Zamane Köleleri

Teknoloji bağımlılığı olgusu, son zamanların üzerinde en çok konuşulan ve şikayet edilen meselelerinden biri. Bu meseleyi tartışırken dar bir bir perspektifle konuyu sadece teknoloji bağımlılığı olarak sınırlamamak gerektiğini düşünüyorum. Zamane insanı, sadece teknolojiye değil bir çok nesneye çok çabuk bağlanıp, bağlanmayı bağımlılık derecesine taşıyabiliyor. Bağımlılık; kısaca, bir nesneye, kişiye ya da bir varlığa duyulan önlenemez istek olarak tanımlanıyor. Bu tanımdan hareketle, bugün ne kadar çok şeye bağımlı hale geldiğimize ve bu bağımlılıkların ne kadarının lehimize ya da faydamıza olduğuna dair düşünmekte fayda var.

Evrimci anlayışa göre insan ve insan toplumları sürekli gelişmektedir. Dolayısıyla bugünün insanının düne göre her açıdan daha gelişmiş olması beklenir. Bilim ve teknolojinin sürekli ve çok hızlı şekilde geliştiği, bunun neticesinde bireylerin doğal olarak her açıdan daha iyi ve daha gelişmiş eğitim aldığını varsayarsak, insanın her geçen gün daha rasyonel/akılcı, daha bilinçli, daha duyarlı, daha özgür, daha çok sorgulayan, neyin kendine fayda, neyin zarar vereceğini daha iyi ayırt edebilen bir varlığa evrilmesi gerekmez ki? Oysa durum tam tersi yönde gelişiyor gibi. Bilim ve teknolojinin bu denli gelişmesi paradoksal bir şekilde insanı daha zayıf, daha kırılgan, daha bağımlı hale getirdi, iradesini yok etti sanki.

Bağımlılık denildiği zaman, yakın zamana kadar çoğumuzun aklına uyuşturucu, alkol vb. türden maddelere bağımlılık gelmekteydi. Bu maddelerin, bağımlılarının zihninde ve bedeninde büyük tahribata yol açan; kullanıcılarını kimi zaman yaşayan bir ölüye kimi zaman da (özellikle belli bir süre ulaşılamadığı durumlarda) insanlığından çıkmış vahşi birer hayvana dönüştüren son derece tehlikeli maddeler olduğu bugün herkesin bildiği bir gerçek.

Teknoloji ise “insan yaşamını kolaylaştırmak” gibi çok masum bir iddiayla hayatımıza sokuldu. Teknoloji bugün belki de en çok silah sanayiinde kullanıldığı ve insan soyunu kitlesel anlamda daha kolay yok etmenin yolunu açtığı halde işin bu tarafını pek umursamadık. Teknolojinin büyüsüne çok çabuk kapılıp evlerimizi, imkanlarımız nispetinde, hızla bu kullanışlı aletlerle doldurmaya başladık. Başlangıçta birer yenilik olarak gördüğümüz bu aletleri, çabucak “olmazsa olmaz ihtiyaçlar” olarak algılar hale geldik. Doğamızda var olan tembelliği tetiklese de teknoloji sayesinde elde ettiğimiz konfor ve rahatlık bizi mutlu ediyordu. Bunun neticesinde, ihtiyaçlar listemiz irademiz dışında her geçen gün kabarırken, meselenin aslında teknoloji meselesi olmadığını; kapitalist aklın üretim/tüketim olgusu ekseninde kurguladığı yeni dünyanın gönüllü köleleri olma yolunda ilerlediğimizi fark edemedik ya da fark etmek istemedik.

Sonraki aşamada, iletişim ve haberleşme teknolojisindeki yenilikler, bunların bireyler tarafından kitlesel boyutta kullanılabilir hale gelmesi ve en önemlisi internet devrimi teknolojiyle kurmuş olduğumuz ilişkiyi (belki de geri dönülmez derecede) apayrı boyutlara taşıdı. Teknolojiyle aramızdaki ilişkiyi bugün artık bağımlılık kavramıyla izah ediyoruz ve ne yazık ki insan bu bağımlılığın edilgen tarafı. Dahası, teknoloji artık hayatımızı kolaylaştıran bir araç olmaktan çıkıp, bizi araçlaştırdı. Üretilen her yeni ürünü almak/kullanmak/tüketmek zorunda bırakılmış, bu doğrultuda eğitilmiş/şartlandırılmış yaratıklara dönüştürdü bizleri.

Bugün, cep telefonu, bilgisayar, tablet gibi aletler ve bunlar vasıtasıyla ulaştıklarımız, aynı uyuşturucu maddelerin kullanıcısına sağladığı türden bir keyif ve rahatlama verirken yokluklarında hırçınlaşıp saldırganlaşıyoruz. Bu da bu türden bağılımlıkların artık ne derece patalojik/hastalıklı bir seviyeye tırmandığını gösteriyor.

Teknoloji bağımlılığın bir diğer sonucu da bizleri gerek bireyler gerekse toplumlar olarak hiç olmadığımız kadar enerji bağımlısı hale getirmesi. Evlerimizde kullandığımız aletlerden tutun, oturduğumuz evlere/apartmanlara, yaşadığımız şehirlerin ulaşım ve toplu taşımacılık sistemlerine, kullandığımız otomobillere, çalıştığımız modern işyerlerine kadar her alanda enerji kaynaklarına eskisinden çok daha fazla bağımlı hale geldik. Mesela, bundan 50 yıl önce elektrik kesintisinin gündelik hayatımıza etkisiyle bugünkü etkisini karşılaştırırsak mevzu çok daha iyi anlaşılır. Bugün bir elektrik kesilmesini neredeyse bir felaket düzeyinde algılıyor ve o derece panikliyoruz. Bir gökdelenin 30. katında yaşıyorsak enerji kesintisi doğal afet etkisi yapıyor. Akıllı cihazlarımızın şarjı bittiğinde, kısa süreli de olsa şarj etme imkanımız yoksa, hele de dışarıdaysak, sanki can damarı kesilmiş gibi endişe ve strese kapılanlarımız oluyor.

Tüm bu yaşadıklarımız ışığında, bugün uluslararası güç ve hakimiyet mücadelesinin enerji üzerinden yürütülmesi elbette boşuna değil.

Son olarak, teknoloji ve akıllı cihaz bağımlılığın toplumsal yapı ve sosyal ilişkiler üzerindeki etkisine kısaca değinmek istiyorum. Bu cihazlara bağımlılık arttıkça, kişiler arası iletişim de paradoksal bir şekilde azalıyor. Her birey kendisine kapalı devre bir dünya kurup bir diğeriyle her geçen gün daha az iletişime geçiyor ve daha az şey paylaşıyor. Adına sosyal medya denen mecralarda sosyalleştiğimizi zannederken birbirimize daha da yabancılaşıyor, birbirimizi daha zor anlar hale geliyoruz. Her geçen gün daha belirginleşen toplumsal ayrışma ve tahammülsüzlükler bu sorunun beklenen bir sonucu değil midir? Bu sorunun daha ileriki aşamalarında ulusal düzeyde birlik ve dayanışma ruhunun zedelenmesi muhtemeldir ki bu da devletlerin hayatiyetini tehdit edecek kadar önemli bir tehlikedir.

 

Abdullah ALPAYDIN

SORGUN DÜŞÜNCE KULÜBÜ

 

Author: sevare

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*