olarak iki ayrım yapar. Usulsüz olanlar; Divan, Bozlak, Koşma, Hoyrat ve Çukurova‘yı içine alan uzun havalardır. Usullü olan türküler grubunda ise genellikle Oyun Havaları yer alır ki bunlara Konya’da Oturak Havası, Urfa’da Kırık Hava  adı verilmektedir.”

Türküler ortaya çıktığı bölgenin kültürünün yansıması şeklinde tezahür etmektedir. Bu sebeple, türküler bölgenin kültürü, yaşam biçimi, değerleri, demografik, ekonomik ve sosyal yapılarından derinden etkilenmektedir.

Yozgat türkülerine baktığımızda genel olarak karamsarlık, üzüntü, aşk, acı, gurbet ve hasret gibi ögelerin ön plana çıktığı görülmektedir.

Yozgat’ı en iyi anlatan Türkü “Yozgat Sürmelisi”dir. Sürmeli Türküsünden bir dörtlük şöyledir:

Dersini almış da ediyor ezber

Sürmeli gözlerin sürmeyi neyler

Bu dert beni iflah etmez del eyler

Benim dert çekmeye dermanım mı var  

 

Hastane Önünde İncir Ağacı isimli türkü oldukça acıklı bir hikayeyi konu almaktadır. Komşu kızı ile beşik kertmesi olan bir genç  askerde vereme yakalanır.  Hava değişimi olarak Yozgat’a (Akdağmadeni) gelir. Sözlüsünün ailesi gence kızlarını göstermek istemez. Genç tedavi için İstanbul’da hastaneye yatar, pencereden gördüğü incir ağacından aldığı ilhamla aşağıdaki türküyü söyler. Yakalandığı amansız hastalıktan kurtarılamayarak hastanede ölür. Ailesi cenazesini Yozgat’a getiremez, İstanbul’da kalır.

Hastane önünde incir ağacı

Doktor bulamadı bana ilacı

Baştabip geliyor zehirden acı

Garip kaldım yüreğime dert oldu

Ellerin vatanı bana yurt oldu

Mezarımı kazın bayıra düze

Yönünü çevirin sıladan yüze

Benden selam söylen sevdiğimize

Başına koysun, karalar bağlasın

Gurbet elde kaldım diye ağlasın

Görüleceği üzeri Yozgat türkülerinde hakim olan duygu acı, keder, üzüntü, gurbet ve hasret olmaktadır. Ekonomik ve sosyal olarak gerekli gelişmeyi gösterememiş Yozgat insanı, doğduğu yerde doyamamış ve geçim mücadelesiyle sırtına yorganını sarıp gurbet yollarına düşmüştür. Yaşam bu bölgenin insanları için hiçbir zaman kolay olmamıştır. Yozgat halkı yaşama tutunmak için her dönemde herkesten fazla çalışmak, acı ve sıkıntı çekmek zorunda kalmıştır. Bu durum bugün de değişik tonlarda olsa da devam edegelmektedir.

Bu şekilde yaşam mücadelesi vermek zorunda kalan, sevdiklerinden ayrı gurbette mücadele eden, sahipsiz, çilekeş Yozgat halkı duygularını örnekleri yukarıda verilen türkülerle ifade etmişlerdir.

Bunun yanında, Yozgat, halk oyunları bakımından da oldukça zengin bir bölgedir. 15 kadın, 10’a yakın erkek oyunu ve birçok oyun havası vardır.

Küreselleşme sürecinde yaşanan toplumsal değişim, bireyselleşme, teknolojik gelişim, göç gibi olgular karşısında bizi biz yapan değerlerin zaafa uğrayarak yok olmaya yüz tuttuğu aşikârdır. Kültürümüzün temel unsurlarından bir tanesi olan türkülerimiz ve oyun havalarımız da bu süreçte unutulmaya yüz tutmuş durumdadır.

Kültürümüzü, değerlerimizi, gelenek ve göreneklerimizi bu tehditlerden korumak, unutturmamak ve yaşatmak bizlerin temel vazifelerindendir. Bu çerçevede özellikle yerel yönetimlere önemli vazifeler düşmektedir. Ayrıca, Sorgun Düşünce Kulübü olarak bizler bu kapsamda çalışmalar yapıyor olmakla beraber, bu yoldaki çalışmalarımızı daha da artırmalıyız.

Değerlerini, kültürünü unutmuş bir insan yaprakları dökülmüş kurumuş bir ağaç gibidir. Değerlerini, kültürünü unutmuş bir insan sonbaharda suyu çekilmiş bir yaprak gibidir. Rüzgar nerden eserse o yöne savrulur gider.

 

HATİP SORGUN 

SORGUN DÜŞÜNCE KULÜBÜ

Author: Site varsayılanı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*